Haberi Newsweek’ten al... Dergi, Zafer Mutlu’nun kızı Zeyno Baran’a dayandırarak, Türkiye’de 2007 yılında bir askeri darbe olasılığının yüzde 50 olduğunu, dolayısıyla askerlerin ‘Türkiye’yi AB yolunda tutma ihtiyacını artık hissetmeyebileceklerini’ yazmış.
Bu darbe, demokratik olmayan bir Türkiye’ye yol açmayacakmış.
İyi bir darbe olacakmış yani.
Ne güzel... Özdemir İnce’nin tasavvurundaki ‘iyi darbe’ fikri hayata geçiyor nihayet; bize de tıkıldığımız yerde iki paket cigara gönderirler artık.
Fakat benim canım, nedense, Erke Dönergeç’i yazmak istiyor.
Refikimiz hemşire, Erke’nin ‘yaklaşmakta olan darbenin kod adı’ olduğunu söylüyordu. Bu Erke, yoksa ‘darbenin motoru’ olarak mı tasarlandı?
Olabilir mi?
İçinizden ‘neden olmasın’ diye geçiriyorsunuz ama bence olmaz.
Bir kere Erke nedir?
Erke bir motordur.
Erke şimdiden muasır medeniyetin üstüne çıkmış bir buluştur.
Erke kişinin kendine yakışanı giymesidir.
Erke sizsiniz.
Erke biziz.
Bunu derken de, ‘Enerji gereksinmeyen bir motor nasıl olabilir?’ diye düşünmeden de edemiyorum.
Fizikçiler, mühendisler, termodinamikçiler ‘Böyle şey olmaz’ diyor.
Mazot yok, benzin yok, ısı yok, hareket yok, sürtünme yok; bu motor bu kadar enerjiyi neresinden çıkaracak?
Darbe için gerekli kutuplaşmanın, daha doğrusu ‘laik-antilaik gerilimi’nin ortaya çıkardığı enerjiyi mi mas edecek? Nasıl olacak?
Dün bu işlerden anlayan bir arkadaşımı aradım.
Metafizik mevzularla da ilgili arkadaşım, ‘Böyle bir şey mümkün değil... Şimdi beni ağır konuşturacaksın!’ dedi ve ekledi: ‘Haa, Ecinni taifesiyle ilişki kurulduysa onu bilemem. Hiç kimse bilemez.’
Fizikle metafiziğin evliliğinden üretilmiş bir motorsa tabii ki kimse bilemez. Fizik profesörü Erdal İnönü’nün bilebileceğini de zannetmiyorum.
Medyada çok geyiği yapıldığı için ‘Con Ahmet’in devridaim makinesi’ ve cinsel çağrışımları da olabilecek ‘Emişli Memiş’ meselesine girmiyorum.
Şu kadarını söyleyeyim: Con Ahmet daha rasyoneldi; az enerjiyi çok enerjiye dönüştürecek bir düzenek üzerinde çalışıyordu ki, az enerjiyi çok enerjiye dönüştürmek ‘olabilitesi’ olan bir şeydi. Kafanızı ‘enerjinin sakınımı (korunumu) yasası’ gibi benim de hiç anlamadığım ve bu konuyla ilgisini çözemediğim mevzularla şişirmeyeyim. Ama olur. Enerji, enerji üretir.
Erke Dönergeç’e ilham verdiği söylenen ‘Emişli Memiş’e gelince...
Bu da, adı üstünde, enerjiyi emerek (mas ederek ya da meşrebinize göre soğurarak) kullanıma sunan bir Türk icadı...
Bu fevkalade önemli icadın mucidi olan değerli Tümgeneral Özdemir Kandemir, dünya dengelerini sarsacak bir alet icat ettiğini, hayatından endişe ettiği için şimdilik bunu gizli tuttuğunu söylüyordu ki, son derece haklıydı.
Ben de olsam gizli tutardım.
Kim olsa gizli tutardı. ‘Emişli Memiş’ ismini taşıyan bir makine tabii ki öyle uluorta herkese gösterilmez. Sandıklara gizlenir... Ne bileyim, çocukların erişemeyeceği raflara kaldırılır.
Bana kalırsa Erke Dönergeç, Graham Greene’in romanındaki dünya dengelerini değiştirecek ‘tehlikeli silah’a benzeyen bir şey...
Greene, ‘Havana’daki Adamımız’ adlı romanında, elektrik süpürgesini tehlikeli silah diye yutturarak Amerikalılardan para sızdıran bir ajanı anlatıyordu.
Ajan açığa çıkacak mıdır? Süpürge günün birinde gerçekten de tehlikeli bir silaha dönüşecek midir?
Bunu da romandan okuyun diyeceğim ama...
Nasılsa okumayacaksınız.
Köşe yazarlarına küfür maili göndermek gibi daha kestirme ‘tatmin yolları’ varken ne diye okuyacaksınız!
Ahmet Kekeç, Star
27.11.2006 |