AB-Türkiye ilişkilerinin istikbaline ilişkin karar alma süreci büyükelçilerin ardından dışişleri bakanlarının bir araya gelmesiyle belli bir yere ulaştı. Karar 14-15 Aralık'ta yapılacak zirve toplantısında son şeklini alacak. Hepinizin bildiği gibi çıkacak karara asıl şeklini verecek mesele “limanların açılması”dır. Hani şu üç beş yıl önce kapanan limanların açılması meselesi...
İki gün daha beklersek hükümetin gerçekleştirdiği “son dakika girişimi”nin çıkacak kararda ne derece etkili olduğunu göreceğiz. Bu arada unutmayalım ki, neredeyse hemen herkes, hükümetin bu girişimde dile getirdiği önerilerden ileri gitmesinin (seçim mevsiminin de açılması dolayısıyla) bir “siyasi intihar” olacağı düşüncesinde.
Ben kendimi durumu bu şekilde yorumlayanlar arasına yerleştirmiyorum. Hatta tam tersine, AB-Türkiye ilişkilerinin sağlıklı bir şekilde yürümesinin hayırlı olacağını düşünen çevrelerin hükümeti gerektiği durumlarda daha “açılımcı” kararlar alması yönünde cesaretlendirmesi gerektiğini düşünüyorum.
İşin medya yönüne baktığımızda tavır alan kalem sayısının –görebildiğim kadarıyla- ikiyi bulmadığını gözlemliyorum. Bu konuda sadece Eser Karakaş'ın (Star gazetesi) iki yazısı ile karşılaştım. Karakaş, “iktisadi açıdan Gümrük Birliği'nin işleyebilmesi için bizim limanlarımızı açmamız gereği ortada” diyor ve ekliyor: “Bizim limanlarımız da zaten 1998'e dek Rum gemilerine açıktı ve Türkiye bu konudan pek olumsuz etkilenmemiş idi.”
Karakaş'ın limanların kapatılmasına ilişkin verdiği tarih (1998) ile başka yazılarda da karşılaştık. Ve ben bu hatırlatma ile karşılaştığım günden beri şu sorunun cevabını merak ediyordum: Limanların kapatılması acaba o tarihte nasıl karşılanmış, hakkında ne tür yorumlar yapılmıştı?
Dün masaya aklımda bu soruyla oturdum. Zamanım da müsait olduğu için “Şu dosyayı bulup gözden geçireyim” dedim kendi kendime.
O arşiv bu arşiv diyerek epeyce zaman harcadım doğrusu. Ne Hürriyet'de vardı haber ne de Sabah'da. Gazetelerin yakın geçmişe ilişkin internette hizmete soktukları “arşiv”ler o derece cılız ki, 8 yıl öncesine göz atabilmek imkansız. Sonra sıra Zaman gazetesinin arşivine geldi. Böylece bu gazetemizin “arşiv” işini en çok ciddiye alan gazete olduğunu bir kere daha görmüş oldum. Ancak aklımda “1998” yılı olduğundan, epeyce zamanım da bu nedenle yitip gitti. Meğerse, Türkiye limanları Kıbrıs Cumhuriyeti'nin gemilerine “1998” de değil, bir yıl önce 12 Eylül 1997 tarihinde kapatılmış. Konuya ilişkin önümdeki tek haber de Zaman gazetesinin Lefkoşa muhabiri Teoman Turan'ın haberiydi.
Yani görülen o ki, bugün büyük tartışmalara neden olan bu “kapatma” işi zamanında pek de önemsenmemiş. Hatta öyle ki, limanların kapatıldığı gün Sabah'tan Mehmet Ali Birand'a mülakat veren dönemin başbakanı Mesut Yılmaz bile konuya hiç girmemiş.
Peki limanların kapatılmasının nedeni neymiş?
İsterseniz sözü Teoman Turan'a bırakalım: “Türkiye, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ne ambargo uygulayan Rum Yönetimi'ne karşı ekonomik savaş açtı. Buna göre Rum bandıralı gemilerin Türkiye'ye girişleri yasaklandı. Türkiye'yi tehdit edebilecek Rus S-300 füzelerini Kıbrıs'a getirmekte ısrar eden Rum Yönetimi'nin Türkiye'nin uyarılarına aldırmayarak gerginliği tırmandırması üzerine, Ankara'nın Rum ekonomisine karşı önlemlerin, Rum denizciliğine ciddi bir darbe vurduğu iddia ediliyor...” Turan'ın haberi karara “Rum Yönetimi”nden gelen tepkilerin aktarılmasıyla devam ediyor.
Pek çoğunuz gibi hemen ben de hatırladım tabii ki: 4 Ocak 1997'de Kıbrıslı Rumların, Rusya'dan S-300 yerden havaya 150 km. menzilli füze alımına ilişkin anlaşmaya imza koyması ortalığı bir anda karıştırmış ve savaşın eşiğine gelinmişti neredeyse...
Demek ki 9 yıl önce alınan “limanları kapatma” kararı dönemin şartları gözönüne alındığında anlamlı ve yerinde bulunabilecek bir karardı. Oysa o günden bugüne o kadar çok şey değişti ki... Artık ne füzeler peşinde koşan bir “Rum Yönetimi” var ortada, ne de “Kıbrıs davası” söz konusu olduğunda kulaklarımızı dolduran “klişeler”. Tamam, o günden bugüne “Rum Yönetimi”nin AB üyesi bir ülkeye dönüştüğü (o günlerin gazeteleri böyle bir ihtimali ne kadar hafife alıyor anlatamam!) ve Türkiye'nin AB karşısında çok farklı bir statü kazandığı doğru. Dolayısıyla “şartlar değişti” denilebilir. Ama bir düşünün; S-300 füzeleri tartışması gibi bugün akla hayale gelmeyecek bir girişimin son dakikasına kadar bile açık olan limanların bugünün çok değişmiş ortamında mutlaka kapalı kalması gerektiği üzerinde ısrar etmek ne derece gerçekçi bir tutum.
Kürşat Bumin, Yeni Şafak
13.12.2006 |