Geçtiğimiz senelerde TÜSİAD, yani ülkemizin büyük patronları Türkiye’nin daha demokratik, daha özgür, AB perspektifi daha belirgin yani özetle daha yaşanabilir, geleceğe daha iyimser gözlüklerle bakılabilir bir ülke olması için önemli çaba gösterdi.
Hazırladıkları, hazırlattıkları raporlarla ellerini taşın altına da soktular, büyük eleştirilere göğüs gerdiler ve bu süreçlerden olumsuz da etkilendiler.
TÜSİAD bunları asli olarak kendi sınıfsal ya da zümresel çıkarı için yaptı, buna kuşku yok ama büyük patronların çıkarı şayet demokratikleşmeye, AB üyeliğine bağlı olarak Türkiye’nin daha rekabetçi bir ekonomi olması, daha hızlı büyümesi yani orta vadede daha zengin ve daha özgür bir ülke olması ise çok geniş kesimlerin bu hedefler doğrultusunda ittifak gerçekleştirmelerini doğal görmek gerekir.
Büyüme ve demokratikleşme süreci daha da mesafeler aldıkça söz konusu ittifakın sürmesi hatta daha da güçlenmesi de beklenir.
TÜSİAD’ın özgürlükler ve demokratikleşme çizgisinde tavır aldığı senelerde aynı zamanda Anadolu’da başka bir süreç daha devreye girdi; Ankara’nın geleneksel rant paylaşım mekanizmalarına dahil olamayan ve siyaseten muhafazakar bir çizgiye sahip bir kesim sermaye birikimini gerçekleştirmek, güçlendirmek için mecburen dış piyasalara yöneldi, Paris’e, Londra’ya mal satarak hem zengin oldu, hem de üretim standartlarında batıya endekslendiği için ilginç bir disiplin ve modernite sürecinin içine girdi.
Pazartesi günkü (24 Eylül) Star gazetesinde Mehmet Altan’ın da belirttiği gibi bu yeni zengin kesimin, isterseniz Anadolu kaplanları da diyebilirsiniz, geçtiğimiz bir senede en büyük 250 şirketinin karları yüzde 125 oranında artış göstermiş durumda.
Bu çok ilginç durum, daha doğrusu değişim süreci, 22 Temmuz seçim sonuçlarını anlamamakta ısrar eden kesimler için de yeni bir kolaylık; söz konusu 250 şirketin karlarında gözüken bu büyük artış, yeni yatırım, yeni istihdam, ek gelir ve doğal olarak da siyaseten AKP’ye artan destek anlamına geliyor.
Kanımca önümüzdeki dönemi iyi anlamak isteyen herkesin bu süreci çok iyi izlemesi gerekiyor.
Bu ilginç ve kanımca Türkiye için çok olumlu süreci TÜSİAD’ın nasıl algılayacağı da en az sürecin kendisi kadar önemli; TÜSİAD bu yeni gelişmeyi ülkemizin daha zenginleşmesi ve hem ekonomik hem de siyaseten daha az merkeziyetçi bir yapıya geçişi için bir olanak, kendi gücüne bir tamamlayıcı, arkasını dayayacağı güçlü bir müttefik doğumu olarak algıladığı sürece kanımca önemli bir sorun yok.
Ama TÜSİAD bu yeni gelişmeyi kartların yeniden dağıtılması ve bu yeni dağıtım sonrası oluşacak dengeyi kendi konumu için bir tehdit olarak algılarsa, önümüzdeki dönemde yeni bir çatışma odağımız daha ortaya çıkar ki, bu ülkemizde kimseye yarar getirmez.
TÜSİAD gücü ve tecrübesini bu yeni sermaye birikim modelini, coğrafyasını ve kesimini desteklemek için kullandığı ölçüde Türkiye daha hızlı büyüyen, daha adem-i merkeziyetçi yani Ankara’nın kaynak dağılım süreçlerini daha az kontrol edebildiği bir ülke haline gelir ki bu durum daha güçlü, daha rekabetçi daha demokratik bir Türkiye demektir.
Daha zengin ve daha demokratik bir Türkiye’de de en büyük patronlar kulübü TÜSİAD kendi gücüne güç katar.
Önümüzdeki dönem TÜSİAD’ın bu yeni sermaye birikim coğrafyası ve bu coğrafyanın getirdiği yeni siyasi dengelerle imtihan dönemi olacak.
TÜSİAD bu yeni süreçle barışık durduğu ölçüde de daha büyük yatırımlara ve üretim olanaklarına imza atabilecek, AB desteğini daha etkin sürdürebilecek.
Eser Karakaş, Star
26.09.2007 |