| |
Birinin bunları söylemesi gerekiyordu. O, emekli askeri hakim Ümit
Kardaş oldu. Neşe Düzel'in sorularını cevaplandırırken şunları söylüyor:
"... bu dava sadece Org. Büyükanıt meselesi değil. Daha farklı
bir olay bu. Şemdinli'de birtakım devlet görevlilerinin suçüstü
yakalanması durumu var. Ben iddianameyi inceledim. Savcı, Şemdinli'de
kitapçıda patlayan son bomba olayının hangi oluşumun ve sürecin
sonucunda gerçekleştiğini açıklayabilmek için tabiî ki geriye gidiş
yapacak. (...) Hatta, 'Siyasiler sorumluluklarını yerine getirmeyip,
terörle mücadeleyi Silahlı Kuvvetler'e bıraktılar. Ama devlet içinde
birtakım örgütler ve oluşumlar, provokatif işler yaparak PKK'nın
ekmeğine yağ sürüyorlar' demiş ve Susurluk'a atıfta bulunmuş, yani
Şemdinli olayını Susurluk olayına benzetmiş. Van Savcısı, bir soruşturma
kapsamında yapılması gerekenleri yapmış, yazılması gerekenleri de
yazmış. Bir de tabiî Büyükanıt Paşa'yla ilgili iddiayı bir tanık
ifadesine dayandırmış. (...) Tabiî dayandırabilir. (...) Çok kapsamlı
ve büyük bir tablo var bu olayda. Türkiye'nin geçmişiyle hesaplaşmasının,
özellikle Doğu bölgesinde 20-25 yıldır süren hukuksuzlukların, bölge
halkını mağdur eden hukuk dışı oluşumların keyfi ve hukuka aykırı
faaliyetlerinin, Türkiye'de hem hukuku, hem demokrasiyi çürüten
bu uygulamaların deşifre edilmesinin ve yargı yoluyla sorgulanmasının
yolunu açacak bir dava Şemdinli davası aslında. Zaten davayla ilgili
bu kadar gürültü kopartılmasının nedeni de bu. (...) O bölgede 20
yıldan beri asker görev yaptı. (...) Sorunun, askeri anlayışla ve
şiddetle çözülmek istenmesi yanlış bir politikaydı. İşte şimdi,
bütün bu süreçte yapılan hukuk dışılıkların sorgulanması engellenmek
isteniyor. (...) Bu sistemin arkasında generaller olabilir. Başbakanlar,
sivil üst yöneticiler, Genelkurmay başkanları olabilir. Türkiye'nin
ihtiyacı çürümüş sistemin arkasındaki güçleri ve bu hukuk dışılıkları
azmettirenleri, soruşturmalarla ve yargılamalarla ortaya çıkarmaktır.
Yoksa, Türkiye'de hukuka dayalı bir demokrasi olmaz. Türkiye çürümüş
bir sistemin üzerinde oturuyor. Bu çürümüş sistem ancak Şemdinli
gibi davalarla arındırılabilir." (Radikal, 13 Mart 2006, s.
6).
Aslında mülakatın tümünü okumak gerekiyor. Cesur sorulara cesur
cevaplar verilmiş.
Bu dava karşısında, ona arka çıkanlarla ona muhalefet edenler iki
ayrı taraf oluşturdular. Durum, aslında kurulu düzene arka çıkanlarla,
yani statükocularla yenilikçiler arasındaki saflaşmanın ifadesi
olarak da görülebilir.
Burada, bence önemli olan husus, bir savcının hukukun talebini öne
çıkarma hususundaki yürekli davranışıyla dışa vuran bir eşelemeye
(elden geçirmeye) kapı aralanmış olmasıdır. Ben bu davayı, bir miladın
başlangıcı olarak değerlendirmek istiyorum. Çünkü burada, aslında
bu ülkede olmayan fakat daima varmış gibi gösterilen bir özeleştiri
faktörünün dışlaştığını görüyoruz. Özeleştirinin önü tıkanmamalıdır.
Durum, özeleştiri için bir başlangıç sayılarak arkasının getirilmesi
sağlanmalıdır. Çünkü özeleştirinin tıkandığı yerde çürüme ve içten
kemirilme başlar. Bu sürecin önüne geçilmesin derim.
Rasim Özdenören, Yeni Şafak
16.03.2006
|