Amerikan F-16 uçaklarının, Irak sınırı üzerinde Türk hava sahasını ihlal etmeleriyle ilgili gelişmelerin “diplomatik” veçhesi, Türkiye’nin Washington’a “protesto notası” vermesiyle tamamlandı.
Bu arada, iki önemli olgu ortaya çıktı:
Türkiye’nin devlet yöneticileri arasında bir devlette olmayacak türden bir “sağırlar diyalogu”; daha doğru bir deyimle tuhaf ve tehlikeli bir “iletişimsizlik” hali var;
Amerikan savaş uçakları, Türk hava sahasını, ister ABD’nin Ankara’daki Büyükelçisi Ross Wilson’un açıklamasına göre “kaza”yla, ister bilerek, “kasten” ihlal etmiş olsunlar; ABD, Türkiye’nin Kuzey Irak’a girişeceği bir askeri harekata net bir şekilde “kırmızı çizgi” çekmiştir.
Bu, her iki olgunun her biri, bir diğerinden daha “ilginç” ve dikkate değerdir. Amerikan savaş uçaklarının, Türk hava sahasını ihlal bilgisi, Genelkurmay’ın internet sitesine düştü. Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, Bakanlığına bu konuda bilgi verilmediğini açıkladı. “Bilgi”, gecikmeli olarak Dışişleri Bakanlığı’na intikal ettikten sonra, diplomatik enstrümanlar kullanıldı ve Washington’a “protesto notası” verildi.
Burada, önemli olan husus şu: Türkiye’nin ABD’ye bir “protesto notası” vermesini gerektirecek ciddiyette bir gelişmeden, Dışişleri Bakanlığı’nın, resmi ve devlet ciddiyetine uygun kanallardan haberdar edilmeden önce, konunun Genelkurmay internet sitesi üzerinden kamuoyuyla paylaşılması ve medya malzemesi haline getirilmesi, başlı başına bir tuhaflık.
Bu gelişmelerin cereyan ettiği sıralarda, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı, Ege’de birlikte tatbikat izliyorlardı; aralarında hiçbir şey konuşmadıkları gibi, Türkiye’nin dış siyaseti bakımından tayin edici önemde addedilecek bir durumu bile aralarında paylaşmamaları, ülkede tehlikeli bir “iktidar parçalanması”na işaret ediyor.
Başbakan, Genelkurmay’ın kendisine bağlı olduğunu birkaç kez üzerine basa basa vurguladı. Ancak, bunun “kağıt üzerinde” kaldığı; Genelkurmay’ın neredeyse tümüyle hükümet ile arasındaki “formel bağ”dan özerk, hatta bağımsız hareket eden bir “iktidar odağı” olduğunu, bu son gelişme de gösteriyor.
*** *** ***
Burada kadar olan, konunun “iç” boyutu. En az onun kadar, hatta ondan da önemlisi, “dış” boyutu. Yani, Amerikan savaş uçaklarının Türk hava sahasını “ihlal” etmiş olması. Bu “ihlal” gerçekten “kaza” da olabilir. Ne var ki, içinde bulunduğumuz şu günlerde, bunun “kaza” olması değildir önemli olan.
Nedir?
Amerikan savaş uçaklarının, Türkiye-Irak sınırı boyunca uçmakta olmasıdır.
Amerikan savaş uçaklarının Türk hava sahasına yabancı oldukları söylenemez. Bugüne dek, yıllardır, İncirlik hava üssünden havalanarak, Türk hava sahasından geçip, Kuzey Irak semalarına giren, oradan geri dönerek Türk hava sahasına girerek İncirlik’e iniş yapan uçakların, bu kez, Türkiye-Irak hattında “dikey uçuş” yerine, Türkiye-Irak sınırı üzerinde “yatay” uçuş yapıyor olmaları dikkate değer.
Bu uygulamanın, Türkiye’nin Kuzey Irak’a “askeri müdahalesi” tartışmasının canlandığı günlere denk gelmesi, işin en “can alıcı” kısmı.
Amerikan savaş uçaklarının, Türkiye’nin Kuzey Irak sınırı üzerinde, Türk hava sahasını “ihlal etme ihtimali” bulunan bir hatta uçtukları bugüne dek hiç duyulmamışken ya da vaki bile olmamışken, böyle uçuşlar, bugün söz konusu.
Uzun yıllar, Irak merkezi hükümetinin yani o dönemde Bağdat’taki Saddam rejiminin, 26. paralelin kuzeyinde “uçuşa yasak bölge”yi ihlal etmesine karşılık, işbirliği yapan iki NATO müttefiki ülke, Kuzey Irak semalarını bu amaçla birlikte denetleyen iki ülkeden birinin savaş uçakları, şimdi diğerinin hava sahasını “ihlal” ile suçlanma noktasına gelmiştir.
Bu, başlı başına bir “stratejik kayma”dır; şimdi Ankara’da ve Washington’da kalkıp birilerinin Türkiye ile ABD’nin “stratejik ortak” olduklarını açıklamaları kimi inandırabilir? Niçin inandırsın?
Türkiye ile ABD, bırakın “stratejik ortak” olmayı, her ikisinin adeta “bir numaralı” stratejik önceliği olan Irak üzerinden birbirleriyle “sürtüşen” iki ülkeye dönüşmeye başlamışlardır.
Nitekim, “Atatürkçü Düşünce Derneği” Başkanı emekli Orgeneral Şener Eruygur ile birlikte, Londra’da bir toplantıda konuşan eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç, “Türkiye’nin NATO’dan çıkma vaktinin geldiğini ve ABD’nin Türkiye’nin dostu ve stratejik ortağı olmadığını” söyledi. Ajans haberlerine göre, bu konuşması, toplantıda bulunan yüzlerce kişinin alkışlarıyla kesildi. Tuncer Kılınç, konuşmasında, ayrıca, şu sözleri de sarfetti:
“ABD, Irak’ta bir trajediye neden oldu. Kuzey Irak’ta bir Kürdistan Devleti kurma sürecinde. Türkiye’nin önündeki tek seçenek, Rusya ile yakınlaşmak, Japonya, Çin ve Hindistan ile ilişkilerini geliştirmek.”
*** *** ***
Bu orgenerallerden biri, üç yıl önce kuvvet komutanı, diğeri dört yıl önce MGK Genel Sekreteri idi. Genelkurmay, bu eski üst düzey kurum mensuplarının sahip olduğu “stratejik algılama”dan kendisini açıkça ayırmadığı takdirde, ABD’nin, Kuzey Irak’a bir Türk “askeri müdahalesi”ne, -sınırlı bile olsa- “yeşil ışık” yakacağı konusunda hayal kurmamalıyız.
Türkiye-Irak sınırı boyunca uçan Amerikan savaş uçakları, “ışığın rengi”ni zaten yeterince gösteriyor olmalıdır.
Türkiye’nin, “gerektiği takdirde, kimseyi dinlemeden” Kuzey Irak’a girebileceğini yetkili ağızlardan sık sık işittik.
Acaba?
Şimdilik görebildiğimiz, bu yapılamadığı takdirde, Kuzey Irak’ın 22 Temmuz’a varışı önlemek veya 22 Temmuz sonuçlarını etkilemekte yeterli bir “iç politika aracı” olmaktan çıkacağıdır.
Başka araçlar bulmak ve devreye sokmak gerekecek...
Cengiz Çandar, Referans
30 .05. 2007 |