ABD'nin Irak'ta çıkış arayışı

 

Irak'taki durumu düzeltmenin "sihirli formülü" olmadığını peşinen belirtip malumu ilam ederek başlayan Irak Çalışma Grubu (IÇG) Raporu'nun, 'Irak'ın sorunlarını çözmekten ziyade, ABD'nin Irak sorununu çözmek' üzere yazıldığı aşikâr.
Irak stratejisi değiştirilmezse, "ABD'nin Vietnam'dakine benzer bir bataklığa saplanıp kalacağı" öngörüsünü paylaşan raportörler, bunu önlemenin yöntemi üzerinde duruyorlar.
Rapor, Irak'ın 'barışçıl, demokratik, istikrarlı bir ülke olması' hedefini sahiplenmekten ziyade, ABD'nin Irak'tan çekilmesinin asgari koşullarını hızla hazırlamanın yolunu yapıyor. Bunu yaparken de, sık sık, Iraklılara yukarıdan bakan, politika dikte eden bir üsluba kayıyor.
Irak'taki durumun vehametini ve Bush yönetiminin mevcut politikasının başarısızlığını, ABD'li yetkililerin hâlâ tam itiraf edemediği bir netlikte ortaya koyması ise, raporun en olumlu özelliği.
Bu düzeyde kâğıda geçirilmesi olumlu olan bir başka unsur, IÇG'nin, Ortadoğu'ya bütüncül yaklaşma gereğini savunarak, "ABD, Arap-İsrail sorunuyla doğrudan ilgilenmekten kaçınmakla, müttefiki İsrail'e iyilik etmemektedir" demesi ve Bush yönetiminin bu süreçteki pasifliğinin bölgeye zarar verdiğini teslim etmesidir.

Bush ne yapacak?
Başkan George W. Bush, IÇG raporunu uygulamaya pek niyetli görünmüyor. Son bir haftayı, rapora muhalefet edenler ile ABD Dışişleri ve Pentagon'da hazırlanan alternatif önerileri dinlemeye ayıran Bush, yeni Irak stratejisini 2007 başında açıklayacak.
IÇG'nin Bush'u rahatsız eden iki temel önerisi var: Amerikan muharip birliklerinin 2008'in ilk çeyreğinde Irak'ı terk etmesi; ABD'nin İran ve Suriye ile diyaloğa girmesi.
Yönetimden işittiğimiz kadarıyla, ikinci önerinin uygulanma şansı "sıfıra yakın". Başkan Bush, Irak konusunda Şam ve Tahran'la diyaloğa girmenin, Suriye'yle Lübnan, İran'la da nükleer teknoloji pazarlığını kabullenmek anlamına geleceği inancında ve bunu istemiyor.
Irak'taki ABD askerlerinin büyük bölümünün, 15 ay içinde geri çekilmesi de, Bush ekibince şimdilik benimsenmiyor. Ancak Amerikan kamuoyu, bu yönde bir adımı zorlayabilir.
Beklentiler, Bush'un, ilk aşamada, Irak'a 20 bin ek asker göndereceği yönünde. Amaç, bu takviye gücün, halihazırda Bağdat'ta görevli 17 bin kadar ABD askerine katılarak başkentin güvenliğini sağlaması. Bush'un, IÇG'nin önerdiği şekilde, Irak ordusunun eğitimi için daha fazla personel ayıracağını duyurması da bekleniyor.
Yönetim kaynakları, Bağdat'ın güvenliği ve Iraklı kuvvetlerin eğitimi amaçlı bu yeni adımların başarısına bağlı olarak, muharip ABD askerlerinin "2008'den itibaren" geri çekilebileceğini belirtiyorlar.

Türkiye ne yapmalı?
Ankara, IÇG raporundan memnun. Rapor, Irak'ın bölünmesini desteklemiyor; komşu ülkelerin sürece katkısını istiyor; Kerkük referandumunun ertelenmesini öngörüyor; Irak'ta PKK'ya karşı yeterli önlem alınmadığını teslim ediyor. Türk yetkililer, bu vurgulara, "Biz dememiş miydik" türünden tasvip cümleleriyle sahip çıkıyorlar.
IÇG'nin, Türkiye'ye 'potansiyel istikrarsızlaştırıcı güç' olarak baktığı ise gözden kaçırılıyor. Raporun Türkiye ile ilgili asıl vurgusu, "Irak'a yönelik Türk politikası, Kürt milliyetçiliğinin caydırılmasına odaklanmıştır... Türkiye, Kürdistan'ın bağımsızlık ilanını önlemek için K. Irak'a asker gönderebilir" minvalinde.
Türkiye'nin 'potansiyel olumlu rolü' ise, "önemli bir Sünni ülke" olması gibi, özünde problemli bir tanımla gerekçelendiriliyor. Türkiye, bugüne dek 'Sünnilik' temelinde dış politika yürütmedi; kaldı ki, Iraklı Sünniler üzerinde, Ürdün, Mısır misali bir nüfuza sahip değil. Üstelik rapor, bu tanımla, Irak'taki merkezi sorunun Şii-Sünni çatışması olduğu bir ortamda, Türkiye'ye adeta 'mezhepsel bir tarafgirlik' yakıştırıyor.
IÇG tarafından 'Kürtlere odaklı ve askeri müdahaleye meyilli bir ülke' ya da 'Sünni bir partner' diye görülmeye sevinmek pek anlamlı değil. Rapora anlamlı tepki, Ankara'nın, hem bütün olarak Irak'la, hem de özelde Irak Kürtleriyle daha ciddi bir diyalog başlatması olur.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Bağdat'a giderek Cumhurbaşkanı Celal Talabani dahil geniş bir çevreyle görüşmesinin zamanı geldi geçiyor. Irak'taki Kürdistan özerk bölgesinin geçici olmadığını kabullenip bu bölgenin lideri Mesut Barzani'yle de, daha açık bir diyaloğa girmenin yolunu bulmalıyız. PKK ile mücadele, kuşkusuz, bu diyaloğun merkezinde olacaktır.
Irak'taki iç savaşın ne zaman duracağı, istikrarın nasıl sağlanabileceği belli değil. Belli olan, Irak Kürtlerinin sınırdaşımız olduğu ve öyle kalacaklarıdır. Onlarla ittifak zor ama mümkün. Ankara, eli güçlü taraf olmanın özgüveniyle milliyetçi-popülist kompleksleri aşar ve Iraklı Kürtlerle enine boyuna konuşursa, sonuçta zararlı çıkan PKK olur.

Yasemin Çongar, Milliyet
18.12.2006