| |
- Atatürk'ün ve CHP'nin milliyetçiliği etnik milliyetçiliktir.
Türklüğü öne çıkarıyor, ve Türk kültürü hâkim olsun diyorsanız bu
etnik milliyetçiliktir. CHP etnik milliyetçidir
- Milliyetçilik demokrasiden yana olamaz. Demokrasiyle kesinlikle
bağdaşamaz. Milliyetçilik homojenleştirmek, ötekini kabul etmemek,
asimile etmeye çalışmak demektir
- Türklükle ne bağdaşmaz diye sorduk. İlk sırayı dinsiz olmak, ikinciliği
Hıristiyan ve Yahudi olmak aldı. Eşcinsellik üçüncü çıktı. Türk
toplumu ciddi homofobik bir toplum
Türkiye'de milliyetçilik yükselirken, ülke, siyasi ve ekonomik
bir karışıklığa doğru sürükleniyor. Milliyetçiliğin bütün partilere
egemen olduğu bu dönemde, AB'yle ilişkiler duraklıyor, demokrasi
geriliyor, siyasi çalkantılar çoğalıyor. Milliyetçiliğin yükselmesiyle
krizlerin artması ve demokrasinin gerilemesi arasında bir eşzamanlılık
görülüyor. Bu, akla milliyetçilikle demokrasi bağdaşabilir mi sorusunu
getiriyor. Neden Türkiye Avrupalılaşma yolunda ilerlerken yeniden
milliyetçiliğe kaydı, demokrasiden uzaklaşmaya başladı? Milliyetçi
anlayış birbirinden çok farklı gözüken siyasi partilerde nasıl bu
kadar kolayca ortak bir değere dönüşüyor? Bu ortak milliyetçilik
Türkiye'nin sorunlarını çözüyor mu, büyütüyor mu? Bunları milliyetçilik
üzerine üç kitabı yayımlanan Bilgi Üniversitesi öğretim üyesi Doç.Dr.
Umut Özkırımlı'yla konuştuk.
Sürekli olarak milliyetçiliğin yükseldiği söyleniyor. Yükseldi
derken tam ne kastediliyor? Taraftarının arttığı mı? Politikaya
milliyetçiliğin damgasını vurduğu mu? Medyanın söylemini değiştirdiği
mi? Milliyetçi partilerin oylarını artırdığı mı? Yoksa hepsi birden
mi?
Hepsi birden. Aslında milliyetçilik yükseldi lafı da yanlış. Milliyetçilik
bu toplumda zaten yaygın ve yüksek dozda olan bir şey. Türkiye'de
milliyetçiliğin ideolojik altyapısı yıllar içinde oluşturuldu. Belli
konjonktürlerde sadece şu yapılıyor. Kriz dönemlerinde siyasetçiler
bu milliyetçiliği kullanıyor ve milliyetçilikte bir patlama oluşuyor.
Böylece milliyetçilik daha görünür hale geliyor. Şimdi de yaşanan
bu.
Milliyetçiliğin yükselişinin işaretlerini en çok nerede görüyoruz?
En çok siyasi partilerde ve medyada görüyoruz. İkisi de milliyetçiliği
normal bir söylem gibi kabulleniyor. Bu acı bir şey. Çünkü milliyetçilik
bir dünya görüşüdür, dünyayı algılama biçimidir. Bütün siyasi partiler
bugün milliyetçi kartı kullanıyor. AB ve Kıbrıs'ta önemli adımlar
atan AKP de son dönemde milliyetçilik söylemine sarıldı. Çünkü bir
araştırma yaptırdı, çıkan sonuçlara baktı ve 'hadi biz de milliyetçilikten
faydalanalım' dedi. Çünkü o araştırmada, önümüzdeki seçimlerde ilk
kez oy kullanacak gençlerin büyük bölümü MHP'ye oy atacağını söylemiş.
Milliyetçilik bir dünya görüşüdür, dediniz. Milliyetçilik dünyayı
nasıl görür?
Bir kere dünyayı 'biz ve onlar' diye ikili kategorilere ayırır.
Bir MHP'linin 'biz' tanımıyla, bir CHP'linin biz tanımı değişebilir
ama değişmeyen tek şey 'biz ve öteki' nin varlığıdır. Milliyetçilik
'biz' i, homojen, aynı tip insanlardan oluşan bir şey olarak görür.
Ötekine karşı tavrı da, farklılıkları yok etmek için onu asimile
etmeye çalışmak olur. Asimile edemezse, ötekini yok etmeye kadar
varır iş. Yani milliyetçi bakışın yöntemleri çok basitten başlayıp,
öldürmeye kadar gider. Türkiye'de tek bir milliyetçilik yok, devletinki
dahil bir sürü milliyetçilik var. Ama son dönemde, bu milliyetçilikler
arasında fark azaldı ve aralarında ortaklıklar kuruldu. Mesela,
AB karşıtlığında kendisine 'ulusalcı' diyen gruptan MHP'ye, Saadet
Partisi'ne, emekli elçilere, bazı CHP'lilere kadar koca bir yelpaze
oluştu. Aslında dünyada da milliyetçilik yaygın ama Türkiye'deki
çok yoğun. Bizde milliyetçilik bütün siyasi dili belirliyor.
Milliyetçiliğin yükseldiğini söylüyoruz sürekli ama bu görüşün
en güçlü temsilcisi olan MHP'nin oyları hâlâ barajı tam geçemiyor.
Niye böyle bir çelişki var? Milliyetçilik artarken niye milliyetçi
partinin oyları onu iktidara taşıyacak ölçüde patlamıyor?
Halkın gözünde milliyetçi olan sadece MHP değil ki. Bütün siyasi
partiler milliyetçi zaten. Hepsi de milliyetçilik kartını kullandığı
için ve halk onları da milliyetçi gördüğü için oylar dağılıyor.
İnsanlar MHP'yi sadece biraz daha uçta, daha sert görüyor. Sonuçta
bizim araştırmada en milliyetçi lider Tayyip Erdoğan çıktı. '99
seçimlerinde MHP yüzde 18 oy aldığında yüzde 20 küsur oy alan ve
kendisine demokratik sol diyen Ecevit daha mı az milliyetçiydi?
MHP'nin 1999'daki başarısı 'MHP merkeze geldi' diye yorumlanmıştı.
Hayır. Merkez MHP'lileşmişti. Merkez sağa kaydı Türkiye'de. Bütün
siyasi partilerin milliyetçilik dozu giderek arttı. Bu durumda MHP'nin
patlaması söz konusu değil. Diğer partilerde de milliyetçilik patladı
çünkü. Hepsi milliyetçi şimdi. CHP'nin önde geleni Onur Öymen'le,
Şükrü Elekdağ'ın söylemine baktığınızda, MHP'lilerle aralarında
bir fark görüyor musunuz?
Milliyetçiliğin temsilcisi MHP mi yoksa CHP mi bugün?
Her ikisi de. Kemikleşmiş MHP kitlesi gidip CHP'ye oy vermez ama
CHP ile MHP arasında milliyetçilik açısından hemen hiçbir fark yok.
Önerdikleri politikalara baktığınızda çok fark yok. Türkiye'nin
en büyük ironilerinden biri de bu zaten. CHP'nin ve DSP'nin sosyal
demokrat olmaları! Gerçi dünyada her yerde milliyetçiliğin genel
bir egemenliği var ve oradaki sosyal demokrat partiler de milliyetçiliğe
çok uzak değiller ama, İngiltere'de İşçi Partisi'yle Muhafazakâr
Parti, Almanya'da Hıristiyan Demokratlarla Sosyal Demokratlar arasında
farklar var. Bizde milliyetçilikte, siyasi partiler arasında hiçbir
fark kalmadı. Hepsi aynı derecede milliyetçi.
CHP'nin milliyetçi çizgiye kaymasını nasıl açıklıyorsunuz?
İki cevabı olabilir. Bir, şu andaki sorunları kaşıyarak oy toplama
kaygısıdır. İki, milliyetçi damarı çok yüksek kadroların CHP'ye
tamamen hâkim olmasıdır. Kemal Derviş'in CHP'den tasfiye edildiğini,
orada barınamadığını unutmayalım. Eğer Derviş CHP'de söz sahibi
olsaydı, bu parti muhtemelen daha sosyal demokrat ve AB yanlısı
bir çizgide olurdu. Ama CHP aslına döndü. Bizde yanlış anlaşılan
şeyler var. Mesela Atatürk milliyetçiliği toprağa, vatandaşlığa
bağlıdır denir.
Değil midir?
Hayır değildir. Hem Atatürk'ün milliyetçilik anlayışında, hem de
CHP'nin kurulduğu dönemdeki milliyetçilik yaklaşımında kültür ön
plana çıkarılır. Etnik milliyetçiliktir bu. CHP etnik milliyetçidir.
Etnik milliyetçilik, kan milliyetçiliği demek değildir zaten. Etnik
kelimesinin anlamında 'kültür'' de vardır. Din, dil, âdetler vardır.
Eğer siz Türklüğü ön plana çıkaran bir milliyetçilik anlayışını
savunuyorsanız, 'Türk kültürü hâkim olsun, Türk dili konuşulsun,
başka gruplar için onlar da Türk' diyorsanız, bu etnik milliyetçilikten
başka bir şey değildir. 'Kürtler etnik milliyetçi, Türkler etnik
milliyetçi değil' demek de tamamen aldatmacadır. Bu ülkede herkes
etnik milliyetçi. CHP de, Türk milliyetçisi de, Kürt milliyetçisi
de... Bütün milliyetçilikler etniktir, dışlayıcıdır.
Kemalistler eskiden de milliyetçiydi yani... Öyle mi?
Her zaman milliyetçiydiler. Değişen bir şey yok. Recep Peker'leri,
Mahmut Esat Bozkurt'ları görmüş bir CHP bu. 1930'ların, 40'ların
CHP'si son derece milliyetçiydi. CHP uzunca bir dönem, Türk olmadığını
düşündüğü kesimleri yok sayan çok otoriter bir duruş sergilemiş.
CHP'nin geçmişinde varlık vergileri var, 1934 Trakya olayları var,
'vatandaş Türkçe konuş' kampanyaları var, Kürtlerin bir yerden bir
yere göç ettirildiği iskân kanunları var, bazı mesleklere Türk olmayanlar
giremez diye türlü yasalar var. CHP devlet kuran bir parti. Böyle
bir geleneğin hâlâ temsilcisi olduğu görülüyor CHP'nin.
CHP'nin kaydığı milliyetçilik demokrasiyle bağdaşabilir mi?
Kesinlikle bağdaşmaz. Bu kadar koyu bir milliyetçiliği savunursanız,
bütün sorunları, milliyetçiliğe göre tanımlarsınız. Her şeyi, gerçeği
çarpıtan milliyetçi lensle görürsünüz. Buna göre, Kürt sorunu terör
sorunudur, AB bizi bölmek istiyordur, Ermeni meselesi Sevr'in hortlamasıdır...
Halbuki özgürlükçü ve demokratik olursanız, karşı tarafı dinlemek
istersiniz. Onu duymaya, anlamaya, tanımaya çalışırsınız. Kürtlerin
bazı talepleri var. Onları duymanız, bu talepleri ifade etme hakkını
onlara vermeniz gerekiyor. Tabii ki ne hak verirseniz verin, marjinal
taleplerini sürdürecek Kürt milliyetçileri her zaman olacak. Çünkü
bir kimlik bir kez siyasileştikten sonra bunu yok edemezsiniz ama
onu marjinalleştirebilirsiniz. Eğer biz demokratikleşmeyi başarsaydık,
ayrılıkçılığı savunan Kürt milliyetçiliğini kitlelerden soyutlardık.
İspanya'da ETA marjinalleşti. Demek ki demokrasiyle sorun çözülüyor,
kontrol altına alınıyor.
Peki AKP'nin milliyetçilikle ilişkisi nasıl? AKP'li yöneticiler
de milliyetçilik vurgusunu ön plana çıkarıyor son zamanlarda.
AKP'nin içinde zaten milliyetçi gelenekten gelen isimler var. Mesela
Adalet Bakanı Cemil Çiçek. AKP'nin bu isimleri barındırması çizgisinin
zaten milliyetçilikten uzak olmadığını gösterir. Ayrıca milliyetçilik,
Milli Görüş'ün bir parçasıdır. Milli Görüş'ün Kemalizm'den farkı,
İslam'ı Türk kimliğinin önemli bir parçası görmesidir. Aslında AKP'nin
milliyetçilikle ilgili pragmatik bir yaklaşımı var. AB'yle ilişkilerde
ve Kıbrıs sorununda milliyetçileri sinirlendirecek şeyler yaptı
AKP. Ama baktı ki tepkiler ve baskılar artıyor, pat diye milliyetçiliğe
kaydı. Doktriner bir kayış değil bu. Pragmatik bir kayış bu. AKP
yarın tekrar AB taraftarlığına dönebilir.
Dincilikle milliyetçilik arasındaki ilişki nasıl gelişiyor? Hangisi
hangisini etkiliyor?
Milliyetçilik dinciliği daha çok etkiliyor. Ama bu geçişli bir ilişki.
Bir yanda İslam millileşirken, diğer yanda milliyetçiliğin içine
İslam dozu ekleniyor. Mesela 1960'lardan sonra MHP Türk-İslam senteziyle
ciddi İslamcı sloganlar kullanmaya başladı. İslamcılar da milliyetçilerle
başa çıkabilmek için 'bütün Müslüman ümmeti tek bir millettir' anlayışı
olan ümmetçiliği bırakıp milliyetçiliği benimsedi ve bunun adını
da Milli Görüş koydu. Aslında bütün dünyada geçmişte dinle milliyetçilik
arasında bir çatışma yaşanmış ama ulusdevletler çok güçlü bir dalgayla
gelince dinler geri adım atmış ve ulusdevleti savunan kadrolarla
işbirliği yapmış. Türkiye'de de yaşanan farklı değil. Kemalizm'de
bile İslam tamamen dışlanan bir şey değil. İslam sadece kamusal
alandan biraz daha özel alana itilmiş. Zaten Kemalistlerin kim Türktür
sorusuna uygulamada verdiği cevap çok nettir. Türk kültürüne sahip,
Türk dilini konuşan mümkünse Müslüman olan kişi Türktür. Zaten 1942
Varlık Vergisi de dine göre alınıyor. Lozan'da nüfus mübadelesi
din ve dile göre yapılıyor. Kemalizm, Müslüman olmayanları vatandaş
kabul ediyor ama Türk kabul etmiyor. Bunlar bu yüzden orduya ve
Dışişleri'ne giremiyor.
Milliyetçilikteki yükselme, Türkiye'nin dünyaya açılmak için tarihinin
en önemli adımlarını attığı döneme rastladı. Bu iki gelişme arasında
nasıl bir bağ var?
AB'yle müzakeredeki ülkelerin hepsinde milliyetçilik yükselmiş.
Çünkü ulusal egemenliğin ve bugüne dek sahip olunanların yitirilmesinden
korkulmuş. Hiçbir ülke AB üyesi oldu diye egemenliğini yitirmedi,
milliyetçiliği bir kenara bırakmadı oysa. Bu, dünyanın en komik
iddiası. Ama şu oldu. Bu ülkeler uluslararası hukuka, insan haklarına
uymak zorunda kaldılar. Zaten milliyetçilerin koktuğu da bu. AB
üyesi olduğunuzda kendi vatandaşlarınıza her istediğinizi kolayca
yapamıyorsunuz. Egemenlik kaybıyla söylenmeye çalışılan şey aslında
bu. İçeride rahatça at oynatamamak, yönetememek, vatandaşlarınıza,
azınlıklarınıza istediğiniz her şeyi yapamamak, hukuk dışı davranamamak
demek bu.
Peki Kürt sorunuyla Türk milliyetçiliği arasında nasıl bir bağ
var?
Bire bir, organik bir bağ var. İki taraf da birbirini besliyor.
Türk milliyetçiliği bugüne kadar Kürt milliyetçiliğinin palazlanmasına
yol açtı. Şu anda da Kürt milliyetçiliğinin artması Türk milliyetçiliğini
besliyor. Bütün milliyetçiler birbirinin müttefikidir aslında. Bugün
Türk ve Kürt milliyetçilerin sertlikleri birbirlerinin elini güçlendiriyor.
İkisi de biz ve öteki ayırımının, bu kavga ortamının sürmesini istiyor
.
Kürt milliyetçiliğinde de kuvvetli bir yükselme var. Kürt sorunu
çözülse, bu gelişme milliyetçi hareketi nasıl etkiler?
Büyük bir darbe indirir. Kürt milliyetçileri son dönemde daha saldırgan
bir dil kullanmaya başladı. AB sürecinde devletin eskisi gibi kendilerine
rahatça baskı yapamayacağını düşünüyorlar. Türkiye demokratikleşebilseydi,
aşırı milliyetçiliği savunan Kürtlerin sayısının azaldığını, marjinalize
olduklarını görecektik. Bu, Türk milliyetçilerine de zarar verecekti.
Kürt hareketinin demokratikleşmesi sonucunda Türk milliyetçiliği
de düşman kaybedecekti. Oysa milliyetçiliğin düşmana ihtiyacı vardır.
Son dönemde bazı Kürtler, sadece Türk milliyetçiliğini değil, Kürt
milliyetçiliğini de eleştiren Türk aydınlara, 'Siz Kemalizm'in esiri
oldunuz. Ezen ulus milliyetçiliğiyle ezilen ulus milliyetçiliği
arasında fark vardır' diye tepki gösteriyorlar.
Ezen ulus milliyetçiliği kötü, ezilen ulus milliyetçiliği iyi diye
bir şey olabilir mi? Milliyetçiliğin iyisi kötüsü olabilir mi?
Olmaz. Milliyetçilikler arasında bir fark yoktur. Sol olduğunu iddia
eden Üçüncü Dünya'da bağımsızlıklar kazanıldıktan sonra ne olduğunu
gördük. Askeri diktatörlükler oluştu, egemen sınıf kendi azınlıklarına
karşı aynı oranda acımasız oldu. Milliyetçilik böyle bir bakış açısıdır.
Bunu zamanında Ahmet Altan 'Atakürt' yazısıyla yazdı ve başına gelmedik
kalmadı. 'Benim kültürüm egemen olsun'u hedeflemektir milliyetçilik.
Türkiye'de milliyetçiliğe karşı durmaya çalışanların önünde büyük
engeller var.
Önümüzdeki seçimlerde milliyetçilik siyasete nasıl yansıyacak?
Ciddi olarak yansıyacak. En çok yararlanan da MHP olacak. Ama milliyetçilik
kartına oynayan AKP fazla oy kaybetmeyecek. CHP ise milliyetçilikten
umduğu getiriyi alamayacak. Aslında Türkiye'de şu sorulmalı. Bizim
de bir gün, milliyetçilikle arasına mesafe koyan bir siyasi partimiz
olacak mı? Olursa ne oy alacak? Bence böyle bir parti bir gün kurulsa
da yaşayamaz. Toplumda milliyetçiliğe mesafeli durabilen çok minik
bir aydın kesim var ancak.
Siz 'Türkiye'de milliyetçilik' diye bir araştırma yaptınız.
Bu araştırmada ortaya nasıl bir toplum resmi çıktı?
Milliyetçiliğin ve Türklüğün tanımlanmasında 'dinin' çok önemli
olduğunu gördük. Mesela Türklükle ne bağdaşmaz diye sorduk. Yüzde
50 birinci sırada dinsiz olmak, ikinci sırada da Hıristiyan ve Yahudi
olmak dedi. Eşcinsellik üçüncü sırada çıktı. Türk toplumu ciddi
homofobik bir toplum. Eşcinsellik çok korkulan bir şey. Ayrıca Türk
toplumunun büyük bir bölünme korkusu olduğunu ve komplo teorilerine
çok inandığını da gördük.
Neşe Düzel - Umut Özkırımlı ile söyleşi, Radikal
15.05.2006
|