| |
Yoğun ilgiyi yine kibarca taşıdı. Duygularına çıkışta teslim olduğunu duyduk
Orhan Pamuk, Nobel ödülünü son derece duygusal, yazarlığa ve yaşadığa topluma ilişkin fikirlerini de açıklıkla ifade eden bir konuşmayla karşıladı. İsveç Akademisi'nin konferans salonundaki uluslararası dinleyici kalabalığı ne kadar duygulandı bilemiyorum; ama bu konuşma Türkiye'den gelen herkesi biraz da bireysel bir hesaplaşmaya yöneltti ve epey etkiledi, bu kesin. Çıkışta, herkes birbirine babasını ve kendi oğlunu anlatıyordu.
Konuşmadan bir saat önce kapılarını açan salon konuşma saati yaklaştığında tamamen dolmuştu. Türk gazeteciler, tipik bir 19. yüzyıl salonu için mütevazı sayılabilecek bu mekânda bulabildikleri boş yerlere oturdular. İsveç saatiyle saat tam 17.30'da Nobel Genel Sekreteri Horace Engdal salonun ortasında duran kürsüye çıktı. Engdal politik konuşmalar yapan, Alfreide Jelinek gibi önceki edebiyat ödülü sahibi yazarları anarak söze başladı. "Yazar söylemesi gerekeni söyler, yoksa söyleyecek hiçbir şey kalmaz. O nedenle yazar her şeyi söyleyebilir. Orhan Pamuk da kendisi için gerekli gördüğü şeyleri anlatacak" diye tamamladığı kısa sunumun hemen ardından Orhan Pamuk uzun alkışlar arasında kürsüye çıktı.
Herkesin elinde, üç dört dildeki çevirisi girişte dağıtılan konuşma metinleri vardı. Biz Türkçe bilenler, o metne dalmadan, doğrudan Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazanan yazarın yüzüne bakıp söylediklerini dinleyerek konuşmanın tadını çıkarma ayrıcalığını yaşadık. Tıpkı iki yıl önce Frankfurt'taki Barış Ödülü töreninde olduğu gibi...
'Dünyanın merkezi İstanbul'
Orhan Pamuk'un konuşması kendi edebiyatının tüm izlerini taşıyan usta işi bir metindi. Bir kez daha otobiyografik bir durumu anlatıya dönüştürdü. Bavuldan neler çıktığını merak edenlerin ilgilerini kaybetmeden dinledikleri hikâye, yeri geldikçe edebiyata ve ait olduğu topluma ilişkin görüşlerini aktardığı iddialı bir konuşmaydı aslında. Elbette bu konuşmanın en önemli yanı edebiyatın en güçlü konularından biri olan, Dostoyevski'den Kafka'ya, Orhan Kemal'den Coetzee'ye pek çok önemli yazarı etkileyen baba-oğul meselesi üzerine kurulmasıydı.
Orhan Pamuk, İstanbul kitabında uzun uzun söz ettiği, kendinden emin, biraz kaygısız ve neşeli babasını bir kez daha bu özellikleriyle andı.
Ama bu kez varoluşuyla hesaplaşan her bireyin babasıyla giriştiği o örtülü rekabete değinmek için onun gizli yazarlığını da bizlerle paylaştı.
Konuşmanın anahtar sözcüğü 'sabır'dı. Bir ay önce Nobel ödülünü 'inançla sürdürdüğüm 30 yıllık romancılık çabamın bir karşılığı' sözleriyle karşılayan Orhan Pamuk, bu kez de yazarın yalnızlığını, adanmışlığını, çektiği sıkıntıları, içindeki gizli kişiyi bulma çabasını' anlattı bize. Tüm bunları 'taşrada' kenarda kalmış, üstelik sanata, yazara önem vermeyen bir ülkede yaşamanın, ağır yanına da değindi. Ama sözlerini "Benim için artık dünyanın merkezi İstanbul'dur" diye sürdürmesi; Doğu ve Batı arasında kendi yerini bulmuş, özgüveni tam bir yazarın hepimiz için kıvanç verici kararlılığını gösterdi. Nobel ödülünü bir Türk yazarın kazanmasının neden önemli olduğunu bir kez daha hatırlattı.
Duygularına teslim oldu
Evet Pamuk, edebiyatın içinde kalan öznel bir konuşma yaptı. Ama bu konuşmada onu ve kazandığı ödülü küçümsemeye çalışanların üzerine alınması gereken incelikler de yok değildi.
45 dakika süren konuşma tamamlandığında tüm salon ayağa kalkıp uzun uzun alkışladı Orhan Pamuk'u. Kürsüden inip ön sıralarda oturan kızı Rüya'nın yanına ilerlerken etrafı onu tebrik eden İsveç Akademisi üyeleri, yakınları, çevirmenleri, Türkiyeli dostlarıyla sarılmıştı bile. Heyecanı artık belli olan Orhan Pamuk bu yoğun ilgiyi bir kez daha kibarca taşıyabildi. Sonra, salondan çıkarken duygularına teslim olduğunu ise sadece duyduk, ben görmedim...
Bir gazeteci korsan kitap imzalattı
Stockholm için 10 Aralık ve haftası Nobel haftası. Kente pek çok yabancı geliyor, oteller doluyor. Tüm dallar içinde Nobel Edebiyat Ödülü öne çıkıyor. Nobel'in merkez üssü olan Grand Hotel'in lobisinde pek çok Türk gazeteciye rastlıyorsunuz. Ya da bir köşede bir televizyona söyleşi veren Orhan Pamuk'a.
Nobel kafilesi diyebileceğimiz, gazetecilerden, Pamuk'un yakınlarından ve yayıncılarından oluşan yaklaşık 60 kişilik topluluk dün ilk kez Türk Büyükelçiliği'nin verdiği öğle yemeğinde bir araya geldi. Pamuk, kızı Rüya'yla birlikte katıldı yemeğe, herkesle tek tek merhabalaştı, birlikte fotoğraf çektirme isteklerinin hepsine tüm kibarlığıyla katkıda bulundu. Yemekte Orhan Pamuk, kitaplarını imzalatmak isteyenleri elbette kırmadı. Ama bir gazetecinin elindeki 'Kar' kitabının korsan olduğunu fark etti. 'Korsan' notu düşerek kitabı imzaladı. Böylece 'korsan kitap' sorunu Stockholm'lere kadar taşınmış oldu.
Pamuk'un Stockholm'de yoğun bir programı var. Pek çok yemeğe, toplantıya, imza gününe katılması gerekiyor. Pazar günü Nobel madalyasını ve beratını alacak. Ardından o meşhur 'smokinli' akşam yemeği var.
Stockholm, Radikal
08.12.2006 |