O haberi ben yalanlattım

 

DÜN öğleden sonra Dışişleri Bakanlığı'ndan kısa bir açıklama yapıldı.

Aslında dikkatli yazı işleri elemanlarının bile üzerinde fazla durmayacağı kadar kuru, sıradan şöyle bir açıklamaydı:

"6 Ağustos tarihli Yeni Şafak Gazetesi'nin Ankara Gündemi köşesinde Bakanımıza atfen yayınlanan haber doğruları yansıtmamaktadır."

İtiraf edeyim.

Bakanlığa bu açıklamayı ben yaptırttım.

Yanlış anlamayın, bir meslektaşımı yalanlatmak amacıyla değil.

Tamamen o köşede verilen bir bilgiyi çok önemsediğim için.

* * *

Pazar günü gazeteleri okurken Yeni Şafak Gazetesi'nin manşetindeki haber dikkatimi çekti.

Mehmet Ocaktan'ın yazısının başlığı şöyleydi:

"Örtülü af yok, seçenekler masada."

Yazının büyük bir bölümünün yeni tarafı yoktu.

Ancak bir cümle vardı ki, çok dikkat çekiciydi.

Terörle Mücadele Yüksek Kurulu Başkanı Abdullah Gül, Yeni Şafak yazarına aynen şunu söylemişti:

"Özellikle 7 şehit verdikten sonra, ne gerekiyorsa yapılması için ordumuza yazılı talimat verdik."

Burada dikkatimi çeken ifade "yazılı talimattı".

Başbakan, Malezya dönüşünde arkadaşlarımıza bir talimattan bahsetmişti.

Ama bunun "yazılı bir talimat" olduğundan söz etmemişti.

Haberi okuyunca Dışişleri'ni aratıp biraz daha bilgi istedim.

Çünkü, bu haberin üzerine gitmeyi düşünüyordum.

Bana, "Bakanlığın bir açıklama yaparak bu haberi yalanlayacağı" iletildi.

Nitekim dün öğleden sonra saat 13.00 civarında bu açıklama yapıldı.

Ancak açıklamanın ifadesi dikkat çekiciydi.

Bakanlık, "yazılı talimat verildi" ifadesinin mi doğru olmadığını vurguluyordu?

Yoksa Dışişleri Bakanı Gül'ün böyle bir şey söylemediğini mi?

* * *

Merak ettiğim konu şuydu:

Ortada kanunla verilmiş görevler varken, terörle mücadele için niye "yazılı bir talimat" verilme ihtiyacı duyulmuştu?

Eğer sınır ötesi harekát için böyle bir talimat gerekiyorsa, TBMM'nin de izninin alınması gerekmez mi?

TBMM'nin daha önce alınmış izni geçerliyse, o zaman yeni bir yazılı talimata ne gerek vardı?

Acaba ortada bizim bilmediğimiz çok özel bir durum mu söz konusuydu?

Veya...

Aklıma şeytanın avukatlığı geliyor.

Acaba, böyle bir yazılı talimatın verilmesini askerler mi istemişti?

O zaman da zincirleme soru geliyordu.

Askerler böyle bir şeye neden gerek duymuştu?

Sivil otoriteye saygılarından mı, yoksa bazı konularda aynı fikirde olmadıkları için sorumluluğu onların üzerine bırakmak için mi?

İtiraf etmem gerekir ki, bunların hepsi spekülatif sorular.

* * *

Geçmişteki uygulamaları düşündüm.

Ben unutmuşum, bir yakınım hatırlattı.

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necip Torumtay'ın hatıratında varmış.

Torumtay, Birinci Körfez Savaşı'na girmek için dönemin hükümetinden böyle yazılı bir talimat istemiş.

Orhan Birgit de, Kıbrıs Harekátı sırasında hükümetin böyle bir Bakanlar Kurulu kararı aldığını hatırlattı.

Bakanlar tarihsiz bir talimatnameyi imzalamış, tarihini daha sonra Başbakan Bülent Ecevit koymuş.

İşte o bakımdan "yazılı talimat" ifadesi bana çok önemli ve ilginç geldi.

* * *

Bu açıklamadan sonra merakım tatmin oldu mu?

Samimi olmam gerekirse hayır.

Eğer gerçekten böyle yazılı bir talimat varsa, bilelim ki, işin boyutu ve ciddiyeti hakikaten tahminimizden ileride.

O nedenle bu konunun daha net ifadelerle açıklanması gerektiği kanaatindeyim.

Ertuğrul Özkök, Hürriyet
08.08.2006