Çekirge bir sıçrar, iki sıçrar…

 

Herhalde “Sana yapılmasını istemediğin bir şeyi sen de başkasına yapma” öğüdü kulağımda takılı kaldığı içindir, iyice emin olmadığım konularda kişiler ve kurumlar hakkında kesin ifadelerle yazı yazmaktan kaçınırım. İlle yazmam gerekiyorsa, bilginin mutlak doğru olmadığını belli ederim…

Bunca uzun yıllar boyu kişileri ve kurumları ilgilendiren yazılarla okur önüne çıkan bir yazar için yalnızca bir-iki sudan dâvâya muhatap olmak kolay değildir; bunu aşırı titizliğime borçlu olduğumu düşünüyorum…

Sadece ben mi, kurumlarımız da öyle… Önceki gün, Maliye Bakanlığının Kanaltürk televizyonuna CHP'den kaynak aktarıldığını tespit ettiği BUGÜN gazetesinde manşet olduğu gün, Kanal-7'nin 'Haber Saati' içerisinde ele almayı düşündüğü konular arasında onun da bulunmasını herhalde normal karşılardınız. Oysa o akşam haberi görmedi Kanal-7. Nedeni şu: Benim “Kanalın sahibi 'yalan' olduğunu açıklamış; vereceksek 'iddia edildi' gibi ifadelerle yumuşatarak sunalım” demem üzerine, Kanal-7, konuyu akıştan bütünüyle çıkardı.

Düşünün: Yalnızca iki hafta önce, CHP lideri Deniz Baykal, elinde bir kâğıt parçasıyla parti gurubu önüne çıkmış ve “Tayyip Erdoğan yandaş medyaya kaynak akıttı” iddiasını dillendirmiş… İddiaya muhatap Kanal-7 ve Yeni Şafak tarafından “İspatla, ispatlamayan şerefsizdir” keskin karşı çıkışına rağmen, Kanaltürk, konuyu günlerce ekranında işlemiş…

Meğer iddiayı ortaya atan CHP ile ekranlarına taşıyan kanal arasında karşı çıktıkları türden bir 'yasak ilişki' varmış; ileride yayınlanacak reklâmların karşılığı olarak (CHP yetkilileri böyle açıkladı durumu), kanala üç milyon dolar aktarılmış…

Böylesine bir suçüstü durumu olduğunda medyada hep ne yaşanırsa bu defa tam tersi görüldü: Baykal'ın ithamlarına muhataplardan Kanal-7, “Belki doğru değildir, ispatlanmadan suçlamayalım” ihtiyatını tercih etti.

Başkaları ne düşünürse düşünsün, ben bunu, Kanal-7 adına 'yüz ağartıcı bir olay' olarak görüyorum. Doğruluk, gerçeğe bağlılık, adalet, bile bile yalana âlet olmamak... Bir medya kurumu açısından hep tetik üstünde bulunmayı gerektiren temel ilkeler bunlar…

Türk medyasının bilmediği, bilse de görmezden geldiği, sıkıştırıldığında aksini geçerli göstermeye çalıştığı ne kadar ilke varsa, bizler hepsine sonuna kadar bağlı kalma ihtiyacı duyuyoruz; doğrudan ayrılıp yanlışa düşme ihtimalinin belirdiği her olayda, sansasyon ile okur (veya izleyici) kazanmak yerine yanlıştan uzak durmayı yeğliyoruz…

Bu durum, sanıyorum, yalnız okur ve izleyicilerimizin değil, Deniz Baykal'ın ve CHP lider kadrosunun da dikkatinden kaçmıyordur. Kaçmamalı. Buna karşılık, varolan 'yasak ilişki' ortaya çıktığında sonradan doğrulanacak olayı derhal 'yalanlama' yoluna başvuranların davranış tarzına da dikkat etmeli CHP'liler…

Son zamanlarda birbiri ardına meydana gelen mâlî skandalları farklı açıdan görüp iktidara mâl etme eğiliminde olanları biliyoruz; yanlış bir değerlendirme bu. Doğrusu ise şu: Teknolojik gelişmeler dünyayı şeffaflaştırıyor. Her hareketimiz kolayca izleniyor çünkü. Banka hesabımıza yatan üç kuruş bile sadece kasiyer tarafından görülmüyor artık; para akışını izlemekle görevli her birim ânında haberdar oluyor o akıştan… Yüklü bir miktarsa yatan, bir yerlerde güçlü alarm zilleri de çaldırıyordur…

Sadece bu mu? Zırt fırt kullandığımız kredi kartlarımız da tâkip altında. Yalnız ne kadar harcadığımız değil, paramızı hangi ürünlere yatırdığımız, nelerden hoşlandığımız da birileri tarafından biliniyor. Kartınızla DVD aldınız diyelim, hangi türden filmlere ne kadar para harcadığınız bile öğreniliyor yaptığınız alışverişten…

İstersen şeffaflaşma bakalım.

Geçmişin filmlerinde bankaya yatan yüklü parayı âmirlerine bildiren uyanık kasiyer büyük bir aldatmacayı ortaya çıkarırdı; bugün ise filmlerde çok yüklü paraların bir hesaptan diğerine kasiyer araya girmeden bilgisayar aracılığıyla aktarıldığını görüyoruz…

Ne olacak şimdi? İki hafta önce partisine mensup milletvekilleri önünde Tayyip Erdoğan'ın yandaş medyaya para aktardığı iddiasını dile getiren CHP lideri Deniz Baykal aradan geçen sürede iddiasını ispatlayamadı; 1999'dan bu yana yapılan soruşturmalar iddianın yalan olduğunu gösteriyor… Buna karşılık, liderinin 'yandaş medyaya kaynak aktarımına göz açtırmayacak kadar ilkeli' olduğunu sandığımız CHP, yandaş kanala yüklü bir kaynak aktarımı yapmış…

RTÜK konuyu kendi yasası açısından incelemeye aldı da, partileri izlemekle görevli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı ve Anayasa Mahkemesi de harekete geçecek mi bakalım?

Ne demişler: Düşmez kalkmaz bir

Allah…

Taha Kıvanç, Yeni Şafak
13 .04. 2007