Kerkük gerçekleri, Kerkük yalanları (1)

 

Türkiye, 2007’ye tehlikeli bir hamaset, popülizm ve “savaş tamtamları” söylemi ile girdi.

Konu, Irak; daha doğrusu Kuzey Irak. Kuzey Irak’ta neresi olduğu belli de değil; PKK’nın üstlendiği İran-Irak sınırındaki dağ kütlesi Kandil mi, yoksa Türkiye sınırı ile Bağdat arasında tam yarı yolda bulunan, düzlükteki Kerkük mü?

Bu ateşli söylemi ve tehlikeli gidişatı, Başbakan Tayyip Erdoğan, Kurban Bayramı arifesinde, yeni yıla girerken, Kerkük ve PKK’nın Kuzey Irak’taki varlığını kastederek “Irak, bizim için AB’den daha öncelikli bir dış politika konusu haline gelmiştir” açıklamasıyla tetikledi. Ardından, ABD ile çatışmacı bir polemiğe girerek, konuyu tırmandırdı. Deniz Baykal da fırsatı kaçırmayarak “topa girdi” ve Kuzey Irak’a askeri müdahale tezkeresi istemeye işi vardırdı. Ak Parti hükümeti, ister istemez, parametreleri CHP ve “ulusalcı muhalefet” tarafından belirlenecek tuzağın içine kendisini yerleştirdi.

Şimdi, TBMM, önümüzdeki Salı günü bu konuda “gizli oturum” yapacak. Bizim naçizane önerimiz, “Kerkük demagojisi”ne hevesli tüm tarafların, milletvekilleri başta olmak üzere, Kerkük’e götürülüp getirilmeleri. Ne hakkında, neresi hakkında, ne konuştuklarını bilebilmeleri, en azından “topoğrafya bilgileri”ne sahip olabilmeleri ve ağızlarından çıkacaklarını kulaklarının duyması için...

*** *** ***

Önce, bazı “Kerkük gerçekleri”ni kaydedelim ki, “Kerkük yalanları” ortaya çıkabilsin ve bu konuda fikir yürütenler ve ağızlarını açanların sağlıklı bir değerlendirilmesi yapılabilsin. Kerkük, Türkmenlere göre bir “Türkmen şehri”, Kürtler açısından ise “Kürdistan’ın bir parçası ve Irak Anayasası’nca 2007 Aralık ayında yapılması öngörülen referandumda Kürdistan federal bölgesine katılma oyu çıkarsa, o bölgenin –yani, gelecekte bağımsız olabilecek bir Kürt devletinin- başkenti.” Ayrıca, -Sünni ve Şii- yoğun Arap yerleşimi de söz konusu.

Kerkük’te son resmi sayım, 1957 yılında yapıldı. Krallık rejiminin yıkılmasından sonra, 1958’de açıklanan sonuçlara göre, Türkmenler, 45,306; Kürtler, 40,047; Araplar, 27,127. İl nüfusu içinde ise, Kürtler, 147,546 ile çoğunluk, Araplar, 82,493, Türkmenlere gelince, 38,065 ile üçüncü. Yüzde 1 oranında ise Asuri-Keldani Hristiyan nüfus var.

Ta, 1957’de toplamda, Kürtler 187,593 ile çoğunluk, Araplar 109,620 ile ikinci sırada ve Türkmenler ise 83,371 ile üçüncü sırada idi.

Kerkük demografisi, 1975’ten başlayarak Saddam’ın “Araplaştırma” politikaları ile büyük değişikliklere uğradı. İl sınırları da değiştirildi. Altınköprü (Türkmen-Kürt), Çamçamal, Kifri gibi Kürt yoğunluklu, Tuzhurmatu gibi “Şii Türkmen” yoğunluklu ilçeler, Erbil, Süleymaniye, Diyala ve merkezi Tikrit olan Selahaddin vilayetlerine bağlandılar. Kerkük vilayeti, Tamim (millileştirme) adını aldı.

Sadece 1991 Körfez Savaşı sonrasında, Human Rights Watch raporlarına bakılırsa, Saddam rejimi 120 bin Türkmen, Kürt ve Hristiyanı sürdü ve yerlerine orta ve güney Irak’tan, çoğunlukla Şii, 200 bin Arap yerleştirdi.

Tamim ilinde, tüm demografik değişikliklere rağmen, Kürtler nüfusun yüzde 55’ini, Araplar yüzde 29’unu ve Türkmenler yüzde 14’ünü oluşturdular. Kerkük şehir için nüfusunda, Türkmenler, uzun süre yüzde 40 ile en büyük grup olarak kaldılar. Saddam’ın yıkılmasından sonra, bir kısım Arap göçe zorlanırken, Kürtler, bir kısmı daha önce terke zorlananların da geri dönmesi ile nüfus dengesini belirgin biçimde kendi lehlerine daha da belirgin biçimde değiştirdiler.

Kerkük şehrinin siyasi geleceği, Irak Anayasası’nın vurguladığı “normalleşme” yani sürülenlerin geri dönmesi Mart 2007’ye dek yerine getirildikten sonra, Temmuz 2007’de nüfus sayımı yapılmasını ve üçüncü aşama olarak, 2007 sonundan önce düzenlenecek bir referandum ile belirlenecek. Şehrin, 2003 yılındaki savaştan önce 700 bin olan nüfusu, şimdilerde 800 bine çıkmış durumda. Nisan 2003’ten bu yana, en az 100 bini Kerkük’te hiç yaşamamış olan, 350 bin Kürt’ün geri döndüğü tahmin ediliyor. (600 bin filan gibi, Irak Türkmen Cephesi kaynaklarınca ileri sürülen rakamlar, sağlıklı olmaktan ziyade propaganda amacına uygun...)

Kürtler, özellikle Celal Talabani’nin örgütü Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ve Mesut Barzani’nin Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) şehrin yönetiminde de, güvenlik gücünde de etkinler. Kerkük’ün 6120 kişilik polis gücünün yüzde 40’ı, iki Kürt siyasi partisine sadık.

*** *** ***

Hayati önem ve anlama sahip “petrol” konusuna yarınki yazımızda değineceğiz. Şimdi, Kerkük adında, soruna sadece doğrudan tarafları değil, Türkiye-ABD ilişkilerini de berbat etme potansiyeli taşıyan Kerkük adındaki “saatli bomba”nın “fünyesi”nin çıkarılması yani “siyasi çözüm” şansı üzerinde duralım.

Türkiye’nin de destek verdiği Uluslararası Kriz Grubu’nun (ICG) 32 sayfalık 18 Temmuz 2006 tarihli mükemmel raporu, tüm taraflara, bugünleri tahmin edercesine bir dizi “tavsiye” sunmuştu. “Türkiye hükümeti’ne” sunulan “tavsiyeler” aynen şöyle idi:

Kerkük sorununun barışçıl çözümüne kendinizi angaje edin ve bu konudaki söylemi aşağı perdeye çekin;
Türkiye ile Kuzey Irak arasında, özellikle akaryakıt ürünlerinde, ticareti, örneğin Habur’dakine ek olarak bir sınır kapısı daha açarak, kolaylaştırın ve Irak Kürdistan bölgesine yatırımları teşvik edin;
Irak’a askeri güç gönderilmeyeceğine ve Habur sınır geçişini ya da Beyji-Ceyhan petrol boru hattını kapatmak gibi baskıcı diplomasi uygulamayacağınıza dair yükümlülük altına girin.
Türkiye’de son haftalarda, büyük ölçüde “seçim hesapları”nın da devreye girmesiyle, tehlikeli biçimde tam ters yönde ilerlendiği açık. Yanlış üstüne yanlış ekleniyor.

Kerkük konusuna yarın devam edeceğiz...

Cengiz Çandar, Hürriyet
18.01.2007