22 Temuz seçimlerinde ortaya çıkan çok net toplumsal iradenin yeni bir anayasa arayışına girmesi kadar doğal bir şey olamaz.
1982 Anayasası o kadar çağ dışı bir anayasa ki, sağından solundan çekiştirmelerle bir yere varılamayacağı ortada.
Yeni, sivil ve tutarlı bir anayasanın yapılması bugün için ülkenin temel gündem maddesi.
Bu süreçte de ülkemizde çok tartışılan laiklik ve yurttaşlık gibi konuların tartışma gündemini oluşturması çok normal.
Bence laiklik ve yurttaşlık meselesi farklı gibi gözüken ama özünde aynı biçimde yorumlanmaya ve tanımlanmaya muhtaç iki konu; devlet yurttaşının dinsel inanç ya da inançsızlığına, etnik kökenine eşit mesafede durmayı başarırsa ne laiklik ne de yurttaşlık meselesi bugün olduğu kadar sorun oluşturur.
Bu konuya daha detaylı olarak yarın gireceğim ama bugünkü yazımda yeni anayasaya ilişkin iki somut öneri getirmek istiyorum ve her iki öneri de öyle laiklik ya da yurttaşlıık gibi sıcak konulara değil, doğrudan ekonomiye ilişkin.
Birinci önerim mevcut anayasada hiç yer almamış bir konu.
Türkiye ekonomisinin ve buna bağlı olarak da siyasi ve toplumsal sorunlarımızın kökeninde bütçe meselesinin, mali disiplinsizliğin yattığı iyi bilinen bir konu; mali disiplinsizlik yani bütçe açıkları enflasyon, düşük büyüme gibi dertlerin temel müsebbibi.
Düşük büyüme, enflasyon gibi sorunlar da toplumsal dengeleri alt-üst ettiği ölçüde siyaseti, toplumsal barışı zorluyorlar.
Son senelerde mali disiplin alanında önemli mesafeler alındığına kuşku yok ama bu tehlikenin yani bütçe açıklarının bizde kötü ama köklü bir geleneği var ve ne zaman nasıl yeniden hortlayacağı belli olmayabilir.
Yeni anayasada bu meseleye daha kalıcı bir önlem olarak bütçe açıklarının milli gelire oranına bir sınır getirilmesi düşünülebilir; sonuçta bütçe bir kanun ve bu kanunun üçüncü maddesi her sene bütçe açığını belirtiyor.
Bütçe kanunları üçüncü maddesinde belirtilen bu açık şayet milli gelirin belirli bir oranını mesela yüzde üçünü aşarsa, Anayasa Mahkemesi bu bütçe kanunu anayasaya aykırılıktan iptal eder ve böylece kanun koyucu, bütçe yapıcı otorite mali disipline olumlu anlamda mahkum olur.
İkinci önerim de mevcut anayasanın vergi ödevi başlıklı 73. maddesinde ifadesini bulan konulara ilişkin.
Vergilemeye ilişkin bu maddede verginin yasallığı ilkesi ve vergi politikası bağlamında mali güç ilkesine yer veriliyor.
Verginin yasallığı ilkesi yani vergi ve benzeri mali mükellefiyetlerin yasayla konacağı ilkesi 13. asırdan bu yana çok temel bir demokrasi ilkesi ve yeni anayasada da mutlaka yer alacak.
Ancak, mali güç ilkesinin anayasada yer almasını anlamak kolay değil, bu konu bir maliye politikası konusu ve anayasal bir desteğe sahip olması çok anlamsız; örneğin, tüm dünyada tartışılan ve önerilen tek oranlı vergileme politikalarının mali güç ilkesi anayasada yer alırken uygulanması kolay değil.
Verginin nasıl bir matrahtan, hangi oranda salınacağı anayasanın değil mali politikaların yani siyasetin konusu.
Daha liberal bir anayasa yapmak gibi bir niyetimiz varsa bu iki konuyu yani bütçe açıklarının milli gelire oranına anayasal bir üst sınır getirme ve mali güç ilkesine anayasada yer vermemek meselelerini bir kez daha düşünmek durumundayız.
Bu konulara bu süreçte tekrar tekrar dönme arzusundayım.
Eser Karakaş, Star
10.09.2007 |