AB'ye düşen nedir?

 

BRÜKSEL

Evet, Başbakan Erdoğan'ın belirttiği gibi AB, Türkiye'ye haksızlık yaptı. Evet, Dışişleri Bakanı Gül'ün dediği gibi bu karar, AB'den kaynaklanan vizyonsuzluğun ya da stratejik körlüğün bir ürünüdür.
Her iki tespit de doğru.
Erdoğan-Gül ikilisi, AB'ye dönük bu haklı eleştirileriyle birlikte iki noktayı bir kez daha açıklığa kavuşturdular:
AB ile yola devam!
Reformlara devam!
Peki, AB ne yaptı?
Güney Kıbrıs'a limanlarını açmayan, yani malların serbest dolaşımıyla ilgili yükümlülüğünü yerine getirmeyen Türkiye'ye bir ceza kesti.
Ama, bu ceza çok ağır kaçtı.
Konuyla ilgili ilgisiz sekiz faslın askıya alınması, geri kalanların da kapatılmasının bile 'Kıbrıs koşulu'na bağlanması çok ağır, çok orantısız bir yaptırım oldu.
Buna karşı AB'de şöyle deniyor:
"Unutmayın! Türkiye, AB üyesi olan Kıbrıs'ı tanımıyor; ama buna rağmen müzakereler açıldı. Yine, AB'ye karşı anlaşmalardan, yani Gümrük Birliği'nden kaynaklanan çok önemli bir yükümlülüğünü Türkiye yerine getirmiyor. Ama buna rağmen müzakereler tümüyle kesilmedi. Daha ne istiyorsunuz?.."
Kuzey Kıbrıs'a ilişkin ambargoyu kaldırma sözünü tutmayan AB'nin bize dönük bu bakış açısında gerçek payı yok mu? Var tabii.
Türkiye'nin büyüklüğü ve stratejik ağırlığı, -ve son Kıbrıs hamlesi dahil hükümetin bastırması- AB içinde Türkiye'ye karşı daha kötü bir şeyler yapmak isteyen ülkelerin yolunu şimdilik kesmiş oldu.
Kısacası:
Yaşanabilir bir durum var!
Ancak, trenin rayında bugünlük gidebilmesi ya da havanın düzelmesi için AB tarafının öncelikle yapması gerekenler gündeme gelmiş durumda.
Bunlar üç noktada toplanıyor:
(1) Müzakereye hazır olan, ancak Güney Kıbrıs'ın engellemesi yüzünden açılamayan dört faslın (aslında üç fasıl) hemen müzakereye açılması...
(2) Papadopulos yönetiminin herhangi bir yeni oyununa fırsat tanınmaması...
(3) Kuzey Kıbrıs'a yönelik izolasyonların kaldırılması konusundaki 'doğrudan ticaret tüzüğü'nün ocak ayında ele alınarak, AB ile gerçek anlamda doğrudan ticarete -yani Rumlar üzerinden değil- kapıyı açacak biçimde çıkarılması...
Bu üç nokta önemli.
AB eğer iyi niyetli olduğunu göstermek istiyorsa, bu üç noktada hiç vakit geçirmeksizin harekete geçmelidir.
Çünkü Ankara kızgın!
Hükümette, Dışişleri'nde, kapalı kapılar arkasında AB'ye karşı esen hava son derece olumsuz. Bu havanın demeçlerle dışarıya yansıtılmasından kaçınılıyor.
Ama eski deyişle 'hal'de, yani Ankara'nın davranışlarında da bu durum devam edebilir mi? Yani AB ile değişik işbirliği alanlarında Türkiye, bugün hissettiği hayal kırıklıklarını yansıtıp bazen AB'ye mesafe koyabilir mi?
Ne kadar etkili olur olmaz ayrı konu. Ama bu ihtimal var.
İşbirliğinin devamı, öncelikle AB'nin demin belirttiğim üç noktada iyi niyetini belli etmesine bağlı...
Bu arada belirtmekte yarar var. Türkiye'nin de 301'i değiştirmesi, AB'deki gelişmeleri olumlu etkiler.
Evet, tren çok yavaşlıyor.
Ama rayda kalıyor!
Her şey 2007'ye, bizim seçimlere endekslenmiş durumda. Cumhurbaşkanı kim olacak? Genel seçimler nasıl sonuçlanacak?
Başta Türkiye'nin siyasal istikrarı dahil çok şey bu iki soruda düğümleniyor. Bu düğümler nasıl çözülecek, AB dahil önce herkes bunu görmek istiyor.

Hasan Cemal, Milliyet
13.12.2006