Cumhurbaşkanı Gül, eşi Hayrünnisa Gül'le birlikte Strazburg'a gitti. Gül, Avrupa Konseyi'ni ziyaret edecek ilk cumhurbaşkanı olacak. FOTOĞRAF: MUSTAFA YALÇIN / AA
AB yolunda 301 gibi eksikler olduğunu belirten Gül, 'Herhalde TBMM bunları etraflıca gözden geçirecektir. İcraatı hükümet yapar. Ben cesaret veririm' dedi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül aslında seçildikten sonra ilk kez yurtdışına Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ziyareti için çıkmıştı. Ama Ankara-Strazburg yolculuğunun daha ilk dakikalarında, 'KKTC'ye yavru vatan denildiğine göre ilk yurt dışı ziyaretiniz bu gezi sayılabilir mi?' diye sorduğumuzda, yanıtı 'Doğru, sayılabilir' oluyor. Üstelik, kendi sözleriyle, 'Bu ziyaret, tek bir ülkeye de yapılmıyor'. Strazburg, Fransa'nın bir şehri. Ama Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi burada kurulu. Peki neden Türkiye Cumhurbaşkanı ilk büyük yurtdışı ziyaretinde belli bir ülkeye değil de Avrupa Konseyi'ne gitmeyi seçti? Gül'ün yanıtı şöyle:
"Strazburg'u biraz özel olarak seçtik. Avrupa Konseyi Türkiye'nin 1948'den beri içinde olduğu kurum. Avrupa Konseyi bir okul Avrupa için. Demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü, buranın temel dayanakları. Avrupa'nın vicdanı denebilir. Önemli konular önce burada tartışılır. Hatta Avrupa Birliği de bunun içinden çıktı denilebilir. Bu konuların tartışıldığı yere gidiyoruz."
Ziyaretin anlamı
Gül'ün ilk ziyaret adresi olarak Avrupa Konseyi'ni seçmesinin bunun dışında anlamları da var. Birincisi, önceki gün TBMM açılış konuşmasında da ağırlık verdiği gibi, Türkiye'nin Avrupa Birliği hedefinin sürdüğünü ve cumhurbaşkanı desteğinin hükümetin arkasında olduğunu ilan etmek.
İkincisi biraz özel. Gül, Konsey'de 1991'den itibaren 10 yıl kadar Türk grubu üyesi olarak görev yapıp, 'Onur üyesi' sıfatı kazandıktan sonra başbakan olarak 2003 Ocak ayında Konsey'e hitap etmişti. Bugün de cumhurbaşkanı olarak hitap edecek. Gerisini kendi sözleriyle aktaralım:
"(Avrupa Konseyi'nin) Benim siyasi hayatıma çok katkısı oldu. Doğu âlemini iş hayatında tanımıştım. İslam Kalkınma Bankası'nda çalışırken çok ülke dolaştım. Afrika ülkeleri, Endonezya, başka ülkeler. Doğu âleminin zaaflarını ve zenginliklerini gördüm. Milletvekili olduktan sonra da Avrupa Konseyi'nde komisyonlarda çalıştım. Buralarda da çok dolaştım.
Ama burada (Batı'da-MY) çok canlı bir tartışma vardı. Doğu âleminde çok tartışma yok, çünkü açık toplum yok. Türkiye'nin gücü açık toplumdan geliyor. 2003 Ocak ayında geldiğimde 'Burası bir insan hakları okulu ben de bu okuldan geçtim' dediğimde çok alkış aldım. Biz konuşurken salonun terk edildiği, konuşmalarımızın alkışlanmadığı, kimsenin oy vermediği günlerden buralara geldik. Türkiye bir zamanlar burada çok sıkıntılıydı, 'monitoring' yani takip altındaydı. Bunlardan kurtulduk."
Türkiye'nin Gül'ün deyimiyle bunlardan kurtulması kolay olmamıştı. Hasan Cemal 'O zaman da Terörle Mücadele Yasası'nın 8'inci maddesi vardı. On yılda değişti. 301'in değişmesi de on yıl alır mı?' diye sorunca şu yanıtı verdi:
'AB'ye yoğunlaşmalıyız'
"Almaz. Biz gittiğimizde Türkiye'nin etrafında savaş, ülkenin yarısında olağanüstü hal vardı. Biz zaten müzakerelere başlarken yeteri kadarını yerine getirmiştik. Hâlâ yürüyeceğimiz yol var. Bu tür noksanlıklarımız var ve herkes durumun farkında. Herhalde Meclis yeni döneme başladığında bunları etraflıca gözden geçirecektir. Türkiye çok mesafe aldı. Ne yasaklar vardı ki hayatımızın bir parçası idi. Bazı konular zaman alıyor, zamanla olur. Türkiye her bakımdan ileri gidiyor, geri gitmiyor. Önemli olan gittiğimiz trend, eğilim. Bu yavaş olur hızlı olur, trend iyi yönde."
Gül böyle söylüyor, ancak 22 Temmuz seçimlerinden bu yana hükümetin ne AB, ne de diğer konularda bir icraat yapmadığı yolunda eleştiriler de var. Cumhurbaşkanı şöyle değerlendiriyor:
"Tabii ben şimdi oraya başbakan olarak değil, cumhurbaşkanı olarak gidiyorum. İcraatı yapacak olan hükümettir. Ben cesaret, destek vereceğim, moral liderlik yapacağım. Bunu da Meclis konuşmamda söyledim. Herkes yazı tatil yerine çalışarak geçirdi.
"Yazın herkes tatil yaparken biz siyasetçiler çalıştık. Büyük yorgunluk oldu. Şimdi Türkiye kendi gündemine dönüyor. Meclis okula döner gibi işbaşı yapıyor. Avrupa'dan da kaynaklanan olumsuzluklar olunca heyecan tabii azaldı.
"Türkiye iki-üç senedir bir geçiş sürecinde. Şimdi çok daha fazla yoğunlaşmak gerekiyor sürece. Hükümetin aslında önünde yol haritası hazır. Ben Dışişleri Bakanı, Ali Babacan Baş Müzakereci iken bütün bakanlıklar, Genelkurmay'dan Merkez Bankası'na kadar bütün kurumlar devreye sokularak 2013'e kadar her şey hazırlandı."
Peki şimdi kendisinin AB 'lokomotifi' olmadığı koşullarda durum aksar mı? Gül, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın savunusuna geçiyor:
"Olur mu? Sayın Başbakan her işin başında. O zaman da onun talimatıyla çalışıyorduk."
'Sorun, kronikleşmemeli'
Bu sözler cumhurbaşkanı yetkilerinin sınırlarına da bir gönderme niteliğinde. Bu sınırlar sorun çıktığında tıpkı YÖK Başkanı Profesör Erdoğan Teziç'le görüştüğü gibi, örneğin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile görüşmeyi de içerecek mi? Gül kendisine biçtiği çerçeveyi şöyle açıklıyor:
"Sayın Başbakan'la, Genelkurmay Başkanı'yla planlı görüşmelerim var zaten. Belirli konularda yoğunlaşan görüşmeler de yapılabilir. Benim görevim en yukarıda durarak anlaşmazlıkları, yanlış anlaşılmaları gidermek olur. Türkiye'nin en önemli meselelerini açık yüreklilikle konuşmazsanız kronikleşiyor. Kronikleşince yük haline geliyor. Benim konumumdaki kişi meselelerin kronikleşmesini önlemeli. Kıbrıs, insan hakları, AB gibi. Kimilerine göre terör, kimilerine göre Kürt sorunu gibi..
DTP'ye dolaylı eleştiri
Cumhurbaşkanı Gül, Genelkurmay Başkanı Büyükanıt'ın terörizmi kınamadıkları gerekçesiyle isim vermeden DTP'lilere yönelttiği
eleştiriyi ve DTP'lilerin PKK'yı terörist örgüt ilan etmeyi reddedip 'aksi halde sizleşiriz' sözlerini de şöyle değerlendiriyor.
"Ben kimsenin sözlerine karşı konuşmak istemem. Ama güvenlik hepimizin meselesi. Güvenlik meselesini sadece asker konuşacak başkası konuşmayacak değildir. Güneydoğu gezisinde askerle en uç siperde beraber oldum. Yaptığım konuşmalarda çözüme mi yardımcı olmak gerekir yük olmak mı gerekir diye sordum.
Terörü ve şiddetin açıkça karşısında durulmazsa sorunun çözümüne katkıda bulunulmaz, yük olunmaya başlanır. Bizzat şiddetin içinde olmak gerekmiyor, onun desteklenmesi de tasvip edilemez. Türkiye'de yeni bir dönem açılıyor. Terör, şiddet dışında en uç fikirlerin bile açıkça konuşulacağını sanıyorum. Yeni dönemi bozmamak gerekir. Siyasetçisi, yazarı herkesin teröre karşı açıkça karşı çıkması ve bunu sadece askerin işi saymaması lazım. Yeni dönem başlamış, herkes Meclis'e gelmiş, siyasi hayatımızda en yüksek temsil oranı orada. Bu yeni dönemi gölgeleyecek duruş içine girersek, yazık olur. Herkesin terör ve şiddetle arasına mesafe koyması gerekir."
Anayasa, tartışarak...
Cumhurbaşkanı Gül'ün anayasa çalışmalarının yeterince katılımcı yürümediği eleştirileri üzerine değerlendirmeleri de şöyle oldu:
"Gördüğüm kadarıyla iyi girişimler var. Ortada bir taslak yok ki zaten. Bazıları bir çalışma yapmış, bazıları yapıyor. Neticede bunların bir masaya konulması lazım. Meclis yeni ve temsil kabiliyeti yüksek meclis. (1982 Anayasası gibi kapalı kapılar ardında hazırlandığı eleştirileri hatırlatılınca) O zaman toplumda tartışma ortamı var mıydı? Şimdi var. İyi sonuca tartışmayla varılacak. İyi olan bir şey varsa önemli siyasi partiler ana muhalefet sivil toplum. Bunların hiçbirisi anayasaya dokunmayın demiyor. Onu deselerdi başka olurdu. Şimdi bütün fikirler ortaya dökülüyor. Herkes fikrini söylesin. Ben ortaya çıkacak eserin, kitabın sağduyuyu yansıtacağına inanıyorum."
Gül, Büyükanıt'ın konuşmasını okuyup okumadığı, okuduysa ne düşündüğü sorusuna ise "Okudum tabii. Konuşmalar üzerine görüş bildirmek istemiyorum" dışında yanıt vermiyor.
Gezi notları
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e temaslarında hükümet adına Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin de eşlik ediyor. TBMM'den ise Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi'nin hem yeni, hem de eski Türk heyeti üyeleri yer alıyor.
THY'den kiralanan uçakta yemek ve içecek servisi yapıldı. Seyahate davet edilen gazeteciler alfabetik sırayla şunlardı: Hürriyet Ankara Temsilcisi Enis Berberoğlu, Milliyet yazarı Hasan Cemal, Posta yazarı Mehmet Ali Birand, Radikal Ankara Temsilcisi Murat Yetkin, Sabah Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Star Genel yayın yönetmeni Mustafa Karaalioğlu, Türkiye Gazetesi Ankara Temsilcisi Nuri Elibol, Vatan Ankara Temsilcisi Bilal Çetin, Yeni Şafak Genel Yayın Danışmanı Fehmi Koru, Zaman Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı.
Cumhurbaşkanı Gül seyahate oruçlu çıktı. Buna karşın gazetecilerle konuşmadan önce basın başdanışmanı Ahmet Sever ile gazetecilere haber göndererek yemekten önce mi, sonra mı sorularını sormak istediklerini sordu. Cumhurbaşkanı ile sohbet sona erdikten sonra yemek servisi başlatıldı. Gül'ün bugün ve yarın oruç tutmayacağı bildirildi.
Strasbourg, Radikal
03.10.2007 |