Anayasa tartışması: bir fırsat

 

Seçimden birkaç gün sonra yazmıştım: seçim sonuçları birilerine verilmiş net bir cevaptı, ama 'Yenilen pehlivan güreşe doymaz' derler, hele bu pehlivan hiç doymuyor. Bu toplumda bazılarımız ancak bir biçimde davranmaya programlanmış; onun için seçim sonuçlarının şok etkisi zamanla azalmaya başlayınca, onlar da aynı davranışlarını, aynı ruhla yeniden sergilemeye başlıyorlar.
Bunu yapmanın şu anda bir numaralı vesilesi Anayasa konusu. Henüz ortada somutlaşmış, şekillenmiş bir şey yok, ama 'Bunlar yaparsa böyle yapar' inancı yeterince 'müşekkel' olduğu için, bir koro şimdiden 'mutasavver mürteci anayasa' üzerine şakımaya başladı ve bu arada Ergun Özbudun da irtica kervanına katıldı.
Türkiye'nin yeni bir anayasaya ihtiyacı var. Bu ihtiyaç, bu Anayasa üzerine yapılan referandumun ertesi günü doğmuştu. Demek ki şöyle 25 yıl oluyor. O zamandan beri bu Anayasa'dan şikâyet etmeyen kalmadı. Demek bu ülkede bir şeyin kalıcı olması için o şeyin kötülüğü hakkında genel bir konsensüs kurulması gerekiyor ki, Anayasa 25 yıldır tepemizde ve şimdi de değiştirilmesi ihtimali hemen bunu önlemek üzere harekete geçen bir cephe yaratıyor. Bu arada, Deniz Baykal'ın CHP'si de (kendi ifadesiyle) 1982 Anayasası'nın özünü savunmak ve korumak üzere hazırlanıyor.
Türkiye, eğer bir toplum olmak istiyorsa, kendisini toplum olarak teşkil edecek bir 'teşkilât-ı esasiye' metni üretmeli. Bu, evet, çok önemli bir ihtiyaç. Ama bundan önemlisi, bu toplumun uzlaşma ihtiyacı. Anayasa metninin kendisi, öyle bir uzlaşmanın zeminini de yaratmalıdır (hakkında ne söyleyeceksek söyleyelim, 27 Mayıs'ın getirdiği 1961 Anayasası bu türden öğeleri içeriyordu). Ama o aşamaya gelmeden, o aşamaya gelmek üzere, bir uzlaşmaya varmak gerekiyor. Bu, 2007 yılının sonunda, artık olabilecek bir şey, Türkiye, 2007 yılı itibarıyla, temel uzlaşmalarını gerçekleştirmiş bir toplum olabilir; ama bunu gerçekleştirecek, somut insanlardan ve onların davranışlarından bağımsız bir determinizm yok. İnsanlar bunu gerçekleştirme iradesini göstermeli ki, Türkiye kendini bir toplum olarak teşkil etsin ve çağdaş demokrasiler arasında yerini alsın; bugün ortama egemen olan 'ümmet olma/kışla olma/faşist sürü olma' alternatiflerini geride bıraksın.
Oysa bugün görünen eğilimler; anlamlı bir müdahale olmadığı takdirde, temmuz seçimi öncesine dönüş yönünde. Seçim öncesinin o kargaşası 'Askerler darbe yapar' inancıyla yaratılıyordu, öznel ve nesnel amacı ve sınırı buydu. Kargaşayı yaratanlar arasında bol miktarda general bulunması da inancın yaygınlaşmasına katkıda bulunuyordu. Dolayısıyla, aynı ortama dönmek ya da dönmemek, TSK'nın göstereceği tavra bağlı.
Dönüldüğünde, senaryosu, kadrosu, rejisörü zaten hazır olan o sonuçsuz kör dövüşü ortamında yeniden kendimizi bulacağız demektir. Bu ülke, dönmemeninin, uzlaşmanın ve yola devam etmenin senaryosunu, kadrosunu, rejisörlerini ortaya çıkaramayacak mı?
Anayasa, bunların ortaya çıkacağı kanalları açacak vesile olabilir. Anayasa tartışmasını, 2002'den beri devam eden, ama 2007'de tahammül edilmez derecelere ulaşan kör dövüşünün yeni aracı değil, kendimizi çağdaş bir demokratik toplum olarak kurmanın kurallar ve ilkeler manzumesinin tartışması haline getirmeyi başarırsak, bu vesileden olabilecek en olumlu biçimde yararlanmış oluruz. Bunu başaramıyorsak, zaten söylenecek çok bir şey yok.

Murat Belge, Radikal
21.09.2007