Pamuk'un Nobel'i neyin zaferi?

 

STOCKHOLM

Orhan Pamuk'un annesi Şeküre Basman ile ağabeyi Şevket Pamuk, "Babamın Bavulu" konuşmasını İstanbul'da, televizyondan izlediler. Şevket Pamuk, diğer Nobel etkinliklerine katılmak üzere Stockholm'e gelişi sonrasındaki sohbetimizde, konuşmayı dinlerken duygulandığını anlattı. "Bir de" dedi, "Orhan'ın ne çok çalıştığını düşündüm. Yazar olmak için üniversiteyi bıraktığından beri, 30 küsur yıldır durmadan çalışıyor. ABD'deki üniversitelerde böyle çok çalışanlara rastladım, ama bu denli inatla, bıkmadan çalışmak bizde ender." Bu, salt bir kardeş gözlemi değil, Yale ve Kaliforniya (Berkeley) üniversitelerinde yetişmiş, yurtdışında Princeton dahil bir dizi önemli okulda hocalık yapmış bir Boğaziçi Üniversitesi İktisat Profesörü'nün takdiriydi aynı zamanda. Orhan Pamuk'un ifadesiyle, bir yazarın, tek tek "kelimeleri yerleştirerek, yıllarca inatla, sabırla ve umutla yeni dünyalar kurduğunun" tanıklığıydı. Şevket Pamuk, "Nobel'i bir siyasi demece indirgeyip ardındaki 30 küsur yıllık emeği gözden kaçırmak, esas gençlere haksızlıktır, onlara yanlış yol göstermektir" diyordu. Haklıydı.
Orhan Pamuk'un Nobel'i, bıkmadan, yılmadan, inatla, özveriyle çalışmanın, iğneyle kuyu kazmanın da zaferidir.
***
Yedi yıldır İsveç Akademisi Daimi Sekreteri olan edebiyat tarihçisi ve eleştirmeni Horace Engdahl, Orhan Pamuk'un edebiyata katkısını anlatırken, "Bir edebi tür olarak romanın hala hayatta olduğunu, hala bir potansiyele ve bir geleceğe sahip olduğunu bize gösterdi. Birisi bunu kanıtlamayalı çok zaman olmuştu" diyor. Engdahl'in ağzından İsveç Akademisi, "çağdaş romanı dikkate değer biçimde yenileyen bir yazar" diye tanımlıyor Pamuk'u. Bunun anlamını soruyorum Engdahl'a; "Yeni bir ruh, yeni simgeler, yeni kapılar, yeni geçişler..." diye başlıyor.
Orhan Pamuk'un Nobel'i, kalıpları, taklitçiliği, tekrarcılığı aşma cesareti ile bunu mümkün kılan yaratıcı zekanın da zaferidir.
***
ABD doğumlu, çocukluğu ve ilk gençliği İstanbul'da geçen, Harvard mezunu romancı ve eğitimci Maureen Freely, Pamuk'un yakın çevresinden. "Abisi Şevket'in arkadaşıydım, Orhan'la ilk karşılaştığımda henüz 15'indeydi. Yollarımız hep kesişti, yakın kaldık" diye anlatıyor. Dahası son yıllarda Pamuk'un kitaplarını İngilizceye çeviren o. Yazarın karakterleriyle, kelimeleriyle içli dışlı. "Babamın Bavulu" konuşmasının en çok etkilendiğim yönünün "sahiciliği" olduğunu söyleyince, bana katılıyor. "Pamuk, sahici bir adam ya da..." diyorum her zamanki inatçı acaba'larımla, "bana kendisini sahici gibi hissettiren birisi." İtiraz ediyor Freely, "Hayır, o gerçekten sahici."
Haklı olmalı. Olmasa, Pamuk, Nobel konuşmasında anlattığı gibi, yazarken içinde hep bir "hakiki olamama korkusu" taşır mı? Gençliğinde "bütün varlığını, hayatını, yazma isteğini ve kendi yazdıklarını sorgulatan bir hakikilik buhranı" yaşar mıydı? "Biraz bildiği yaralarını, acılarını keşfedip kimliğinin bilinçle sahiplendiği bir parçası haline getirme uğraşı" olur muydu onun için yazarlık?
Orhan Pamuk'un Nobel'i, hakikilik endişesini deşen Kara Kitap ve Benim Adım Kırmızı gibi güçlü romanların, yazarın sırlarını keşfedip yazdıkça birbirimize benzediğimiz güvenini, o sahicilik hissini bize yaşatmasının da zaferidir.
***
Pamuk'un Nobel'i şölen havasında kutlanıyor Stockholm'de. Bu ödüle sevinmediğini, "O içimizden biri değil, gerçek Türk değil" diye anlatan, çoğu Pamuk'u okumamış birtakım kalem ya da mikrofon sahibi şimdi biraz suskun.
Haklılardı aslında. Eğer "içimizden biri" olmak, "gerçek Türk olmak" ille de, Pamuk'un sözleriyle, "cemaatle, herkesle aynı şeylere inanarak, inanıyormuş gibi yaparak rahat bir hayat yaşamak" ise, Pamuk tabii ki öyle biri değil.
Orhan Pamuk'un Nobel'i, birey olabilmenin, sadece kendi vicdanını dinleyebilmenin, yalnızlığı ve zorlanmayı tercih edip sürüden ayrılmanın da zaferidir.
***
16 Aralık 2005'te "Türklüğü alenen aşağıladığı" iddiasıyla mahkemeye çıkartıldı Pamuk. İfade özgürlüğüne düşman bir yasayla cezalandırmak istediler onu.
ABD'den sonra, İsveç'te de aynı şeyi yaşıyorum günlerdir; Türk olduğumu anlayınca beni tebrik eden yabancılarla karşılaşıyorum. Her ne kadar, İsveç Akademisi ödülü vereceği kişinin milliyetini göz önünde tutmasa da, Pamuk'un bu başarısıyla, "Türklüğü alenen yücelttiğini" hissediyorum.
Orhan Pamuk'un Nobel'i, memleketseverliği resmi tarihi ezberlemekle eş tutan, ezber bozanları ise hedef gösterme, taciz etme, hapse atma yanlısı kafaya karşı da zaferdir.
***
Orhan Pamuk, dün Stockholm'de, dünyanın en büyük edebiyat ödülünü aldı. Yaratıcı zekanın, çalışkanlığın, kolaycılığa, tektipliğe, ezberciliğe, cemaatçiliğe, baskıya, yıldırmaya, sürü ve linç kültürüne direnmenin zaferini kazandı. Gurur verici olduğu kadar, yol gösterici bir zafer bu. Ne mutlu Türkiye'ye.

Yasemin Çongar, Milliyet
11.12.2006