Katolik Dünyası'nın lideri Papa 16. Benedict'in Türkiye ziyareti bugün başlıyor. Daha gelmeden olağanüstü tartışmalara yol açan ziyaretin Papa ülkemizdeyken sürmesinde şaşılacak bir yön yok. Dine karşı lâkayt olanlarımız da dindarlarımız da bu ziyareti içlerine sindirebilmiş değil. Keşke Papa, bu durumu doğal karşılamak yerine, kendisini neden bağrımıza basmakta tereddüt ettiğimizin sebeplerini araştırsa.
Bir nokta yanlış anlaşılmamalı: Türkiye'de yaşayan insanlarımızın Katolik Kilisesi'yle bir sorunu yok; tarihte olsa bile bugün yok. 16. Benedict'in selefi 2. John Paul'e karşı suikast girişimi en fazla Türkiye'de tepki çekmişti; suikastçının bir Türk olmasından hepimiz ayrı bir utanç duymuştuk. Türkiye'de insanlar, dindarlığın her biçiminin yararlı sonuç vereceğine inanır ve 1 milyarlık Katolik Dünyası'nın lideri olarak elbette Papa'ya da saygıda kusur etmezler.
Bu satırların yazarı Papa ziyareti ile ilgili olumlu tavrını çok açık ifade edenlerin başında geliyor. Papa'yı en güzel biçimde karşılayıp olağanüstü bir hüsn-ü kabule muhatap etmenin gerekliliğine inanıyorum ben. Türkiye ziyareti 16. Benedict'in Papalık hayatının dönüm noktası olmalı...
Dileğim bu olmakla birlikte halkımızın duyduğu derin rahatsızlığın gözardı edilmesini de istemem. Kendisinin Türkiye'de biraz buruk karşılanmasının sebebini Papa da başında bulunduğu Kilise de doğru anlayıp değerlendirmeli. Bunu yaparken de, Papa 16. Benedict'in sözleri ve davranışlarını gözden geçirerek yola koyulabilirler.
Daha 'Kardinal Ratzinger' unvanıyla tanınırken, Türkiye ile ilgili çok sert açıklamaları kulaklara gelmişti Papa Benedict'in. Kardinal Ratzinger'in Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne (AB) üye olmasına karşı çıktığını biliyoruz; olabilir, bizim ülkemizde de AB taraftarı olmayan, üyeliğe karşı çıkan pek çok insan var. Kardinal Ratzinger'in Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkışı ise hiçbirimizin aklına gelmeyen bir sebepten: Din farklılığı...
Dinimizin Avrupa'da yaşayan insanların büyük çoğunluğunun dininden farklı olduğunu bizler de biliyoruz ve AB üyeliğine olumlu bakanlarımızın bir bölümü bu yüzden tedirgin de. Çoğunluğun kendi dinini azınlık üzerinde bir baskı aracına dönüştürebileceği tedirginliği bu. Oysa, Alman Papa, azınlık teşkil edeceğimiz halde bizi AB içerisinde görmek istemiyor. Bunu anlamakta zorlanıyoruz işte.
Başka dinlerin mensuplarının çoğunluğu teşkil ettiği bir coğrafyada, ülkemizin ekonomisini, siyasî yapısını, hatta sosyal politikalarımızı AB ile entegre etmeye açık tutmamızın Hıristiyanlık açısından ne mahzuru olabilir, bunu anlayamıyoruz. Biz dinimizi her ortamda ve her halükârda koruyacağımıza inanırken 1 milyarlık Katolik Dünyası 70 milyonluk Türkiye'den korkuyor mu yoksa?
Papalar göreve seçilmeden önce söylediklerinden hesaba çekilmezler elbette; ancak Kardinal Ratzinger olarak sarf ettiği Türkiye aleyhine görüşlerini 16. Benedict unvanını aldıktan sonra daha da pekiştirdi Papa. Kendisi yetmezmiş gibi, Papa olduktan sonra danışman olarak yanına aldığı Katolik dinadamları da, hemen her fırsatta, genel olarak İslâm'ı ve özel olarak da Türkiye'yi hedef almanın bir yolunu buldular.
Konuk gidilen evin sahiplerinin ziyaret öncesinde kötülenmesi hangi kültürde var? Başka zaman olsa kulağımıza hoş gelebilecek sözler sarf etti pazar âyininde ülkemiz için 16. Benedict, ama onun sözleriyle bir danışmanın o sözlere tezat teşkil eden açıklamaları dün gazetelerimizde yanyana yer aldı.
Papa'nın ziyareti, umarım, dünya barışına hizmet eder. Keşke Türkiye'ye gelme fırsatını ülkemizin kültürler arası diyaloga açık aydınlarıyla biraraya gelme vesilesi olarak kullanmayı da düşünseydi Papa; Türkiye ile kurulacak iyi ilişkilerin yararını doğrudan dinleyebilseydi... Nüfusunun neredeyse tamamı Müslüman olan bir ülkenin başka dinlere karşı kompleksiz tavrından Vatikan'ın çıkaracağı çok dersler var çünkü.
Fehmi Koru, Yeni Şafak
28.11.2006
|