| |
Bazı aydınlar ve siyasi partiler, İtalyan solunun seçim ittifakını
Türkiye solu için de öneriyor. Ancak Türkiye'de mevzuat, partilerin
o türden seçim ittifakları kurmasına engel. Şimdiki halde CHP'de
'birleşme' de olanaklı görünmüyor. Çözüm, seçmene düşüyor
Son zamanlardaki kamuoyu yoklamaları olası bir erken seçim ya da
süresinde yapılacak bir seçim sonrasında parlamentoda temsil edilen
siyasi yapının değişeceğine işaret etmekte, büyük olasılıkla AKP'nin
oylarının düşeceğini ve CHP'nin yanı sıra MHP ve DYP'nin de TBMM'de
temsil edileceğini gündeme getirmektedir.
Böyle bir gelişme birçok kesimin beklentilerini altüst edecek ve
karamsar birçok insanı da ülkenin yarınına güven duymasını sağlayacak
bir iyimserlik havasına sokacaktır. Ülkenin aydınlanmasına kafa
tutmak isteyenleri ve dinci bir siyaset üstünden kadrolaşmayı yüreklendiren
AKP, kendini iktidardan indirebilecek böyle bir gelişmenin telaşı
içinde türban, imam-hatipliler ve kadrolaşma konularında sinirli
bir siyaset girdabına kendini kaptırarak ülkede siyasi tansiyonu
yükseltmekte bir sakınca görmemektedir.
İflah olmaz bölünme
Türü ne olursa olsun yapılacak ilk genel seçimler sonrasında AKP
karşısında bir koalisyon olasılığının ortaya çıkması ve böyle bir
koalisyonun iktidara gelmesi, henüz kamuoyuna yeterince yansımayan,
bazı tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bunların içinde
en önemlisi soldaki iflah olmaz bölünmenin, bir çözümü olabilir
mi sorunudur. Sol siyasal yelpazede sosyal demokrat olarak tanımlanacak
CHP, SHP, DSP dışında solun Marksizme kadar uzanan tonlarını yansıtan
İP, ÖDP, TKP ve benzeri partiler vardır. Soldaki bu bölünme sola
oy verecek seçmeni ciddi olarak tedirgin etmekte ve 'yarın seçim
olsa kime oy veririm' sorusu birçok insanın tepesinde Demokles'in
kılıcı gibi asılı durmaktadır. Bazı köşe yazarları, örneğin Cumhuriyet'ten
sayın Oktay Akbal, bazı siyasi partiler, örneğin SHP, solun seçimlere
İtalyan modelini örnek alarak katılmasını önermektedir. Bu konuda
SHP İtalyan sol ittifakının Zeytin Ağacı programını Türkçeleştirerek
seçmenlere dağıtmaya başlamıştır.
9-10 Nisan tarihlerinde yapılan İtalyan seçimlerinin galibi, çok
az bir farkla da olsa, Romano Parodi liderliğinde ki merkez sol
koalisyon olmuştur. Bundan esinlenen aydınlarımız ve bazı siyasilerimiz
İtalyan solunun bu koalisyonunun örnek alınmasını istemekte ve böyle
bir koalisyonun liderliği için isimler bile önermektedirler. Türk
solu iktidara susamıştır ve çıkış yolu aramaktadır.
Önce böyle bir koalisyona yasal olanak olup olmadığını incelememiz
gerek.
2839 sayılı Milletvekili Seçimi Kanunu 16. maddesinde bu konuya
açıklık getirmektedir. Anılan maddenin ilk fıkrasına göre siyasi
partiler anlaşarak müşterek liste halinde aday gösteremezler. Maddenin
ikinci fıkrası ise siyasi partilere kayıtlı olmayan kimselerin,
herhangi bir siyasi parti tarafından aday gösterilmeleri, kendilerinin
yazılı muvafakatlarına bağlıdır. Öyleyse ülkemizde siyasi partilerin
bir araya gelerek ortak bir liste oluşturmaları yolu ile seçimlere
katılmaları olanaksız fakat başka parti üyesi adayların bir partinin
listesinden aday olmayı kabul etmeleri ve onaylamaları durumunda
partiler arsında aday koalisyonun oluşturulması, dolaylı olarak,
mümkün görünmektedir.
Adayları tek listede buluşturmak
Bu yasal durum karşısında acaba ülkemizde yapılacak ilk genel seçimde
sol yelpazede bulunan partiler arasında bir partinin listesinden
aday olarak gösterilmek üzere bir sol ittifak kurulabilir mi?
Bu soruya yanıt verebilmek için Türk solunda siyasetin ideolojik
ve sosyolojik bir analizini yapmak gerekir. Türk solunu sosyal demokratlar
ve Marksistler olarak iki ana bölümde ele alırsak ve tarihsel olarak
sosyal demokratların Marksizm'den koparak (belki de ihanet ederek)
ayrı bir siyaset oluşturduklarını anımsarsak bu iki siyasetin bir
arada ortak kararlar alması kültürünün henüz oluşmadığı sonucuna
varabiliriz. Bu iki görüş siyaseten dost değil hasım konumundadır
ve bu nedenle bu ikisinin birlikte bir koalisyon içinde görüntü
vermesini beklemek zordur.
Sosyal demokrat olduğunu savlayan partileri incelediğimizde, çok
partili siyasi tarihimizde Adnan Menderes'in Demokrat Partisi dahil,
birçok partinin CHP'den koparak kurulduğu gerçeğini ve bu kopmaların
ağır suçlamalar eşliğinde gerçekleştirildiğini anımsarsak, solda
bir koalisyon umudunun da hayli zayıf olduğu ortaya çıkacaktır.
CHP diğer sosyal demokrat partilerin filizlenip koptuğu bir köklü
çınar konumundadır ve ondan kopanların kurdukları partileri kapatıp
CHP'ye katılmaları zordur. Geçmişte
Halkçı Parti, SHP ve Yeni Türkiye Partisi katılmalarına tanık olunmuştur
ama sonrasında filizlenip, kopmalar yeniden yaşanmış ve katılımlar
kalıcı olamamıştır. Bugün sosyal demokrat partiler arasındaki ilişkiler
hiç de dostça değildir ve yapısal birlikteliğe hiçbirisinin sıcak
baktığını sanmıyoruz.
Sol acaba böylesine çaresiz mi kalacak ve özellikle milliyetçi sağın
yükselişine seyirci mi olacaktır? Gelecek seçimlerde sol partilerin
bir güç gösterisi için hiç umudu yok mudur? Solun dağınıklığı kime
yarayacak ve ülkenin yüzünü aydınlığa yönelten Atatürk devrimlerini
kim sahiplenecektir?
Temsil edilmeyen yüzde 60
Sosyal demokrat partilerin, Türkiye'nin en eski, en örgütlü ve en
çok üyeye sahip tek sosyal demokrat partisi olan CHP çatısında birleşmeleri
ve CHP'den ağır suçlamalarla ayrılıp başka partilere giden veya
parti kuranların CHP'den aday olmayı içlerine sindirmeleri olanaksız
olduğuna göre geriye bir tek seçenek kalmaktadır; sol seçmenlerin
tüm eleştirilerini ve savaş baltalarını gömerek aydınlık bir Türkiye
kurmak ve Atatürk devrimlerine sahip çıkabilmek için gelecek seçimlerde
CHP'ye oy vermeleri.
Bugün kayıtlı seçmenin ancak yüzde 40'ının oyu parlamentoda temsil
edilebilmektedir. Temsil edilemeyen yüzde 60 içinde sol oyların
bir hayli yüksek olduğu açıktır. Sol seçmenler, gelecekte hiçbir
pişmanlık duymamak için, yapılacak genel seçimlerde sağduyu ile
bilinçli olarak oy vermek zorundadırlar.
Yrd. Doç. Dr. Engin Ünsal: Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesi
Öğretim Üyesi
Engin Ünsal, Radikal
10.05.2006
|