İlk Nobelimize sevinemeyenler

 

Sevinmek insana has bir duygu. Bence toplumun tariflerinden biri de bu duygudan doğar: hep birlikte üzülebilir ve sevinebilir insanlar bütünüdür toplum. Bunu yapamıyorlarsa eğer, Sait'in dediği gibi, «O zaman fena!»
Nobel'i kazandığı Stockholm'de açıklandığı zaman Amerika'daydı Orhan Pamuk. Orada her yıl birkaç ay ders vermek üzere bir üniversiteyle anlaşması var.
Geçen cuma günü döndü İstanbul'a. Atatürk havalimanında, adeta bomboş salonlarda çekilen fotoğrafıyla bile diğerlerinden farklı bir yazardı.
Seyrek buluşuruz biz, ama ben onu yıllardır uzaktan uzağa, hemen hiç gözden kaçırmadan takip ederim. Yeşilköy'de o gün, foto muhabirlerinden gayri İletişim Yayınevi'nden dostları vardı. (Kızı Rüya'yı bile göremedim. Fotoğraf çekilirken kendini sakınmış olmalı.) Doğru Yayınevi'ne gidip İstanbul'daki ilk kutlamayı orada yapmışlar. (Ben onu İletişim'den söküp Doğan Kitap'a kazandırmak için çok uğraşmış, ama becerememiştim.)
2 aralık günü gazetelerimizde, Nobel sahibi ilk Türk'ün İstanbul'a dönüşüne dair haberler ve fotoğraflar vardı. Sabah gazetesinde manşetteydi haber. (Ben de olsam orada verirdim.) Milliyet'te, Akşam'da da birinci sayfa haberiydi. Diğerleri de iç sayfalarında vermişlerdi, Edebiyat Nobeli'nin yurda geliş haberini. Dinci ve milliyetçi gazetelerde haberden eser yoktu. Ve Cumhuriyet de bu haberi görmezden gelenler arasındaydı.
Dün Orhan Pamuk, kızı Rüya ve Stockholm'deki törenlere katılacak olan bizim insanlarımız İsveç'e uçtular. Ben neden yoktum aralarında, orasını pazar yârenliğinde konuşuruz.
CNN Türk'e güveniyorum. Hadisenin anlamını ve değerini iyi bilen yayın organlarımızdan biri de odur. Orhan'la Rüya'yı, Türk Büyükelçiliği mensuplarını, törenlere katılacak meşlektaşlarımı, gözlerimi ekrandan ayırmamaya çalışarak dakikası dakikasına takip edeceğim. Bu akşam İsveç Kraliyet Akademisi'ndeki konuşmasından başlayarak, pazar günü tamamlanacak törenlere, Kraliyet Sarayı'ndaki yemeğe kadar. Televizyon sayesinde oradaymışım gibi geçireceğim bu dört günü.
Yazarı Nobel Ödülü'nü kazanmış (1938) diye alıp okuduğum ilk roman, Pearl S. Buck'ın Ana'sıydı. 1941 veya 42 yılı olmalı, Adana'da 2. Ortaokul'da öğrenciydim. Nice romancıyı tanımamıza yardımcı oldu bu ödül bizim.
İnsanlarımızın çoğu için, Futbol millî takımımızın dünya kupasını kazanması gibi bir fevkalade hadisedir Orhan'ın Nobel ödülü benim için. Sayımızı da az sanmayın sakın!
Haber olarak ben verseydim, manşete sığmıyor diye çok dertlenirdim. Bundan eminim. Böyle düşünemeyenlerin çoğu sonradan pişman olacaktır.
Onu da olamayanların çekiverin kuyruğunu gitsin!

 

Hakkı Devrim, Radikal
07.12.2006