| |
Uzun süreden beri başkentte bir gerilim ve kabus senaryosu konuşuluyor. Kimileri askerin bu kadar sessiz kalmasının pek hayra alamet olmadığını söylüyor. Hatta, Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı'nda önünün açılmasının ardından "Asker mutlaka bir şeyler yapar, yapmalı" beklentisinde olanlar bile var. Hatta hatta ordunun ses çıkarmamasından dolayı doğrudan arızaya geçip, ses gelmeyince de iyice maraza moduna geçenlere rastlamak da mümkün. Bazıları, "E peki 27 Nisan bildirisi neydi o zaman, şimdi de bir şeyler olsun" diye içinden geçirmiyor da değil. Ankara'dakilerin çoğunda işler sakin seyrettiğinde arızaya geçme travması mevcut. Haksız da değiller. Son anda ortaya çıkan nice sürpriz gelişme son dönemde ezberleri bozmadı mı? Rüzgarlı ağaçların içinde yaşayınca da ormanı dışarıdan anlamak daha zor oluyor.
Peki Köşk sürecinde bu kez gerçekten ne olacak? Askerlerin üzerine kurulan bu düz mantık doğru çıkacak mı? Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı meselesinde başından beri elimizdeki sağlam bilgiler askerin sürece kesinlikle müdahale etmeyeceği, ancak ileride seçim sonrası da dahil olmak üzere rejim ve kırmızı çizgilerle ilgili bir konu olduğunda sesini çıkartmada bir an bile tereddüt etmeyeceği yönünde. Tıpkı, Mesut Yılmaz'ın Başbakanlığında yaptıkları gibi. İsme bakmadan harekete geçme özelliklerinin halen sürmesi gibi. Yani askerin meselesi isim değil, rejim meselesi olacak. Bu konuda benzer düşünceleri kapalı kapılar ardında ama samimi ortamlarda Abdullah Gül'e de anlattıkları yönünde de çok güçlü sinyaller var. Burada önemli bir saptamada bulunmakta da fayda var. O da, sanılanın aksine Ankara'da devletin üst katmanlarında o kadar da diyalogsuzluk ve sağırlığın olmadığı. Bu konular sanılandan çok daha açık konuşuluyor.
Tabii bütün bu tablo ile birlikte askerler, Gül'ün seçilmesi sonrası Çankaya Köşkü'nde türbanla ilgili hassasiyetlerini ortaya koyabilmek için resepsiyonlar konusunda bazı tavırlar içine girebilir. Ama hep bir ara yol bulunacağı konusunda bir beklenti hakim. Mesela, askerlerin 30 Ağustos'a eşi ile gelmesinin pek doğru olmayacağını Gül'e nazikçe hissettirmeleri. Gül'ün de zaten bunu önceden görüp bu yolda uzlaşıcı adım atması. Ya da, Köşk'teki 29 Ekim davetinde askerlerin eşleri ile gelmemeleri. Veya yalnız gelerek kısa bir süre görüntü vermeleri. Yani bir bakıma Bülent Arınç dönemindeki Meclis'in üzerindeki hassasiyet merkezkaç noktası şimdi biraz Çankaya Köşkü'ne kaymış gibi olacak. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt aslında geçen hafta "Konuşmayacağım. Dükkan kapalı" derken çok şey söyledi. Birincisi, söylediği her sözün ardından, konuşmalarının ilgisiz alakasız noktalara çekilmesinin verdiği rahatsızlıktı. Ki, 27 Nisan bildirisinde 12 Nisan'daki açıklamalarının sağa sola çekilip, meze yapılmasının büyük payı vardır. İkincisi, hassasiyetlerinin rejimle ilgili olduğuydu. Bu sözler de zaten her şeyi ve tüm zamanları kapsıyor.
Öte yandan genel kanı ile birlikte, birçok etkin isim, askerin 27 Nisan bildirisini gerçekten Cumhurbaşkanlığı sürecine yönelik yapmadığını, asıl konunun Cumhuriyet'in temel değerlerinin seçim bahanesi ile oyuncak edilmesinden kaynaklandığını iddia ediyor. Yine de, aldığım izlenim, açıkça ortaya koymak gerekirse, askerlerin Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanlığı konusunda sevinçten havaya uçmadığı. Ama, gerektiğinde rahatsızlıklarını en net biçimde ortaya koyacak bir rezerv ile, tam bir devlet ciddiyetinde Gül ile ülkenin önünü açma adına birçok kurumdan daha ciddi ve samimi olarak ortak çalışma sergileyecekler. Tabii ki, kırmızı çizgili prensipler manzumelerinde işler çığırından çıkmadıkça.
Büyükanıt ve Gül'ün benzerliği
Hangi ülkede olursa olsun kritik konumlara gelecek devlet adamları ve komutanlar hakkında o göreve gelmeden önce derinlemesine objektif yazılar yazılır. Artıları ve eksileri en objektif şekilde ortaya konur. Bu konu Türkiye'de de bir süre öncesine kadar böyleydi. Ama en önemli kırılma noktası, Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın geçen sene yani 2006 Ağustos'unda Genelkurmay Başkanlığı'na geldiği süreçte yaşandı. Ordunun en üst kademesine gelecek pırıl pırıl bir sicil ve ülkeye hizmet geçmişi olan bu isim art arda uğradığı iftira kampanyaları ile yıpratılmaya çalışıldı. Göreve gelmesine saatler kala hala kaynağı anlaşılamayan bir yerden özel seçilmiş cep telefonlarına Büyükanıt ile ilgili karalama mesajları gönderildi. Böylesine değerli bir komutanın ne geçmişi, ne soyağacı, ne de hayal mahsulü çete bağlantıları bırakıldı. Bu işin tarafları kim, aynı mı... Ya da "Bu ülkede huzursuzluk çıksın da ne olursa olsun" diyen bir şebeke mi var, bunu bilmek çok zor. Ama ortada gerçek olan bir şey varsa, bu ülkede bu ülke için hizmet edecek isimleri daha göreve gelmeden çok rahat harcıyoruz ve yıpratıyoruz.
Büyükanıt'ın üzerinden daha bir yıl geçmedi. Gül ile ilgili de yine benzer şeyler yaşanıyor. Doğrudur, belki hakkında eleştirilmesi gereken noktalar vardır. Ama bu ülkede sonuçta eleştirirken derin ve objektif analizler yerine Cumhurbaşkanlığı makamına saygıyı yıkarcasına bu kadar bel aşağı vurmak mı gerekir? İşte bunu da vicdanlara sormak gerekir.
Paşaların devir teslimlerine dikkat
Bu haftalar, Türk Silahlı Kuvvetleri açısından oldukça önemli bir süreci ifade ediyor. Çünkü, en kritik konumda olan komutanlardan 4 orgeneral ve bir oramiral emekliye ayrılıyor. Doğal olarak yerlerine gelen isimlerle aralarında bir devir teslim töreni olacak. Örneğin, 23 Ağustos'ta emekli olacak Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Faruk Cömert görevini Orgeneral Aydoğan Babaoğlu'na devredecek. Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu da 24'ünde bayrağı Metin Ataç'a teslim edecek. Bu törenlerde gerek emekli olacak paşaların, gerekse görevlerine yeni terfi eden generallerin konuşmalarının mesaj yüklü olması bekleniyor. Bu noktaya bu hafta dikkat.
Metehan Demir, Sabah
20.08.2007 |