| |
EVET iki Avrupa var; biri "Derin Avrupa", öbürü "Geniş Avrupa"dır. "Derin Avrupa" genişlemeyi durdurup kendi içine dönmek, AB kurumlarını kökleştirmek istiyor. Milli devletlere bırakılan alanın daraltıldığı, merkezi AB kurumlarının daha da güçlendirildiği, çok uzun vadede "Avrupa Birleşik Devletleri"ne dönüşecek bir iç-yapılanmayı savunuyor.
Buna "Avrupa'nın derinleştirilmesi" deniliyor.
Öyle bir Avrupa kaçınılmaz olarak "Franko-Cermen" ağırlıklı olacağı için, 'Franklar' ve 'Cermenler' bu modelin şampiyonudur.
"Derin Avrupa" tabii Roma ve Yunan medeniyetleriyle Hıristiyanlık, Rönesans, Reform, Kıta Avrupa'sı tarihi gibi değerleri öne çıkarıyor. Bunu en iyi ifade eden laik Fransız Giscard d'Estaing'dir. 23 Aralık 2002 tarihli konuşmasında AB'yi "coğrafya" ve "Avrupa tarihi" ile sınırladı, genişlemeye karşı çıkarak, "Türkiye'nin üyeliği Avrupa'nın sonu olur" diye noktayı koydu!
Bu "derin Avrupa" modelinin Hıristiyan ve şoven duygularla büyük çapta örtüştüğü açıktır.
Bayan Merkel de Türkiye için frene, "Derin Avrupa" için gaza basıyor.
Bunlar Türkiye'nin üyeliğine karşı.
Öbür Avrupa
"Geniş Avrupa"yı Belçika Meclis Başkanı Herman de Croo, 29 Aralık 2004'te Türkiye'yi ziyaretinde şöyle anlattı:
"6-7 milyarlık bir dünyada 500 milyonluk bir Avrupa çok küçük. Ve dünyanın geleceğinde biraz daha ilerisini görmeye çalışanlar için Türkiye çok önemlidir... Dünyayı bir fener gibi aydınlatmak ve öyle kalmak istiyorsak; hoşgörü, hümanizm, özgürlük, eşitlik... Bana kalırsa uzun vadede Türkiye'nin varlığı şarttır, kaçınılmazdır..."
De Croo'ya göre, Avrupa tarihinde, Alman-Fransız barışması ve komünizmin çökmesiyle Doğu-Batı barışması başarıldı, şimdi sıra Avrupa'nın İslamla barışmasına geldi. Bunda Türkiye harikulade bir role sahiptir.
"Geniş Avrupa"nın felsefesini en iyi anlatan Tony Blair'dir. Haziran 2005'te dönem başkanlığını devralırken yaptığı muhteşem konuşmada, Avrupa'nın rekabette Çin'in ve Hindistan'ın bile gerisinde kalmaya başladığını, dünyanın en iyi 20 üniversitesi içinde sadece 2'sinin Avrupa'da olduğunu, artık "Avrupa sosyal modeli" denilen "illüzyondan"dan çıkıp dünyaya bakmak gerektiğini hatırlatarak genişlemeyi savundu:
"Genişlemezsek daralırız!"
İspanyol Zapatero'nun "Medeniyetler İttifakı" projesinin eşbaşkanı olması bir tesüdüf mü?!
"Geniş Avrupa" merkeziyetçi değil ademi merkezi bir iç yapılanma istiyor ve Türkiye'nin üyeliğini savunuyor.
Türkiye'nin yolu
Avrupa'da temel saflaşma bu "genişleme" ile "derinleşme" arasındadır. Öne çıkardıkları değerler bile hayli farklı... Franko-Cermen ağırlığını dengelemek için Türkiye'yi isteyenler de var.
Ama "Derin Avrupa" 'Polonyalı muslukçu'dan korktuğu gibi, "Türkiye bütün AB kurumlarına hükmedecek" diye temelsiz vehimlere de kapılıyor.
Bu genel çerçevede tekil olaylardaki milli hesaplara göre birçok değişik mevzilenmeler oluyor tabii.
Kolay çözülecek bir iş değil.
Onun için diyorum ki, Türkiye açısından önemli olan, 10-15 yıl sonra ne olacağı değildir, Kıbrıs'ta boyun eğmemiz için de bir sebep yoktur.
Türkiye için önemli olan bu "müzakere süreci"nin devam etmesinin bize sağladığı ekonomik ve siyasi dinamizmi sürdürmek, bu süre içinde "15 bin dolar kişi başına gelir" eşiğini aşabilmektir.
O zaman dünyada çok şey değişir.
Taha Akyol, Milliyet
06.12.2006 |