Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Washington’da son derece önemli temaslarda bulunuyor.
Orgeneral Büyükanıt’ın Washington ziyareti önceden planlanmıştı ve Amerikan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Peter Pace’in geçen yıl Türkiye’ye yaptığı ziyareti iade niteliğindeydi. Müttefik ülkelerin askeri yetkililerinin birbirlerini ziyaretinden doğal bir şey olamaz. Ancak Orgeneral Büyükanıt, dün, Başkan Yardımcısı Dick Cheney tarafından kabul edildi ve ayrıca Milli Güvenlik Başdanışmanı Stephen Hadley ile de görüştü. Bu, doğal değil. ABD’nin en üst düzeydeki sivil yöneticilerinin, bir ülke genelkurmay başkanı ile görüşmeleri, bir “Amerikan siyasi rutini” değil.
Üstelik, Yaşar Büyükanıt’ın görüştüğü kişilerin, aşağı yukarı Dışişleri Bakanı Abdullah Gül’ün şunun şurasında birkaç gün önce görüştüğü kişilerle aynı olması da “durum fotoğrafı”na ayrıca bir garip görüntü yüklüyor.
Böyle bir durumu, ancak Irak’ın özel durumu, Amerika’nın Irak’taki özel durumu ve Türkiye’nin her ikisiyle bağlantılı özel konumu ve durumuyla açıklayabiliriz. Nitekim, Orgeneral Büyükanıt’ın Türkiye’nin Washington Büyükelçisi’nin onuruna verdiği resepsiyondaki konuşması böyle bir açıklamayı destekleyici nitelikte. Şöyle diyor:
"Bugün Türkiye, çeşitli sorunlarla karşı karşıya. Daha önce de açıkça
söyledim: Türkiye Cumhuriyeti, 1923'ten bu yana bu kadar büyük risk, tehdit ve
sıkıntılarla karşı karşıya kalmadı. Hududumuzda Irak sorunu var. Bu, komşuların, bölgenin ve ABD'nin sorunu. Irak sorunu, tek bir parça sorun değil. Irak'ın kuzeyi ayrı sorundur, bütünü ayrı sorundur. Bu, bir gerçektir. Bugün Irak, bölünme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bunu kimse inkâr edemez. Irak'ın kuzeyinde bir terör örgütü var. Bu, Türkiye'nin sorunudur, bölgenin sorunudur. Türkiye'nin Kıbrıs ile ilgili sorunu var. Kafkaslar potansiyel bir risk bölgesidir. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Diğeri, Türkiye'nin İran ile sınırı vardır. Orası da potansiyel bir risk bölgesidir. Türkiye bu kadar sorunla cumhuriyet tarihi boyunca karşı karşıya kalmamıştır.
Biz bu sorunlar varken, bu sorunları tek başımıza mı çözeceğiz yoksa
uluslararası ilişkilerle mi çözeceğiz? Bu, çok boyutlu bir durum. Türkiye'nin şu anda karşı karşıya bulunduğu sorunlar, maalesef kendi aralarında dokusal bir ilişki içindedir. Kuzey Irak ile Türkiye'deki terör sorunu, Irak'ın bütünlüğü konuları birbirinden ayrı değil. Çözerken Türkiye'nin ileriye doğru tutarlı ve
sağlıklı politika uygulaması kaçınılmazdır."
*** *** ***
Bu sözler, gerçi Türkçe sarf edilmiş ama yine de “tercüme” edilirse şu denmiş oluyor:
1. Irak, parçalanma tehdidi altındadır. Ve Irak’ın parçalanması, Türkiye’nin de parçalanma girişimlerine zemin oluşturabilir.
2. Kuzey Irak’taki PKK varlığı, Irak’ın parçalanması tehlikesinden bağımsız olarak, Türkiye güvenliğini doğrudan doğruya ilgilendirmektedir.
3. Türkiye, Irak’ın parçalanmasını arzu etmemektedir. Kuzey Irak’a ise Irak’ın bütünüyle irtibatlı olmakla birlikte, doğrudan kendi güvenliğiyle ilgili PKK varlığı nedeniyle Irak’ın bütününe ilişkin pozisyonundan farklı yaklaşmak hakkına sahiptir.
4. Kıbrıs, İran ve Kafkasya’nın geleceği de göz önünde tutulduğunda, Türkiye, çok belirsiz bir gelecek sunan “jeopolitik alan”ın merkezindedir.
5. Türkiye, yüz yüze kaldığı sorunlara ilişkin olarak, uluslararası ilişkiler ve ittifak sistemi içinde, bu arada ABD ile birlikte hareket etmeyi yeğlemektedir. Washington’daki temasların özünü de birlikte neler yapılabileceğini araştırmak oluşturmaktadır.
Elbette ki, Yaşar Büyükanıt’ın, “Türkiye Cumhuriyeti, 1923’ten bu yana bu kadar büyük risk, tehdit ve sıkıntılarla karşı karşıya kalmamıştır” cümlesinin altını özellikle çizmek gerekli. Bu algılama, ABD’den yeterli işbirliği görülmediği takdirde, Türkiye’nin kendi başına son yılların popülerleşmiş deyimiyle “unilateral” hareket etme kozunu elinde tuttuğunu vurguluyor. Cumhuriyet tarihinin “en büyük” risk, tehdit ve sıkıntılarıyla karşı karşıya bulunduğu algılamasındaki bir ülke, bu algılamadan yola çıkarak tüm yumurtalarını aynı sepete koyamaz ve sadece ABD ile işbirliğine bel bağlayamaz.
Zira, böyle bir algılama, bir “varoluş” sorununu ifade etmiş oluyor. “Varoluşsal” bir sorun algılaması içindeki ülkeler ise mecbur kaldıklarını düşündüklerinde “unilateral” davranışa başvururlar. Örneğin, İsrail’in çokça başvurduğu yol budur.
Bununla birlikte, Orgeneral Büyükanıt, Türkiye’nin bu “tarihinin en riskli, tehditle ve sıkıntılarla yüz yüze” durumunu, Milli Mücadele öncesi yani Birinci Dünya Savaşı sonrasıyla karşılaştırıldığında çok daha avantajlı görüyor, “özgüven” ve “korkulardan sıyrılalım” çağrısı yapıyor. Şöyle diyor:
"Soruyorum; sizin, bizim bugünkü durumumuz, Samsun'a çıkmadan önce 16 Mayıs 1919'da Atatürk'ün karşı karşıya olduğu sorunlardan daha mı büyük? Hayır değil. Ordun yok, paran yok, Anadolu insanı savaş yorgunu. O Anadolu insanı ki, yılların verdiği ihmalle bayanların okuma yazma oranı yüzde 5, erkeklerin yüzde 10. Atatürk tüm bu olumsuzluklara karşı 'Biz bu olumsuzlukları yeneriz' diyor. Şimdi Türkiye Cumhuriyeti bu kadar mı kötü? Değil. En kötüsü, ümidini kaybeden insan, gerek bireysel, gerek kurumsal olarak... Türkiye Cumhuriyeti, onu oluşturan insanlar ümitsiz olduklarında kaybederler, olmamaları lazım. Şimdi zaten Türkiye Cumhuriyeti'nin insanları da şu anda böyle değil. Kendimize güvenmemiz lazım. Türkiye Cumhuriyeti büyük, güçlü bir devlettir. Bu gücünün bilincinde olması lazım. Türkiye güçlü bir ülke. Türkiye, onun bunun iteleyeceği bir ülke değildir.
Bazı korkularımız var. Bu korkularımızın üstesinden gelmemiz gerekiyor.
Türkiye bölünüyor mu? Kim bölecek Türkiye'yi? Kim bölebilir? Türkiye'yi bölmeye kimin gücü yeter? Türkiye'yi bölmeyi rüyalarında görenler, bu rüyanın sonunda kâbus görür. O dinamik güçler, Türkiye'yi koruyan o dinamik güçler var olduğu
sürece, o rüyayı görenler kâbusla uyanırlar ve derslerini alırlar. Bir kere buna inanmamız lazım. Biz inanıyoruz. Kimse Türkiye'yi bölemez, ona cesaret edemez. Onu düşünenlerin biz gereğini yaparız. Böyle bir güç var mı? Yok. Hayal kuranlar var...”
*** *** ***
Bu sözlerin altına imzamızı atmamız gerekiyor. O takdirde, Trabzon’dan Mersin’e, Karadeniz’den Akdeniz’e, kendi çarpık kafalarından “durumdan vazife çıkaran”, Kuvayı Milliye, Vatansever Kuvvetler Güçbirliği vs gibi tumturaklı isimler altında ırkçı-milliyetçi-ulusalcı çeteleşmelere ve Ankara’da bunların kurumlar içine sızmalarına da gerek yok demektir ve bunlar temizlenmelidir. Bir ülkenin, ülkeyi korumak ve savunmak amaçlı bir tane yasal silahlı kuvvetleri olur ve yukarıdaki sözleri sarf eden de onun komutanıdır. Öyleyse, İstanbul’dan Şemdinli’ye o tür çeteleşmelerin cinayet şebekeleri gibi çalışmaları da önlenmek zorundadır.
Aksi halde, gidiş, her mezhebi ve etnik grubu milisleşen, milisleştiği oranda ülkeyi parçalanma tehdidi altına sokan Irak’a benzemeye başlar.
Dolayısıyla Yaşar Büyükanıt’ın sözlerini doğru okumak, doğru yorumlamak ve ondan sonra da gereğini yapmak yükümlülüğü ortaya çıkıyor.
Seçim yılı olsa bile, bu yükümlülük, doğal olarak hükümetin üzerinde duruyor...
Cengiz Çandar, Referans
15 .02. 2007 |