Yeni sorun: DTP meselesi…

 

Hükümet, Temmuz 2007 seçimleri sonrası karşı karşıya kaldığı ilk ciddi krizi atlatmasını bildi. Daha doğrusu Kürt sorunu ve terör merkezli krizi olabildiğince iyi yönetti.

Evet, kabul etmek gerekir ki, Başbakan Erdoğan ve hükümet, krizin hiçbir anında askeri kurumun öne çıkmasına imkân vermedi. Sorunu askeri bir mesele olmanın ötesinde tanımladı. Dahası "realpolitik" çerçevesinde devletin beklentileri açısından iyi bir sonuç aldı.

Yine kabul etmek gerekir ki, önemli bir badire, derin Irak operasyonu şimdilik kaydıyla olsa da bu yolla savuşturuldu.

Türkiye'yi, iç politikadan dış politik dengesizliklere uzanan risklerle "siyasi karanlık"ın içine çekebilecek bu tuzaktan hükümetin "tepki temposu"nu ayarlayarak uzak durması önemlidir…

Ancak çevrilen sadece "tek bir sayfa"dır, atlatılan tek bir krizdir…

Siyasi şiddet devam ettikçe, Kürt sorunu kanadıkça Türkiye bu tür tuzaklara her zaman açık bir ülke olacaktır.

Siyasi iktidarın her zaman bu kadar soğukkanlı ve basiretli olması mümkün olmayabilir. Asker-sivil ilişkileri her zaman bu denli "uyumlu" görüntü de vermeyebilir. Malum, bu ülkenin temel sorunlarından birisi bu konuda uyumsuzluk meselesidir ve uyumsuzluk Kürt sorunu dahil her unsuru kendisine malzeme yapabilecek kadar derindir.

O zaman hükümetin yapacağı ilk şey, kulağının üzerine yatmamaktır…

Görünen köy kılavuz istemez.

Nitekim son gelişmeler de beklenmedik değildi.

PKK'nın şiddet çıtasını yükseltmesi beklenen bir durumdu.

DTP'nin TBMM'de temsiliyle birlikte gerek Kürt meselesinin, gerek "milliyetçilikler" sorununun ülkenin gündemine ağır ve belirleyici bir şekilde gelmesi, askeri bu yoldan siyasete davet etmesi ciddi bir risk olarak ortadaydı.

Kürt sorununun şu ya da bu şekilde Meclis'te temsili demek aslında bu konuyla yakından uzaktan ilgili tüm tarafların, PKK'dan Barzani'ye tüm kişi ve örgütlerin dolaylı bir şekilde parlamentoda yerlerini almaları anlamını taşıyordu…

Bu gerçekler değişmedi…

Bunlarla birlikte karşımıza çıkan sorun ve soru da doğal olarak olduğu yerde duruyor:

Kürt sorunu hangi istikamete doğru ilerleyecektir?

Siyasete mi yoksa şiddete mi açılan kapı daha geniş olacaktır?

Parlamento bir iletişim alanını mı yoksa bir meydan okuma sahasını mı ifade edecektir?

İşler kötü başladı…

Şiddetin hükümranlığı DTP'yi bir anda Kürt örgütlerinin bağımlı bir değişkeni haline getirdi.

DTP, hemen her aşamada geç kaldı, sembolleri gerçeklerden çok önemsedi, Kürt sorununu temsil etmek yerine Kürt politikasını simgelemeyi tercih etti. Gündemi yönlendireceğine, ona mahkum oldu, dahası meydan okudu ve kamuoyuna hâkim "PKK'nın Meclis'teki temsilcisi" imajını pekiştirdi.

Siyasi öfke şimdi DTP'ye yönelmiş bulunuyor.

Ve DTP üzerinden Türkiye'de siyasi parti ve özgürlükler düzeninin yeni bir yara alması kaçınılmaz görünüyor.

Bu yara şu aşamada DTP'nin davranışlarından kaynaklanmaktadır.

Ancak yakında tetiklenecek DTP'ye yönelik davalar silsilesinin üreteceği içtihatlar da derin yaralar açacaktır.

Bilelim ki, bunlar Türkiye'de demokratik hukuki zeminden geri çark edişin araçları haline gelebilir, getirilebilir. Ve o zaman bunlar herkesin yaraları haline dönüşür.

Özet: Gerçekten kritik bir aşamadayız, DTP'nin kendisine gelmesi kadar, DTP'ye yönelik imha hareketinin durmasında hem Kürt sorunu hem ülke için fayda bulunuyor…

Umarız başta DTP'liler olmak üzere, herkes bu kırılgan durumun, siyasete olan ihtiyacın farkındadır…


Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
09.11.2007