Yargı ve hukuk
 

     YARGITAY eski Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk, yeni yayımlanan kitabında Tayyip Erdoğan konusundaki yargı kararlarını eleştiriyor: "Yargının Hukuk Sınavı / Türkiye’nin Demokrasi Sınavı", Türkiye Yayınlar, Abdullah Cevdet Sok. 33 / 7, Çankaya, Ankara. (ytder@tr.net)
     Bu kararları "hukuk skandalı" olarak niteliyor. (Sf. 14)
     Selçuk’a göre, yapılanlar "inanılacak gibi değilödir. (Sf. 30)
     "İlkeleri zorlayarak... kuralları çiğneyerek... deyim yerindeyse ‘durumdan görev çıkararak’ ve ‘hukuku kendine göre yorumlayarak’ ve kendinden menkul bir ‘Türkiye C. Başsavcısı’ yetkisi kullanarak" işlemler yapılmış, kararlar alınmıştır. (Sf. 32 - 33)
     (‘Türkiye C. Başsavcısı’ diye bir makam yoktur.)
     Beş sayfalık yargı metinlerini eleştiren 60 sayfalık bu kitap, Selçuk’un hukuk bilgini vasfına uygun olarak, teknik terimlerle, kanun maddeleriyle, emsal içtihatlarla, büyük hukuk teorisyenlerinin görüşleriyle dolu.
     ***
     SELÇUK’A göre, Erdoğan davasında "hukukun temel kavramlarının maymuncuk gibi kullanılmasıyla" yanlış işlemler yapılmıştır. (Sf. 37)
     Diyarbakır’da 3 Numaralı DGM "duruşmasız" karar vermişti. Duruşmasız kararlar kesinlikle "temyiz" yoluyla Yargıtay’a götürülemez, sadece "itiraz" yoluyla bir üst mahkemeye gider. Bu durumdaki 4 Numaralı DGM Erdoğan’ın sicilinin silinmesi için "kesin hüküm" vermişti.
     Yargıtay Başsavcısı ise, "yetki gaspında" bulunarak, "hukuku çiğneyerek" dosyayı "temyiz" yoluyla Yargıtay’a getirmiştir.
     Yargıtay 8. Dairesi ise, hem alt mahkemenin yaptığı işlemleri "yok" saymak gibi kanunlarda olmayan bir yetkiyi kullanıyor, hem "duruşma yapılmalıydı" dediği halde duruşma yapılmadan bilinen kararını veriyor.
     "En sonunda üzerinden silindir geçilerek dümdüz edilen yolda istenilen hedefe ulaşılıyor..." (Sf. 39)
     "Yargıtayımızın kestirmeden işi çözerek böyle bir duruma düşmesi çok üzücü olmuştur... Yargıtay kararı hukukun temel ilkelerini yıkmıştır..." (Sf. 45)
     ***
     SAMİ Selçuk, Erdoğan davasını Fransa’daki "Dreyfus davası"na benzetiyor. (Sf. 57)
     Celal Bayar da Yassıada yargılamalarını Dreyfus davasına benzetmiş, bizde Fransa’yı ayağa kaldıran ünlü yazar Emile Zola gibi bir sesin çıkmamasından yakınmıştı.
     Şimdi bir hukuk bilgini ve uygulamacı olarak Sami Selçuk "üstünlerin hukuku" diye nitelediği anlayış ve uygulamayı eleştiriyor.
     Liberal bir Atatürkçü olan Selçuk, "tarafsız yargı" ilkesini savunuyor. Yargının "Anıtkabir’e, Çanakkale’ye" değil, sadece hukuk bilimine bakarak karar vermesi gerektiğini söylüyor. (Sf. 49) "Üstelik çoğu da Atatürkçü olduğunu ileri sürenlerin" hukuk bilimini savsaklamasını eleştiriyor, "Atatürkçülük bilimin uygulamaya yansıtılmasıdır" görüşünü savunuyor. (Sf. 20)
     Yargıtay Başsavcısı ve 8. Ceza Dairesi elbette kendi işlemlerini savunacaktır. Bunun, Selçuk’un eleştirisi gibi hukukla, kanunla, emsal içtihatlarla, doktrin ve felsefeyle dolu olmasını bekliyoruz.
     Hukuk bu düzeydeki tartışmalarla gelişir.

Taha Akyol, Milliyet
25.11.2002