Rötuş mu? Reform mu? Rövanş mı?

 

Tartışılan anayasa önerisinde iki temel özellik göze çarpıyor: Genelde yapılan, mevcut Anayasa'nın çoğu düzenlemelerinin özünü korumak ve bunların uygulamada sorun çıkaran yönlerini ayıklayarak düzeltmek. Yani mevcut Anayasa'yı kökten değiştirmeyip, makul şekilde 'rötuşlamak'

Anayasaların iki temel işlevi vardır: Devletin temel yapılanmasını belirlemek ve bireylerin temel hak ve özgürlüklerini güvenceye almak. Savaş ve darbe gibi olağanüstü dönemler dışında, mevcut bir anayasada değişiklikler yapmak yerine baştan yeni bir anayasa yapmak için tek bir haklı neden olabilir: Hem devletin temel yapılanması ve hem de bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin güvenceye alınmasında bütünüyle yeni reformlar yapmak.
Özbudun Komisyonu tarafından hazırlanıp kamuoyuna açıklanan anayasa önerisinde iki temel özellik göze çarpıyor:
Genelde yapılan, mevcut Anayasa'nın çoğu düzenlemelerinin özünü korumak ve bunların uygulamada sorun çıkaran yönleri ayıklayarak düzeltmek. Yani mevcut Anayasa'yı kökten değiştirmeyip, makul şekilde 'rötuşlamak'. Eksikler olmakla birlikte çalışma bu boyutuyla son derece başarılı ve takdire değer kabul edilebilir. örneğin, seçimlerde geçici bakanlar kurulu öngörülmesi, hem milletvekili dokunulmazlığının ve hem de memurların yargılanmasında idari izin şartının sınırlanması, bireyler için anayasa şikâyeti yolunun açılması bunlardan sadece birkaçı.
Sadece üç konuda yapılan ise reform sayılabilecek nitelikte önemli yenilikler öngörmek: Yargı erkinin yeniden yapılandırılması, cumhurbaşkanının yetkileri ve inanç-ibadet hürriyeti. Ne var ki bu üç konuda getirilen yenilikler çok önemli sorunlar içeriyor ve ileride büyük sıkıntılar doğurmaya aday.

Siyasileşmenin dayanılmaz ağırlığı
Yargı erkinin yeniden yapılandırılmasında öngörülen başlıca yenilik, Anayasa Mahkemesi üyelerinden önemli bir kısmının (17 üyeden sekizi) ve tüm yargı erkini denetleyen ve organize eden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerinden yine bir bölümünün (17 üyeden beşi) parlamento; gerektiğinde Bakanlar Kurulu kararlarını da yargılayan Danıştay üyelerinden dörtte birinin Bakanlar Kurulu (dolayısıyla siyasi iktidar) tarafından seçilmesi. Diğer bir yenilik ise yüksek mahkeme (Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay) üyelerinin görev süresinin dokuz yıl ile sınırlanması. Mevcut durumda emeklilik yaşına kadar görevde kalma güvencesi olan Yargıtay ve Danıştay üyelerinin dokuz yılın sonunda yeniden seçilme beklentisine mahkûm edilmeleri.
O halde yeni Anayasa bu şekilde yürürlüğe girerse iktidar partisinin kısa süre içinde yargı erki üzerinde kaydadeğer biçimde etki sahibi olması kaçınılmaz görünüyor. Ancak, iktidar partisinin uzun süredir yargı organlarını siyasi yönü ağır basan kararlar vermekle ve tarafsız olmamakla eleştirdiği de biliniyor. Bu durumda, bir yandan yeni anayasa ile yargı üzerindeki siyasi etkiyi artırıp, diğer yandan yargısal kararların siyasileşmesinden yakınmak 'ne yaman bir çelişki' oluyor?

Meşruiyetin dayanılmaz hafifliği
Cumhurbaşkanının yetkilerinde ise çok önemli kısıntılar öngörülmüş. Yargı organları ile yükseköğretimdeki üst görevlere (YÖK üyeleri ve rektörler) üye atama yetkileri tamamen kaldırılmış, yüksek bürokrat atamalarındaki yetkileri ise büyük ölçüde sınırlanmış. Anayasa değişikliklerini referanduma sunma yetkisine de tamamen son verildiği gibi, devlet başkanlarının geleneksel olarak en bilinen yetkilerinden kanunları yayımlama yetkisi dahi sınırlanmış. Hatta kendisine Milli Güvenlik Kurulu'na üye olmak bile fazla görülebilmiş!
Buna karşın, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi kuralı benimsenmiş. Bir yanda halk tarafından seçilmenin yadsınamaz önemdeki meşruiyeti. Diğer yanda iyice sembolik kalmanın 'mahcubiyeti'. Görünen o ki, artık cumhurbaşkanı adayları halktan oy isterken, seçilirlerse diğer adaylara göre ne kadar 'sembolik' yani 'etkisiz' bir cumhurbaşkanı olacaklarını anlatarak oy almaya çalışacaklar!

Olmayacak duaya amin
İnanç ve ibadet hürriyeti konusunda öngörülen değişiklikler için komisyonun çeşitli alternatifler arasında netleşmiş bir kanıya varamadığı anlaşılıyor. Bu konuda daha çok türban sorununa ve din eğitimine odaklanıldığı görülüyor, ama komisyona yapılan 'laiklik ilkesine ağır hasar verildiği' eleştirileri de abartılı.
Öğrenim özgürlüğünün düzenlendiği hükümde üniversitelerde türbanı serbest bırakmayı hedefleyen her iki alternatif de türbanın serbest olmasını sağlamaya elverişli görünmüyor. 'Kılık ve kıyafet serbesttir' şeklindeki hükmün Anayasa Mahkemesi'nce 'türban hariç olarak' anlaşıldığı ve yorumlandığı bilindiğine göre aynı ifadenin bu sorunun çözümü gibi sunulmasının mantığını anlamak kolay değil. Aynı şekilde, 'Kimse kılık ve kıyafetinden ötürü yüksek öğretim hakkından mahrum bırakılamaz' hükmünün de yine yargı organlarınca, 'laiklik ilkesinin de bu hüküm gibi anayasal bir hüküm olduğu ve bu hüküm ile laiklik ilkesi birlikte değerlendirilerek, laikliğe aykırı olduğu ulusal ve ulusalüstü yargı organlarınca kabul edilmiş türbanın bu hükümde öngörülen serbestlik içinde görülemeyeceği' gibi bir yorumla türbanı serbest bırakmaya yeterli olmayacağı uzak bir olasılık değil.
Bu konuda anayasa önerisinde dikkati çeken diğer bir husus ise, din ve inanç hürriyetinin düzenlendiği hükümde devlete verilen 'eğitimin ana-babanın dini inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet etme' görevinin ilginç sonuçları. Bu hükme göre çocuğun ana-babası örneğin ilköğretimde eğitim alan çocuğunun kendi dini inançları gereğince türbanla eğitim almasını isterlerse devlet bu isteme uymakla yükümlü olabilecek.
Alın size ironik bir çelişki daha: Türbanın üniversitelerde serbest bırakılması sağlanamıyor ama ilk ve ortaöğretimde serbest oluyor! Komisyonun amaçladığı muhtemelen bunun tam tersi ama sonuç buna geliyor. Oysa bu soruna makul ve uzlaşmacı bir çözüm bulunmak isteniyorsa, bu aşamadan sonra yapılması gereken, türbanın üniversite öğrencileri için serbest, ilk ve ortaöğretim öğrencileri ile görevleri esnasında kamu görevlileri için yasak olduğunun Anayasa'da açıkça belirtilmesi.
Sonuç olarak, özellikle başkanının bilimsel yetkinliğinden kimsenin kuşku duyamayacağı Özbudun Komisyonu'nun anayasa önerisi baştan yeni bir anayasa yapmayı hak etmesi noktasından tartışmaya açık görünüyor. Bu konulardaki 'evrimsel' yaklaşımların 'devrimsel' yaklaşımlara göre daha iyi sonuç verdiği de bilindiğinden, belki de yapılması gereken konuyu mevcut anayasa için kapsamlı bir değişiklik paketi formatında sunmak. Yargı erkinin yeniden yapılandırılması, cumhurbaşkanın yetkileri ve inanç-ibadet hürriyeti konularında ise, öngörülen değişikliklerin bütünüyle yeniden gözden geçirilmesi zorunlu görünüyor. Aksi halde, 'Sistemden rövanş alma duygusuyla anayasa yapıldığı' suçlamalarına muhatap olmak kaçınılmaz.

Ali Ulusoy: Ankara Hukuk Fakültesi Dekan Yardımcısı

Ali Ulusoy, Radikal
19.09.2007