| |
Kıbrıs meselesi kalıcı bir çözüme kavuşmadan Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne üyeliği söz konusu değil, bu daha önce (1999'da, 2002'de, 2003'te, 2004'te) anlaşılmadıysa umarım bugün iyice anlaşılmıştır.
Başkaları ne diyor olursa olsun, 2002 sonlarında açıklanan Annan Planı, Türkiye açısından Kıbrıs sorununun çözülmesi için ortaya çıkmış en büyük fırsattı. Plan sonunda kazanan taraf Türkiye idi.
Ama Rauf Denktaş ve onun Türkiye'deki saz arkadaşları bu fırsatın kaçırılmasını sağladılar.
Rauf Denktaş ve onun Türkiye'deki saz arkadaşları Annan Planı fırsatının kaçmasını sağlarken Kıbrıs Türk halkı için en iyinin peşinde değillerdi. Tam tersine, Kıbrıslı Türkler için en iyisi Annan Planı'ydı. Ama onlar esas Türkiye'nin AB üyeliğini engellemenin peşindeydi ve açıkçası büyük ölçüde başarılı da oldular.
Bu saatten sonra, yeniden Annan Planı noktasına gelmek kolay değil ama şurası açık: Kıbrıs sorununun çözülmesinde çıkarı olan taraf Türkiye, olmayan taraf ise Kıbrıs Rum Yönetimi ve belki bir ölçüde de Yunanistan.
O yüzden yakın geçmişte ne olmuş olursa olsun, bugün de Kıbrıs'ta çözüm peşinde koşma yükümlülüğü bizim üzerimizde. Çünkü dediğim gibi bıraksanız Rum tarafı hiçbir zaman çözüm aramayacak, onlar adanın kuzeyinin pes edip azınlık statüsünde kalmasından yanalar.
Türkiye'nin çözümün temel parametresi olarak belirlediği iki kesimlilik, iki toplumluluk ve toplumlararasında eşitlikten vazgeçmesine gerek yok. Ama bu nihai hedefe ulaşma yolları konusunda yaratıcı politika önerileri, yaratıcı yöntemler geliştirmesinde hiçbir sakınca yok.
Yaratıcılık derken, Amerikancasıyla 'out of the box' (benim kötü çevirimle 'kutunun dışında') düşünmek gerekiyor. Konuya, genç, taze ve yeni bakış gerekiyor.
Geçenlerde bazı yaratıcı politika önerilerimi kabaca yazdım, tekrar edeyim:
1. Türkiye Cumhuriyeti, bugün tanımadığımız Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ortak kurucularından biridir. Dolayısıyla aradığımız çözümü 'Kıbrıs Cumhuriyeti' çatısı altında aramakla başka bir çatıda aramak arasında bizim için fark eden bir şey olmaması gerekir. Önemli olan üzüm yemektir, bağcıyı dövmek değil!
2. Bugüne kadar Kıbrıs'ta görüşme yapılmasını en fazla geciktiren şey, Kıbrıs'taki muhatapların (Mehmet Ali Talat ve Papadopulos) birbirlerinin sıfatlarında anlaşamamasıydı. Salt bu sembolizm görüşmeleri yıllarca tıkadı. İki taraf da birbirini 'Cumhurbaşkanı' olarak tanımıyor. O yüzden görüşmeler, çoğu zaman Amerika veya AB'nin yoğun baskısı sonrası 'toplum liderleri' sıfatlarıyla yapılabiliyordu. Böyle baskıyla oturulan görüşme masasında herhangi bir sonuç da alınamıyordu.
O yüzden, belki bu kez işe doğrudan Türkiye karışmalı, mesela Başbakan, Papadopulos'a 'Ben senin devletinin kurucularından biriyim, hadi gel bir Avrupa kentinde oturalım, Kıbrıs'ta çözümü konuşalım, görüşmede Mehmet Ali Talat da bulunacak ama o benim arkamda oturacak' diyebilmeli. Böyle bir görüşmenin yapılmış olması Türkiye'nin Rum yönetimini tanıdığı anlamına gelmez.
3. Görüşmeye Papadopulos'un yanı sıra diğer ortak kurucular, İngiltere ve Yunanistan da davet edilmeli. Yani bir anlamda 1959-60 anlaşmalar sistemi ve sonunda kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti'nin anayasası sil baştan ele alınabilmeli. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri de görüşmelerde mutlaka bulunmalı, görüşmeler onun gözetiminde yapılmalı.
4. Nihai çözümün Türk tarafı açısından parametreleri belli zaten. Ama bu yetmez. Ortaya çıkacak yeni anayasadaki siyasi sistemin yönetebilir olması gerekir. Bunun için, siyasal eşitlikten vazgeçmeden, AB içinde fiilen kurulan tarzda bir karşılıklı tavizlerle uzlaşma mekanizması üzerinde kafa yorulmalı.
5. Ortaya sadece yönetilebilir bir cumhuriyet ve işleyen bir demokrasinin çıkması yetmez, adada yaşayan iki halkın birbirine yakınlaştırılması ve gündelik hayatın eşitsizliklerinin ortadan kaldırılması için pozitif ayrımcılık dahil kimi sosyal mekanizmalar da iyi planlanmalı.
Burada kabaca sıralamaya çalıştığım 'şey'in ilk iki maddesinin deklare edilmesi bile Papadopulos'un ve Yunanistan'ın bütün ezberinin bozulmasına yetecektir. Onların daveti yapan Türkiye Cumhuriyeti'nin Başbakanı bile olsa bu daveti kabul edecekleri son derece şüpheli.
Ama bunun önemi yok. Önemli olan, Kıbrıs'ta çözüm baskısının Türkiye'den gelmesi ve gelmeye devam etmesi. Bu baskıyı güçlendirmek için AB üyesi ülkeler arasından ciddi destekçiler bulacağımızdan kimsenin kuşkusu olmasın.
Ancak böylesi bir baskıyı sürekli kılarak AB yolunda yürümeye devam edebiliriz, ancak bu sayede Kıbrıs'ta adil ve kalıcı bir çözümü bulabiliriz. Yoksa kimse Kıbrıs'ı bizim için çözmez ve çözmeyecek, unutmayalım.
İsmet Berkan, Radikal
13.12.2006 |