Türkiye'deki son gelişmeler

 

Türkiye'deki son gelişmeler iki önemli meselenin altını çiziyor.

Bunlardan birincisi, “sistemli ve etnik bir milliyetçiliğin yaygınlaşması”dır. Doğal ve geleneksel duyguların bu yeni dalganın etkisi altında kalmasıdır.

İkincisi “derin devlet” tabir edilen karanlık yapının eylem ve girişimlerin bu yaygınlaşmayla iç içe geçerek meşruluk kazanmasıdır.

Sözünü ettiğimiz Nihal Atsız'ınkini andıran, aktif Ermeni, Kürt düşmanlığı üzerine oturan etnik bir milliyetçilik eğilimidir. Bu kez sözünü ettiğimiz sokaktaki bu eğilimi ve sıradan insanları yarı profesyonel bir eylem mantığı çerçevesinde profesyonelce kullanan yeni bir derin devlet politikasıdır.

Şunu görmek gerek:

Milliyetçilik ideolojisindeki bu yenilenme ve derin devlet politikalarındaki bu cevvaliyet, aslında Türkiye'nin Avrupa Birliği çerçevesinde yaşadığı değişim sürecinin, bu sürece gösterilen direncin bir sonucudur...

Dink'i öldürmeyi planlanlayanların amacı ne olursa olsun, yarattığı etki tüm Türk siyasetini kuşatmıştır.

Türk siyaseti açısından bakıldığında cinayet bir kırılma yaratmıştır.

Malum 2007 yılı, cumhurbaşkanlığı seçimlerine endeksli saray kavgalarını azdıracak, hükümeti ürkütecek, iktidarsızlığa itecek gelişmelere gebeydi. Dink cinayeti bu açıdan, en azından bir tedirginlik sayfasının açılmasını ifade etmiştir. Daha şimdiden emniyetten hükümete kadar devlet kurumları arası ve içindeki ilişkilerde güven bunalımlarının doğmasına yol açmıştır. Başbakan'ın sürekli olarak derin devletin varlığına endişeli bir şekilde vurgu yapması tüm ülke tarafından izlenmektedir.

Toplumsal ruh hali açısından bakıldığında ise Dink'in öldürülmesi toplumsal bir çatlağı ciddi bir kırılmaya dönüştürmüş, bir kutuplaşmaya yol açmıştır

Cinayeti açık ya da zımni şekilde onaylayan, “Hepimiz Ermeniyiz” sloganı tartışması üzerinden öfkelenen bir eğilim, Dink'in cenaze töreninden sonra şaha kalmıştır. Beyaz bere şatışlarının patlaması, Trabzon'daki sözüm ona sivil toplum örgütlerinin yaptığı açıklamalar, bakanların cenaze törenine yönelik tepkileri, futbol seyircisinin attığı sloganlar, azgın ve etnik bir milliyetçiliğin kazandığı ivmeye ve cürete işaret etmektedir.

Özellikle, merkez medyanın Hrant'ın Dink cenazesi ile şehit cenazelerini ayrı kutuplara yerleştirerek, Dink'i ve onun gibi düşünenleri terörist, bölücü, hain imasıyla ele alması, bu tür yorumların ünlü isimler tarafından yapılıyor olması bu açıdan son derece dikkat çekicidir. Ne acıdır ki, Hrant'ın ölümünden önce yapılanlar ölümünden sonra da sürdürülmektedir.

Kırığın bir yanı, üstelik ağır basan yanı, işte bu zihniyetten oluşuyor...

Öte yandan ise demokrat ve farklılık fikrini önemseyen bir kesimin siyaseten billurlaşması var.

Bu kesim, Hrant'ın ölümü ve cenazesiyle birlikte siyasi tavrını ve tepkisini göstermeye başladı. Diğer bir ifadeyle, Dink'in ölümü bugüne kadar devlet sathında yaşanan bir değişim-direnç, demokratlık-milliyetçilik kavgasının artık toplumsallaşmaya başlamasının bir işareti olmuştur...

2007'daki gerginliklerde, siyasi kararlarda artık toplum da olacaktır...

Zaman, yaşanan acı kayba rağmen, siyaset ve aklın silaha galebe çalacağını kanıtlamaya çalışmanın zamanıdır.

Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
07 .02. 2007