| |
CHP lideri: Taciz edilen, rencide olan Genelkurmay, anayasal sorumluluk
taşıyanların, işin ardındakileri ortaya çıkarmasını istiyor. Bunu
kim yapacak? Yöneticiler dalalet sınırını aştı
CHP lideri Deniz Baykal, Genelkurmay Başkanlığı'nın Şemdinli iddianamesi
ve savcısıyla ilgili açıklamasına tam destek verdi. Baykal, partisinin
dünkü grup toplantısında gelişmelerle ilgili şunları söyledi:
Bu tablo ne?: Genelkurmay bir bildiri yayımlıyor. Bu noktaya nasıl
geldik? Taciz edilmiş, rencide olmuş bir Genelkurmay. Kim rencide
ediyor? Bir iddianame. Onun arkasında ne var? Kimi temsil ediyor?
Yargıyı mı temsil ediyor? O iddianame yayımlandığı anda, hatta Van
Yüzüncü Yıl Üniversitesi Rektörü hakkında iddianame yayımlandığında
yargı bağımsızlığı sorunu çıktı. Açıklamada, iddianame ile ilgili
olarak özetle 'Hukuki değil siyasi, arkasında acemi bir savcı vardır.
Bu işin arkasındakileri anayasal sorumluluk taşıyanlar ortaya çıkarmalı'
deniyor.
Kim ortaya çıkaracak? Bunlar bizi üzüyor, ama şaşırtmıyor. Önceden
uyarmıştık, söylemiştik. Bizi 'Nasıl sivil darbe dersin' diye eleştirmiş,
suçlamışlardı. Peki 'Sivil darbe' demeyeyim. Bu içine girdiğimiz
tablo ne peki?
Türkiye sahipsiz: Çevremizde yangın var. Nevruz kutlamalarına bakın,
Türk bayrağına saldırıların yapıldığı, meydanların işgal edildiği,
PKK bayraklarının dalgalandığı, güvenlik güçlerinin oturup kendini
korumak için çaba harcadığı görüntüler, bu ülkenin büyüklüğüne,
gücüne yakışan görüntüler mi?
'Kurumlar çatışmada'
Ülkeyi yönetenler yasaları uygulamaktan aciz. İnsan, 'Yok mu bu
memlekete sahip çıkacak birileri' diye düşünüyor. Ülkenin bu kadar
sahipsiz kaldığı bir dönem olmadı. Bu durumda Genelkurmay açıklaması
geliyor. Güvenlik güçleri aciz, kurumsal olarak birbirleriyle çatışıyor.
Ülke yönetiliyor mu, sürükleniyor mu? Bunlar delalet sınırının aşıldığını
gösteriyor. Türkiye yöneticileri dalalet aşamasını geride bırakmaya
başladı.
Devlet kuşatılıyor: Türkiye'de bir süredir sistemli şekilde çok
tehlikeli bir kadrolaşma sürdürülüyor. Bir süredir, dikkat diyoruz.
Alışılan kadrolaşmanın dışında bir şey var. Kadrolaşma, partizanlığın
ötesinde bir şey. Artık kadrolaşma sözü de yetmiyor. Şimdi yaşanan
olay, kuşatma. Toplum ve devlet, kurumlarıyla AKP'nin kuşatma girişimiyle
karşı karşıya. Hiç kendimizi aldatmayalım. Bu sıradan partizanlıklar
değil, hedefi var.
Türkiye'de kuşatmaya paralel bir yıldırma çabası var. Hürriyet gazetesi
yazarı Emin Çölaşan'a bir mektup yazılıyor ve 'Böyle devam edersen,
o dilin koparılır' deniyor. Altında imzası ve çalıştığı kurum var.
TÜİK. Çölaşan kurumun yöneticilerine başvuruyor. 'Çalışanımız medeni
cesaret sahibiymiş' yanıtı alıyor. Kurumlar, anlayışlar, husumetler
ona göre şekilleniyor. Türkiye bir yere doğru çekilmek isteniyor.
Bu iyi bir gidiş değil. Bunun sonunda barış, demokrasi ve insan
hakları yok.
Çanakkale ruhuna ihanet: 18 Mart'ta Çanakkale'de Mehmet Akif'i okumak
güzeldir, gereklidir. Ama Suriye sınırında iki Kıbrıs büyüklüğündeki
toprağı yabancılara 'Mayınları temizleyin, alın' demek Çanakkale
ruhuna en büyük ihanettir.
Allah Türkiye'ye acısın. Böyle bir iktidarın, Türkiye'ye veremeyeceği
zarar yoktur. Sınırların elden çıkarılmasından, Türkiye'nin en saygın
kurumlarının birbirine düşürülmesine kadar veremeyeceği zarar yoktur.
Ankara, Radikal
22.03.2006
|