"Beyaz Saray'daki Tayyip Erdoğan-George W. Bush görüşmesi beklenenden çok daha uzun, iki politikacının kameralar önünde görüntüsü olağanüstü samimi, verdikleri mesajlar da müthiş uyumluydu; demek Irak'a askerî müdahaleye gerek kalmadı" diyebilir miyiz?
Diyebilmemiz gerekirdi, ama diyemiyoruz. Görüşme uzun sürmediği, görüntü samimiyetten uzak, mesajlar da uyumsuz olduğu için değil; tam tersine, Shakespeare'in "Vakit o kadar geç ki, erken bile sayılabilir" aforizması gibi, olayı tersinden okuyup, biz de, "Görüşme o kadar umut verici geçti ki, Irak'a savaş konusunda umutsuz olabiliriz" diyebiliriz.
Zaten politikacılara da itidal böyle durumlarda gerekiyor.
Amerika'nın diplomatik davranış tarzını bilenler açısından, Beyaz Saray buluşmasından çıkan sonuç, hiç kuşkuya kapılmaksızın, "Türkiye'ye yeşil ışık" olarak okunabilir. Üç generalin içinde yer aldığı mekanizma ülkeyi ancak savaşa sürükler. PKK tarafından (veya onun adına) yapılacak yeni bir eylem, Türkiye'yi apar topar Irak'a müdahaleye götürecektir.
"Müdahale edelim" diyenlerdenseniz, sizler için en ideal sonucu Beyaz Saray'da kotarmış oldu Başbakan Tayyip Erdoğan... TBMM'ye ait olan 'savaş açma yetkisi'nin Bakanlar Kurulu'na devredildiğine dair tezkere ile, hükümet, istediği an o yetkiyi kullanabilecek durumda çünkü... Dahası, PKK'yı "Amerika'nın da düşmanı" ilân eden George W. Bush da -gerekirse- askerî müdahale yanlısı olduğunu belli etti.
Bu noktada hepimizin durup düşünmemiz gerekiyor.
PKK, eylemleriyle, Türkiye'yi Irak'a çekmeye çalışıyor. İki hafta üst üste yaptığı kanlı eylemlerle Anadolu'nun dört bir tarafına düşürdüğü ateş Türkiye'de ortamı Irak'a askeri müdahaleye hazırladı. Elinde tuttuğu askerleri serbest bırakmada izlediği yöntem bile gerginliği artıracak biçimdeydi PKK'nın. Bir avuç 'desperado'ya (ölümüne savaşçı) dönmüş olan PKK'lılar için Türk Silâhlı Kuvvetleri'nin Irak'a askerî harekât başlatması, amaçlarına hizmet edecek en önemli gelişme olacaktır.
ABD açısından da durum pek farklı değil. Büyük devletlerin sadakat hislerinden mahrum olduğunu en iyi bilecek tarih bilincine sahip insanlar bizleriz. ABD fazla uzak olmayan bir gelecekte, elini temizleyerek, işgalci güç olarak bulunduğu Irak'tan ayrılacaktır; bunun hazırlığı içerisinde Washington... Kuzeyde kendi eliyle oluşturduğu yerel yönetimin akıbetini herhalde fazla düşünmeyecektir. Buna karşılık, bölgedeki ve Irak'taki ekonomik çıkarlarının korunması ABD'nin birinci önceliği olacaktır.
Türkiye'nin sınırın öte tarafına geçmesiyle başlayacak süreç ABD'ye bunu sağlayabilecektir.
Askerlerini sınırın öte tarafına yollamanın Türkiye için anlamını irdelemeye bile gerek yok; maliyeti hayli yüksek bir maceraya kapı aralayacaktır öyle bir harekât... Ancak mutlaka üzerinde durulması gereken, hatta bizden çok Kuzey Irak'ta yaşayanlar ve her yerde onların çıkarlarını düşünenlerin teemmül etmesi şart olan bir soru var: Türkiye'nin muhtemel sınır ötesi harekâtı, Irak'ın kuzeyinde yaşayanlar için ne anlam taşıyor?
Fazla derin olmayan bir düşünme bile, Beyaz Saray buluşmasında 'yeşil ışık' yakıldığı anlaşılan harekâttan, Türkiye'den sonra en fazla zararı Talabani ile Barzani'nin göreceğine işaret ediyor. Küçük çıkarlar için PKK'ya arka çıkayım derken, bütün dengeleri bozacak müthiş bir müdahaleye çanak tuttukları için, her şeylerini kaybetme ihtimaliyle karşı karşıya gelecek bu muhteşem ikili...
Türkiye'nin ve Irak'ın kuzeyinde yaşayanların bu tehlikeden uzak durması gerekiyor; bunun ise tek bir yolu var: PKK belâsını Türkiye adına kendilerinin def etmesi ve Ankara ile yakınlaşma yollarının aranması...
Bugüne kadar uluslararası arenada hep yanlış ata oynadı Kürtler, bakalım bu defa altılı ganyanı tutturabilecekler mi?
Fehmi Koru, Yeni Şafak
07.11.2007
|