Gazetemizin başyazarı Mehmet Altan son yılların en konuşulan siyasal olgusu olan AK Parti ile ilgili yazılarını bir kitapta topladı
Gazetemİzİn başyazarı Prof. Mehmet Altan AK Parti üzerine yazılarını bir kitapta topladı. Halen İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde görev yapan Altan, 20 yıla yakın bir süre Sabah gazetesinde köşe yazarlığı yaptıktan sonra bir yıldır gazetemizde yazıyor. AK Parti’nin kurulması ve büyümesi süreini yakından izleyen Altan’la kitabı üzerine konuştuk.
Yazılarda tarih yok ama sanırım 90’ların ikinci yarısından itibaren yazdığınız yazılar bunlar. O günden bugüne ne değişti Türkiye’de?
Yazılar AK Parti’nin embriyo, doğuş ve gelişme sürecini kapsıyor... 2000’lerin başında başlayan bir dönem bu... Türkiye’deki en büyük değişim üretim biçiminde oldu. Gümrük Birliği’nin başlangıcı bizi rekabetle tanıştırdı. Rekabet piyasa ekonomisi ve verimlilikle... Aynı zamanda rekabet zihniyeti değiştiren, bireyi doğuran ve demokrasinin alt yapısını oluşturan tılsımlı bir iksirdir. Bugün üretim biçimi dönüşen, köylülüğün ve esnaflığın çözülmeye başladığı, sanayinin yapısının değiştiği, küreselleşen ve dünyaya daha fazla eklemlenen bir resim var. Ama son durağa daha çok yolumuz olduğunu da eklemem gerek...
AK Parti üzerine bir kitap hazırlamayı neden tercih ettiniz?
AK Parti son dönemin en temel simgelerinden biri... Sosyal bir fenomen.
Türk toplumunun değişimini AK Parti üzerinden gözledim. Aslında bu dönemin sabiti yok, herkes değişiyor ve değiştiriyor. Onun için de sıkıntısı, yanlışı, direnci ve şaşkınlığı bol bir dönem.
Türkiye’de sınıfların oluşmadığını söylüyorsunuz. Sınıflar sizce neye göre belirlenir?
Sınıfları üretim biçiminin dönüşümü yaratır. Bizans, Osmanlı ve daha sonra Cumhuriyet aynı yapıyı ve statükoyu korudu. Bizans ve Osmanlı’daki sermaye birikimini engelleyen, Saray ile küçük köylü ilişkisine dayalı yapı Cumhuriyet’te özünü korudu ama şeklini değiştirdi. Saray’ın yerini devlet bürokrasisi aldı. Ama köylülüğü olduğu gibi korudu. Üretim biçimi değişmeyen bir toplum da hep aynı kaldı. Değişim 24 Ocak ile hissedilmeye, Gümrük Birliği ile hızlanmaya, AB süreci ile de derinleşmeye başladı.
ORTA SINIF GÜÇLENMELİ
Ara sınıfların ortadan kalktığı, sermayenin de git gide daha az insanın elinde toplandığı, dünyada ve Türkiye’de nüfusun iki sınıfa kümelendiği söyleniyor. Ne dersiniz?
Doğru... Zenginin daha zengin, yoksulun daha yoksul olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bu değişim süreci bu tehlikeli yapıyı, orta sınıfları güçlendirerek aşacak. Yaşanan dönem Anadolu sermayesinin geliştiği, küçük ve orta işletmelerin palazlandığı bir dönem, orta sınıflar da bu süreçte toparlanmakta.
AK Parti’ye yoksulların oy verdiğine işaret ediyorsunuz. Bundan çıkarttığınız sonuç nedir?
Söylemek istediğim, bizde klasik anlamda bir burjuvazi ve proleteryanın olmadığı. Emek ile sermaye çelişkisinin yaşanmadığı. Tarihsel sürecin Batı’daki gibi bir nehirden akmadığı. Buralarda farklılık ‘tüketim’ üzerinden şekillenmiş. Batı gibi tüketmeye Batılılık, ilericilik, solculuk, ilericilik, karşıtlığına ise muhafazakárlık, tutuculuk, gericilik denmiş. Marksizm ve Liberalizm gelişmemiş. Irk ve din vurgusu katmerlenmiş. Şimdi görünen şeriat-laik kavgası, aslında tuzu kurular ile yoksullar kavgası. Ama kullanılan sözlük başka. Onu anlatmaya çalışıyorum.
Yazılarda ele alınan Susurluk, 28 Şubat, Şemdinli gibi önemli siyasi krizlerin hiçbirinde hukuk sonuç vermedi. Neden böyle, bu nasıl çözülebilir?
Burada evrensel hukukun taraftarı yok. Devletin taraftarı, hükümetin taraftarı, gücün taraftarı var. Türkiye hukuk üretince ve padişahın yerini alan sivil ve askeri bürokrasi de hukukun denetimine girince düzelebilir.
Siz hangi köşe yazarlarını okursunuz?
Hepsinden haberdar olma gayreti içindeyim.
Ayşe Düzkan - Mehmet Altan ile söyleşi, Star
12.10.2007
|