| |
YÖK'ün geçen haftaki toplantısından çıkan bir sonuç, hükümetin üniversitelere başı bağlı gelmeyi serbest ('serbest'='başı bağlı') bırakamayacağını bildiren bildirisiydi. 'Başı bağlılık', 'serbest' olamazdı, çünkü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de bu kararı onaylamıştı.
YÖK, Avrupa Birliği'nin, Avrupa kurumları ve bu arada Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin birçok konuda beyan ettiği görüşleri öyle gönülden benimseyen bir kurum değildir, ama nedense bu konuda AİHM'nin kararını yankılama gereğini duydu.
Peki, ne diyordu AİHM? 'Baş bağlamak yasak olmalıdır' mı diyordu (YÖK'ün üslubundan bu çıkıyor)? Hayır. Başka bir şey söylüyordu: bir ülke, kendine özgü nedenlerle böyle bir tedbir almayı gerekli görmüşse, biz AİHM olarak, 'Böyle bir tehlike yoktur' anlamına gelecek bir şekilde, o tedbiri kaldırmasını söyleyemeyiz. Böyle bir tedbiri ortadan kaldırma işi, o ülkenin kanun koyucusunun işidir.
Geçen gün İlter Türkmen de yazıyordu, Türkiye'den başka, yükseköğrenim düzeyinde böyle kılık kıyafet yasağı getiren bir toplum, bir ülke, dünyada yok. Şu anlattığım YÖK bildirisinde olduğu gibi, bu konuda da toplumu kandıranlar, Fransa'nın orta öğrenim düzeyinde uyguladığı yasağı yükseköğretimde de geçerliymiş gibi sunanlar var.
Var da, kime sunuyorlar bunu? AİHM kararının tam da ne demeye geldiğini büyük çoğunluk bilmiyor olabilir. Ama bu işlerle ilgisi olanlar ve okuması yazması olanlar biliyor. Hükümet biliyor, başı bu uygulamayla dertte olanlar biliyor, medyada çalışanlar biliyor veya bilmeleri teorik olarak gerekiyor. Öyleyse, YÖK, 'AİHM kararı var' diye, olmadan bir karardan söz etmekle kime hitap etmek istiyor?
Türkiye'de seçim olmuş; başörtüsü yasağı gibi uygulamaların aslında hedefi olan ve ayrıca bu gibi uygulamalardan şikâyeti açıkça belli olan siyasi parti başka herkese büyük fark atarak Meclis'e girmiş ve hükümeti kurmuş. Üniversiteye başını örterek girmenin, tehlike teşkil eden bir durum olmadığını düşündüğü için var olan uygulamayı değiştiriyor (ya da değiştireceğini tahmin ediyoruz). Bunun için yasa değiştirmek de gerekmiyor, çünkü zaten böyle bir yasa yok. YÖK'ün koyduğu ve zorladığı bir uygulama var.
Şimdi, bütün bunların yapılması, AİHM'nin belirttiği çerçeve içinde yeri olan bir şey. O halde YÖK ne diyor ve bu dediğini kimin dinlemesini istiyor?
Demin dediğim gibi, olayın içinde olanları ve olaya taraftar olanları düşünüyor, hedefliyor olamaz -tanım gereği. Demek ki haberdar olmayan ve zaten dünyada çok az şeyden gerçek anlamda haberdar olanlara sesleniyor. Sürecek kavgada yanlış bilgilerle donanmış olarak hayata devamlarını sağlamak üzere. Yani, 'disinformation' yapıyor.
Bunu yapan kurul, bu ülkede yükseköğretimin en tepedeki, en yetkili, en belirleyici kurulu. Bu sıfatların sahibi olan bu kurul, kendi görevini, bu toplumdaki işlevini böyle görüyor, böyle yorumluyor demek ki.
Bu en tepedeki kurul, okuduğunu anlayamayanlardan mı oluşuyor? Öyleyse, yükseköğrenim yapılanması için büyük bir dezavantajla karşı karşıyayız. Düzeltilmesi zor bir durum.
Ama durumun bu durum olduğunu sanmıyorum. Okuduğunu pekâlâ anlayan, ama böyle konuşmanın daha yararlı olduğuna inanan kişilerden oluşuyor kurul. Bu, yükseköğrenim gibi bir düzey için çok daha vahim bir durum aslında. 'İşin doğrusu şöyle, ama biz böylesini söylersek daha yararlı olur' diyenlerin düzenlediği bir yükseköğrenimden hiçbir hayır gelmez.
Murat Belge, Radikal
25.09.2007 |