|
- Solu Demirel'in arkasına takma önerisi acizliktir. Bunu söylemesi
için solun sarhoş olması lazım. Demirel sol için umut değil, umutsuzluktur
- AKP laiklik-şeriat ikilemi üzerinden politika üretiyor. AKP ve
CHP, toplumu şeriat-laiklik ikileminde sıkıştırıyorlar, Türkiye'yi
geriyorlar
- Sol milliyetçi olamaz. CHP milliyetçi bir parti. Toplumu korkutarak,
bu tutuculukla iktidara gelemez CHP. İnsanlar korkuya değil umuda
oy verir
Bir zamanlar sosyal demokrat olduğunu söyleyen CHP artık açıkça
sağ kulvardaki yerini aldı. Şemdinli olayındaki tutumuyla ve MHP'yle
fazlasıyla benzerlik taşıyan milliyetçi söylemiyle, CHP kendini
yeni bir eksene oturttu. Solculuğu da artık sadece laiklik-şeriat
ikileminde bir tartışmayı sürdürme olarak sundu. Sol kulvardan açıkça
çekilen CHP'nin muhalefette bile oy kazanamaması, MHP'nin oylarının
ise yükseldiği görüntüsü, bu arada Demirel'in hem sol hem sağ için
yeni bir lider profilini benimsemeye çalışması, siyaset yelpazesinin
sol kısmını kimliksiz bıraktı. Soldaki bu boşluğun doldurulması
için yeni arayışların ortaya çıkması kaçınılmazdı. Nitekim sosyal
demokrat hareket oluşturma çabaları hızlandı. Bu arayışlardan biri
de geçen aralıkta kuruldu. Solda yenilenme ve bütünleşme amacıyla
çeşitli illerde toplantılar yapan 10 Aralık Platformu, 28 Mart'ta
bir bildiriyle halkın önüne çıkacak. Bu hareketin öncülerinden olan
ve 12 Eylül'de yıllarca hapis yatan DİSK Genel Başkanı Süleyman
Çelebi'yle solun durumunu konuştuk. Çelebi bize DİSK'in değil, platformun
görüşlerini anlattı.
Yeni bir sosyal demokrat hareket oluşturuyorsunuz. Niye buna gerek
duydunuz?
Biz solu iktidar yapmak için bir hareket başlattık. Türkiye'nin
işsizlik, yoksulluk, eğitim, sağlık, adaletsizlik, demokrasi gibi
pek çok temel sorunu var ve bu sorunlar ancak sol bir iktidar tarafından
çözülebilir. Biz solda yenilenme, bütünleşme ve kitleselleşme hareketini
başlattık. Biz bir partiyi hedef alıp çalışma başlatmadık.
Türkiye'nin siyaset arenasında bugün 'Kemalizm' ve 'sosyal demokrasi'
eşanlamlı kavramlar olarak kullanılıyor. Bu iki kavramı eşleştiren
de özellikle CHP. Sizin sosyal demokrat hareketiniz de Kemalist
bir hareket mi?
Hayır. Cumhuriyet'in, Kemal Atatürk'ün başlattığı çağdaşlaşma ve
modernleşmeyle ilgili kazanımlarına elbette sahip çıkıyoruz ama
bugünü de çağdaş bir yaklaşımla yorumluyoruz, dünyadaki gelişmeleri
izliyoruz. Zaten devrimciliğin özü de budur. Yenileşmedir, gelişmedir,
çağdaşlaşmadır. Sadece geçmiş döneme takılıp kalınamaz.
Sizin bakış açınızdan Kemalizm'le sosyal demokrasi arasındaki farklar
neler?
Bugün Türkiye'de toplumu devlete karşı korumayı amaçlayan bir siyasi
yapılanmaya ihtiyaç var. Atatürk de söylüyor bunu. Ama Atatürkçülükle
Kemalizm'i karıştırıyorlar. Oysa Atatürk, 'Bu devlet sizin... Bu
devlet milletin... Biz, en nihayet sizin iradenizi yerine getirmeye
ve sizin çıkarlarınıza hizmet etmeye mecburuz' diyor. Atatürkçülük
budur. Kemalizm ise bürokratik bir ideolojidir. Bu ideoloji ülkede
bürokratik bir sınıf oluşturuyor. Sosyal demokraside ise bürokratik
sınıf yoktur. Sosyal demokrasi gücünü halktan alır ve devleti, halka
rağmen korumaz. Sosyal demokrasi Devletin baskı aracı olarak kullanılmasına
karşı çıkar.
Kemalizm'in bugün militarist bir vurgusu var, ordunun siyasetin
içinde bulunmasını destekliyor bu görüş. Siz, ordunun siyasetteki
rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Kendisine sol ve sosyal demokrat diyenlerle bizim ayrıştığımız en
önemli nokta ordunun siyasetteki yeriyle ilgili zaten. Türkiye'nin
koşullarından kaynaklanan bir ordu ve askeri ilişki var burada.
Bu ilişki bugüne dek hep belirleyici oldu. Genelkurmay Başkanı'nın
AB sürecinde orduyu biraz siyaset dışında tutma eğilimine rağmen,
sağından soluna, siyasetçiler de bu ülkede askeriyeye hep görev
çıkarttı. Orduya sığınan siyasetçiler var Türkiye'de. CHP, MHP ve
benzeri partilerin tamamını, kendisine sol veya milliyetçi diyenleri,
bu işle ilişkilendirebilirsiniz. Hepsi de ordunun siyasetteki yerini
destekliyorlar. Biz ise askerin görevinin siyaset olmadığını, askeri
müdahale yapılmaması gerektiğini savunuyoruz. Sivil bir yapıya inanıyoruz.
Ama bu ülkede asker yönetimden hiçbir zaman tamamen gitmedi.
CHP sağa kaymış bir milliyetçi parti olarak tanımlanıyor.
Doğru...
Sol milliyetçi olabilir mi?
Olamaz. Sol, 'vatansever ve yurtsever' olabilir. Sol, milliyetçiliği
ırkçılık temelinde sergileyemez. CHP kendisinin milliyetçi olduğunu
söylüyor. Biz, etnik kökene vurgu yapan milliyetçiliğe karşıyız.
Şoven milliyetçiliği, Türk milliyetçiliği ve Kürt milliyetçiliği
gibi duruşları doğru bulmuyoruz. Biz yurtsever ve vatansever bir
hareketiz.
CHP bugün Türkiye'nin temel çelişkisini laiklik-şeriat ikilemi
olarak koyuyor. Sizin hareketiniz için de temel çelişki bu mu?
Hayır. AKP iktidarı laiklik-şeriat ikilemi üzerinden politika üretiyor
ve CHP'yle birlikte toplumu bu eksende geriyor. İkisi, bu gerilim
üzerinden politika yapıyorlar. Toplum artık çok gerildi. Laiklik
önemli ama, Türkiye'nin bunun ötesinde demokrasi, özgürlük, şeffaflık,
insan hakları, işsizlik, yoksulluk, yolsuzluk, üretim, hukuk, refah,
eğitim, sağlık gibi çok ciddi problemleri var. Bu problemler tamamen
göz ardı ediliyor, üstleri örtülüyor, yapay bir gündem oluşturuluyor.
Toplum, şeriat-laiklik ikilemi içinde sıkıştırılıyor. Toplumun sorunlarını
çözmek yerine, gerginlikten oy topluyorlar. Laiklik tabii ki önemli
bir sorundur ve demokrasinin yaşayabilmesinin temelidir.
Ama laikliğin yaşayabilmesi için de demokrasiye ihtiyaç vardır.
Laiklik sorunu ancak demokrasi içinde çözülür.
Türkiye'nin yöneticilerinden önemli bir bölümü Türkiye'nin evrensel
hukukun kurallarını benimsemesine karşı çıkıyor. Bu nedenle hukuk
sistemimiz bir çöküntüye girdi. Siz hukukun gerçek anlamda çağdaşlaşmasını
sağlamak için ne yapmayı düşünüyorsunuz?
Aslında Türkiye'nin bir yeniden onarıma, başta hukuk olmak üzere
ciddi reformlara ihtiyacı var. Çünkü Türkiye'de bir altüst yaşanıyor.
Evrensel hukukun bütün sonuçları ve kurumları Türkiye'de de uygulanmalı.
Evrensel hukukun değerlerini uygulamadığı zaman Türkiye kendi dar
alanına sıkışıyor. Türkiye koşullarına özgü hukuk yaratılıyor. Daha
doğrusu 'hukuksuzluk' yaratılıyor. Nitekim 1980 darbesi sonrasındaki
hukuksuzluk hâlâ sürdürülüyor. 12 Eylül hukuku devam ediyor. Eğer
12 Eylül'ün yarattığı tahribatı gideremezsek, sendikal haklardan
insan haklarına her alanda 12 Eylül anayasasıyla ve darbecileri
koruyan maddeleriyle hesaplaşamazsak...
Ama hiçbir parti 12 Eylül anayasasını değiştirmek için harekete
geçmiyor. Bir darbe anayasasına karşı çıkmadan sosyal demokrat olmak
mümkün mü?
Hayır mümkün değil. Bütün problem bu. İspanya, Portekiz ve Yunanistan'da
darbecilerle yüzleşme, bir hesaplaşma yaşandı. Yunanistan'da darbeciler
hapse atıldı. Bizim ülkemizdeki temel sorun darbecilerle yüzleşememedir.
Darbecilerle bir hesaplaşma yapılmadığı için biz bu sorunları yaşıyoruz.
Ülkemizde hâlâ darbe sürecine alkış tutuluyor. Siyasi iktidarlar
darbecilerin yaptığı yasalardan besleniyor, bu zemin üzerinde politika
yapıyorlar. Sağ ya da sol, iktidara geldikten sonra hep 12 Eylül
hukukuyla yaşamayı tercih etti, bu hukuk işlerine geldi. 12 Eylül'ün
anayasasıyla hesaplaşmayan bir sol hareket Türkiye'de başarılı olamaz.
Şemdinli skandalından sonra neredeyse bütün siyasi partiler geri
çekildi. Siz eğer bir parti olsaydınız Şemdinli skandalıyla ilgili
yaklaşımınız ne olurdu?
Şemdinli yeni bir olay değil. Öncesi var. Jitemci'lerin yaptıkları
var. Mesela Susurluk. Susurluk benzeri çeteler ülkemizde hep egemen
oldu ve ödüllendirildi. Şemdinli benzeri suçüstüler bu ülkede hep
yapıldı ve üzerleri kapatıldı. 1 Mayıs 1977 katliamı böyle bir oluşum
değil midir? DİSK olarak biz bu konuda en mağdur örgütüz. 1 Mayıs
katliamında da yakalanan kontrgerillaydı. Olayın ipuçları ve sorumluları
belliydi. Ama bu katliamın failleri hâlâ ortada yok. Bütün bu olaylar
ortaya çıkmadığı için bugün de bu olaylar devam etti zaten. Biz
bir siyasi parti olsaydık, Şemdinli'nin ucu, sonu nereye gidiyorsa
ortaya çıkması konusunda her çabayı ortaya koyardık ve bu süreci
topluma çok açık sunardık.
Şunu mu söylüyorsunuz? Kontgerillayla hesaplaşır mıydınız?
Evet. Bu hesaplaşmayı yapmadığınız sürece Şemdinli türü olaylar
yaşanacaktır. Şemdinli gibi olayları açıklığa kavuşturmadan Türkiye'de
demokrasiden bahsetmek mümkün değildir. Şemdinli olayının içinde
başından sonuna bulunan CHP Parti Meclis Üyesi Hakkâri Milletvekili
Esat Canan geçen gün uyardı. 'Bu iş kapatılacak' dedi. CHP'nin içinde
Esat Canan gibi çok ciddi ve saygıdeğer kişiler var.
Peki... CHP, bir iktidar alternatifi olamıyor. Bunun nedenlerini
saptadınız mı?
CHP ürettiği politikalarla topluma umut vermiyor. Zaten görülüyor.
Toplumu korkutarak iktidar olamıyorsunuz. 'Ne yapalım, başka çaremiz
yok' diyen oylarla iktidara gelinemiyor. Çünkü insanlar korkuya
değil, daha iyi bir gelecek umuduna oy veriyorlar. Şeriat ve düzenle
ilgili yaratılan korkulara oy vermiyorlar. CHP bugünkü tutuculuğuyla
ve halkla kopuk ilişkileriyle iktidar olamaz. Baykal'ın, halkın
yaşadığı bunca işsizlik, yoksulluk, eğitim, sağlık sorunlarına rağmen
niye CHP'yi iktidar yapmadığını sorgulaması gerekiyor. Halbuki bu
topluma sol doğru olarak sunulsa, solun oyları yüzde 40'lara çıkar.
Çünkü bu toplumun taleplerini ancak sol karşılayabilir. Ama sol
bugünkü Türkiye koşullarında yükseleceğine geriliyor. Her ülkede
sol muhalefetteyken büyür, bizimkisi küçülüyor. Bizdeki solu artık
sorgulamak ve yeniden tanımlamak gerekiyor.
Sizce Türkiye'nin en büyük üç sorunu nedir şu anda?
Bir, işsizlik ve yoksulluk. İki, hukuk ve adalet. Üç, sağlık ve
eğitim. Ve bir de tabii Kürt sorunu ve türban sorunu.
Türban, siyasette neredeyse diğer bütün temel sorunların önünde
duruyor. Bunu, dine ağırlık veren siyasiler kadar CHP de gündemde
tutuyor. Niye sosyal demokrat bir parti için türban her şeyden daha
önemli sizce?
AKP iktidarının ve yerel yönetimlerin uyguladığı politikalar ve
kadrolaşmalar sonucunda Türkiye'de yaşam tarzı bugün ciddi olarak
tehdit altında.
Türkiye'ye bir şeriat düzenin gelmesi tehlikesi mi var sizce?
Tabii ki var. Eğer içki yasağından devletteki dinci kadrolaşmaya,
eşleri türbanlı olanların işe alınmasına ilişkin AKP'nin politikaları,
girişimleri böyle devam ederse, şeriat tehdidini yok saymak mümkün
değil.
Konuşmamızın başında AKP ve CHP'nin Türkiye'nin çözülecek temel
sorunları varken türban konusunda yapay gerginlik yaratarak oy topladıklarını
söylemiştiniz. Şimdi ise ülkede bir şeriat düzeninin kurulması,
yaşam tarzının değiştirilmesi tehlikesinden söz ediyorsunuz. Bu
yorumunuza göre, CHP türbanı öncelikli sorun yaparak yapay değil,
aksine doğru bir politika uygulamış olmuyor mu?
Toplumumuzda dini düzene, şeriata doğru kayıldığı konusunda ciddi
bir kaygı ve kuşku var. Bu korku giderek artıyor. Çünkü din üzerinden
siyaset yapılması bu endişeyi büyütüyor. Bu gerçek bir korku. Böyle
bir ortamda türban sorunu, gerilim üretilerek çözülemez. Türkiye'yi
önce bu gerilimden kurtarmak, türban üzerinden gerilim üreten politikayı
durdurmak gerekir. Çünkü bu sorun sürekli gündemde tutularak bu
sıcaklıkta aşılamaz. Ortamın soğutulması gerekiyor. Ayrıca, toplumun
üretimsizlik, işsizlik, yoksulluk, adalet, sağlık, eğitim gibi temel
sorunları çözüldükçe, türban sorunu da bir şekilde çözülür zaten.
Süleyman Demirel, türban takan öğrencilerin Suudi Arabistan'a gitmesi
gerektiğini söyledi. Siz bir sosyal demokrat olarak bu öneriyi nasıl
karşıladınız?
Türbanın sorun olmasında Demirel'in de sorumluluğu var. Din vurgulu
siyaseti kendisi geliştirdi. Geçmişte yaptıklarıyla ilgili bir özeleştiri
yapmadan bu konuda bir şey söylemeye hakkı yok. Önerisine gelince...
Biz böyle bir öneriyi asla doğru bulmayız. On yıl önce bu ülkede
kız öğrenciler üniversitede türbanlarıyla okudular. Sorun yoktu.
O zaman da gene aynı anayasa geçerliydi. Ama şimdi ülkede türban
takanlar-takmayanlar, oruç tutanlar-tutmayanlar gibi bir şey yaratılıyor.
Türban takanlar üniversiteye serbestçe girebilmeli ama türban takmayanlar
da türban takanlardan baskı görmemeli. Sen niye açık dolaşıyorsun
refleksi devreye girmemeli. Bunun altyapısı sağlanmalı. Yani türbanlı
olanların korunduğu, kollandığı bir ilişki yaratılmamalı. Çünkü
böyle bir tehlike var ve din bizim ülkemizde bir baskı aracı olarak
kullanılıyor. Oruç örneği ortada.
Demirel birdenbire tek başına ana muhalefet partisi konumuna geldi.
CHP'nin rolünü böylesine kolay kaptırmasını nasıl açıklıyorsunuz
siz?
Demirel bir söylemi nedeniyle ilgi çekti. Ama Demirel sol için bir
buluşma noktası değil tabii ki.
Solun önemli isimlerinden biri olan Cumhuriyet gazetesinin başyazarı
İlhan Selçuk solu birleştirici isim olarak Demirel'i önerdi geçenlerde
bir yazısında. Etrafta bu kadar çok sosyal demokrat varken, sağın
kırk yıllık lideri Demirel'in solu birleştiren isim olarak önerilmesi
biraz komik kaçmıyor mu?
Solun, Demirel'in arkasına takılması mümkün değil. Solun bunu söylemesi
için hap yutması lazım. Yani Demirel'in etrafında bir sol hareketin
yaratılması yaklaşımında bulunması için solun sarhoş olması lazım.
Ben bunları İlhan Selçuk için söylemiyorum. İlhan Abi'yle ilgili
bir cümle etmek istemiyorum. Ama ben Türkiye solunun Demirel'in
arkasına takılmasını asla kabul etmiyorum. Çünkü solun bugünkü tıkanıklığının
nedeni Demirel'dir. Yasakçılığıyla, kurduğu milliyetçi cephelerle,
bana sağcılar adam öldürdü dedirtemezsiniz tutumlarıyla Demirel,
sola balyozla vurulmasında büyük rol oynadı. Demirel sol için bir
umut değil, umutsuzluktur. Solu Demirel'e mahkûm etmek, onun arkasına
takmak solun acizliğidir.
Peki... Kürt meselesinde çözüm öneriniz var mı?
Kürt sorunu ne inkârla ne de isyanla çözülür. Kürt sorunu böyle
bir sorunun varlığı kabul edilerek demokratikleşmeyle çözülür. Sorun
baskıyla çözülemez. Bu sorun PKK'nın yaptığı şiddet ve terörle de
çözülmez. Ama bugün siyasi partilerin hiçbirinin Kürt politikası
yok, sadece söylemleri var. Zaten sonuçta bugünkü noktaya gelindi
ve Türk- Kürt milliyetçilikleri temelinde ciddi bir gerilim oluştu.
Türkiye hiç gerçek bir sosyal demokrat parti gördü mü?
SHP döneminde ipuçlarını verdi ama başarılı olamadı. Türkiye'de
gerçek bir sosyal demokrat parti hiç olmadığı için şimdi bütün bu
sorunlar yaşanıyor zaten...
Neşe Düzel - Süleyman Çelebi ile söyleşi, Radikal
08.05.2006
|