Askerler Kuzey Irak'a askerî bir müdahalenin doğru olacağına inanıyorlar… Meclis'in seçeceği yeni cumhurbaşkanının Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerlerine ve özellikle lâiklik ilkesine 'sözde değil özde bağlı' biri olacağı umudundalar… Kuzey Irak'taki Kürtleri şımartması yüzünden ABD'ye, Türkiye'yi etnik ve dinsel azınlıklara bölmeye çalıştığı kanaatiyle de AB'ye kızıyorlar…
Genelkurmay Başkanı Org. Yaşar Büyükanıt'ın dünkü basın toplantısının kısa özeti bu. Böyle özetlendiğinde, askerin bütün tespit ve değerlendirmelerinin anayasal ve yasal sınırlar içerisinde kalmasına itina ettiği, görev alanının dışına çıkmama, çıkmaya zorlandığında da diplomatik dil kullanma konusunda olağanüstü titiz olduğu daha kolay anlaşılıyor…
Bunu anlamamız yönünden bile önemliydi bu basın toplantısı…
Kuzey Irak'a sınır ötesi harekât ihtiyacını ne kadar diplomatik bir dille değerlendirdiğini hepimiz fark ettik. “Böyle bir ihtiyaç var mı?” Elbette var. “Yapılırsa başarılı olur mu?” Elbette başarılı olur. O kadar… Bundan öte değerlendirmelerin siyasî iradenin işi olduğunu vurguladı Genelkurmay Başkanı. Bunun anlamı da açık: “Sınır ötesine bir operasyon için bütün şartlar oluşmuş, askerî hazırlıklar tamamlanmış olsa bile, Türkiye'nin çok yönlü çıkarlarını hesap edecek olan siyasî iktidardır; hükümetin değerlendirmesi de aynı yoldaysa Meclis'ten çıkartılacak bir karar sonrasında üzerimize düşen görevi yerine getiririz…”
Demokratik ülkenin silâhlı kuvvetleri böyle davranır… Aradaki tek fark, Genelkurmay Başkanının bunları söylemek için basın toplantısı düzenlemesi…
Basın toplantısı yapılacağı duyulduğunda söyleneceklerden kendi tarafgir yaklaşımlarına destek çıkmasını bekleyenlerin söylenenleri işitince hayal kırıklığına kapıldıklarını tahmin etmek hiç zor değil. Hemen her konuda 'yasal çerçeve içinde kalma titizliğine' vurgu onların hoşuna giden bir askerî tavır değil çünkü. Siyaset-dışı kalma itinasını en az bazı siviller anlıyor…
Aslında Genelkurmay Başkanı Org. Büyükanıt, bugünküne benzer mesajları, bir ay önce Washington'da yaptığı konuşmada da vermişti. Başka meslektaşlar eski söyleme uygun bölümleri büyütürken, ben, kendisinin en fazla üzerinde durulmasını arzu ettiği noktanın 'askeri siyaset dışında tutma' hassasiyeti olduğunu sizlere aktarabilmiştim; salonda olduğum ve ardından kendisiyle konuşma fırsatı bulabildiğim için... Şimdi doğrudan cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili bir soruya cevap verirken seslendirdiği ölçüyü de, ilk kez Washington'da dile getirmişti Org. Büyükanıt; “Bizim ölçümüz anayasa ve yasalar çerçevesinde kalınmasıdır…”
Bu yönden yaklaştığımızda, basın toplantısının en az ikna edici bölümünün 'medya akreditasyonu' ile ilgili bölümü olduğu görülür. Genelkurmay'ın uygulamakta olduğu geniş kapsamlı akreditasyon, Org. Büyükanıt'ın uygulamayı savunmasındaki çerçeveye taban tabana ters düşüyor. Bir çırpıda akla gelebilecek sertlikte manşetler atan gazetelere akreditasyon yasağı konulduğunu görmedik; terörle ilişkisi bulunmayan, haberleri çarpıtarak vermeyen gazeteler ve yazarlarını da kapsadığı bilinen 'akreditasyon' uygulamasını savunmak için söylenenler hiç inandırıcı değildi. Org. Büyükanıt'ın “Basının kendisini bize beğendirmeye çalışmasına lüzum yok” cümlesi, 'taslak' olduğunu söylediği 'andıç'ta, “Akreditasyonla itibarlarını kırmayı amaçlıyoruz” tespitine hiç uymuyor.
'Akreditasyon' halkın haber alma özgürlüğünü engellemesi yönünden yanlış değil yalnızca, askerlerin farklı sesler duymasını engellemesi bakımından da zararlı. Toplantıyı kapatırken Org. Büyükanıt'ın kendisine yöneltilen bazı soruların düzeyinden hiç memnun kalmadığı açıkça belli oluyordu; akreditasyon uygulamasının düzeyi düşürmek gibi bir etkisi de var işte…
Başında bulunduğu kurumu anayasal ve yasal çerçeve içinde tutma hassasiyetine bağlı, görev alanı dışına çıkmama konusunda hassas, tahriklere gelmeyen, sivillerle uyum içerisinde çalışma kararlığına sahip bir Genelkurmay Başkanı izlenimi verdi Org. Büyükanıt…
Dünkü basın toplantısı Türkiye'yi rahatlatan bir olaydır.
Fehmi Koru, Yeni Şafak
13 .04. 2007 |