Milliyetçiysen git patent al!

 

İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi iktisat Politikası Anabilim Dalı'nda öğretim üyeliği görevi yanı sıra, köşe yazılarına da devam eden Mehmet Altan Hemen Kitap'tan çıkarttığı 'Eğrisiyle Doğrusuyla AK Parti' kitabı dünden bugüne AKP'yi konu alıyor. Kitap vesilesiyle bir araya geldiğimiz Mehmet Altan'la Türkiye'nin Gündemi üzerine uzun uzun sohbet ettik...
»'Eğrisiyle Doğrusuyla AKP' adında yeni kitabınız basıldı yakınlarda...
AKP başlangıcından bu yana yazdığım yazılardan oluşuyor. AKP ile ilişkilerim, değişime nasıl baktığım... Son 5 yıla nasıl baktığımı içeriyor. Bu konuda yazdığım yazılardan özenli bir şekilde oluşturuldu. Bir de AKP'nin gidişatına, eksi ve artılarına ışık tutmasını istiyorum. Çünkü aynı yanlışları tekrar yaşamak istemediğim için şimdi yayınladım.
»Bu sizin gündeminizdi, Türkiye'nin gündeminde ise operasyon var...
AKP'nin iktidara ikinci kez gelmesiyle ihtiyaç duyulan reformcu, umut veren, dönüşümcü, değişimci bir alanın yaratılmaması ve inisiyatif almaması sonunda go günde terörün yönettiği bir Türkiye haline dönüştük. Bu nasıl oldu? Birincisi AKP'nin AB istikametinden kopması, dünyalaşma hızını kesmesi ve halk desteğine rağmen buna uygun değişim taleplerini yerine getirecek bir enerjiyi pompalayamamasından kaynaklanan bir durum. İkincisi, kendi zaaflarımızı konuşamıyoruz. Sular kesildiği zaman soruyoruz da, askerlerimiz öldüğü zaman sormadığımız zaman nasıl bu kadar rahat öldüler rahatça sorusunu soramadığımızdan çareyi sınır ötesi operasyonda buluyoruz. Sınır ötesi operasyonu terörü bastırmaya yönelik bir harekatın çok ötesinde çok bilinmeyenli bir denklem gibi görüyorum.
»Cumhuriyet mitingleri ile başlayan bir sokak yürüyüşleri geleneği oluştu sanki. Toplum olarak neredeyse çantasında, cebinde bayrak bulundurup, "bir yürüyüş olursa katılırım" modunda dolaşıyoruz. Talepleri noktasında kitlesel hareket eden bir millet mi olduk?
Keşke böyle olsak ama değil. Buranın psikolojik bir savaş metoduyla siyasal milliyetçiliğin bir anda yükseltilebildiği bir toplum. Sivil toplum ya da demokratik bir hak olarak oluşmaktan ziyade, anti-iktidara yönelik oluyor. O zaman bu bir spontane hareketse, AKP'nin bu kadar oy almaması gerekiyor. Spontane bir hareket değilse bu ruhu, bu içe kapanmacı, dünyayla kavgacı, askeri ve savaştan yana, bir öfkeli ve Türkiye'de bir iç kargaşaya yönelik adımlar da atmaya eğilimli durumu kim pompalıyor? Elbette bir kısmını medya pompalıyor. Ama medyayı kim pompalıyor, ona bakmak lazım. Önce bu çocuklar niye ölüyor, onu sormak gerekiyor. Gabbar dağlarında Bolu Komando Tugayı'nın etkin unsurları nasıl pusuya düşürülüyor, nasıl basılıyor, nasıl asker kaçırılıyor bunları sormak gerekiyor.
»Sokaktaki 'bayraklı insan seli' sadece resmi görüş formatı mı? Mesela Hrant Dink'in öldürülüşüne tepki duyan, 1 Mayıs mitinglerine katılan ya da başörtüsü yasağını protesto eden veya YÖK'e hayır diyen öğrenciler da yürüyor mu bu mitinglerde?
Yani bu yürüyenler kim cevabı çok net değil. Ama ben biliyorum ki mesela okullarda bu yürüyüşler olsun diye üniversitelerde imzası çok da belli olmayan muazzam çabalar var. Türkiye'de milliyetçilik söz konusu olduğunda daha ziyade devletin etkin unsurlarının rolü aranmalıdır. Bu yürüyüşlerde, saydığınız kitlelerin olduğu ihtimali zayıf. Siyasal milliyetçilikten yana tavır aldığınız vakit zaten o da ideolojik olarak YÖK'e de, baş örtüsüne de karşı olmuyorsunuz. Siyasal milliyetçilik kendi ülkene bir özeleştiri yapmayı da alıkoyuyor.
»Türkiye'nin operasyon kararlarının arkasında hangi gerçek nedenler var?
PKK kim sorusu da net soru değil. Bu süreç, belki Cumhurbaşkanlığı ya da iç iktidar kavgası da olabilir, AB sürecinin engellenmesi olabilir. Türkiye çıkarlarıyla kürsel çıkarların örtüşmemesi nedeniyle dışarıdan bu tabloyu isteyenler olabilir. Bunların hepsi olabilir. Bunların analizini yapmaktansa bu kadar rahat şehit vermeyecek bir savunma gücünün oluşturulması sorunu çözer. Gabbar'da askerlere saldıranlar cevabı alsaydı Türkiye bu kadar savrulur muydu? Sorunun cevabını bu noktalarda aranmalı.
»K. Irak'a yapılacak müdahalenin bedeli maddi açıdan ne kadar olabilir? Bu sosyal hayatta neye tekabül eder?
Avrupa'da Türkiye imajı tamamen yıkılmış. 5 yıldır kalkınan AB ile müzakere sürecine gelmiş, ekonomik olarak küreselleşen, demokratik reformlar yapmaya yönelik ülke görüntüsü gitmiş. Yeryüzü bunu PKK-Türkiye kavgası olarak algılamıyor, bunu Kürt-Türk kavgası gibi algılıyor. Operasyonun maliyetinden ziyade Türkiye ekonomisinin kırılganlığına ateş edilmesi anlamına gelecek büyük bir çalkantının da nedeni olabilir
»Türkiye'nin bundan önceki gündemi seçim, referandum ve cumhurbaşkanlığıydı. Sizce referandumun yapılması gerekiyor muydu? Oy kullandınız mı?
Referandumda oy kullanmadım. Referandumu çok anlamlı bulmuyorum. Beklentim derlenip toparlanmış, AB standartlarında sivil anayasayla AB sürecinde talep edilen ve çoktandır uykuya yatırılmış reformların hızlandırılmasıydı. İkisinden de beklentimi, go günü aşmasına rağmen alamadım. AKP statükoya reformcuktan daha yakın görüntü veriyor.
»Türbanın Çankaya'da girmesi gündemi epey işgal etti. Sizce karşımızda türbanın girdiği bir Çankaya mı var yoksa Çankaya mı türbana girdi?
Türbanın üstünden cami kışla tartışması yapılmasını Türkiye'yi bir yere götüreceğini sanmıyorum. Türkiye'de sorunlar çözülecekse temel hak ve özgürlüklerle çözülecek. Türban konusunun aşılaması gerektiğini söyleyenler ya da türban mağdurlarının, aynı zamanda vicdani ret'e de karşı çıkmaları yani istemeyenin eline silah almadan da askerlik görevini yapmasını sağlayacak Avrupa'daki sıradan bir hakkın da buranın parçası olmasını istemesi lazım. Hukuksal olarak olaylara bakmazsak, cami-kışla meselesinin içine hapso-lursak bir adım bile ilerleyenleyiz.
»Yıldızsız (sivil) anayasa nasıl yapılır?
Bunu yapmak çok basit. AB, 2000'de Nice kentinde birey ve devlet ilişkilerini Avrupa'da düzenleyen temel haklar şartı oluşturdu. Avrupa Birliği'nin Temel Haklar Şartı'nı anayasamızın başına koyardık, temeli buna dayanırdı.
»Sizce AKP, toplumu 'cemaatin üyeleri' olarak görmelerinin dışında "birey-yurttaş" olarak görebilecek bir zihniyete sahip olabilir mi?
İki AKP var: Birisi değişimden yana, AB'nin farkında olan ve reformları isteyen; biri de buna karşı direnen bir AKP. Bu AKP ikiliğini aşmadıkça işler bir doğrusal çizgide yürümüyor, çok büyük zikzaklar oluyor. Her şey değişiyor. AKP değişiyor, Türkiye değişiyor. Ama bu bir şekilde gelgitlerle oluyor ve netlik yok.
»AKP'den rahatsızlık duyan birçok kesim var ve milletvekillerinin samimiyeti birçok insanı tedirgin ediyor...
AKP'den kuşkusu olanlar kent orta sınıf kadınlar ve Alevilerdir. AKP'nin bu kesimleri dikkate alması gerekiyor. Ama AKP'ye de haksızlık etmemek gerekir. Türkiye Cumhuriyet tarihinin en önemli reformlarını gerçekleştiren, ilk üç yılda Türkiye'nin tahmin edemeyeceği dönüşümleri sağlamış, küreselleştirmiş, büyük atılımlar yapmış bir parti, buna imza atmış bir parti. Yanlışlarını abartıp, başarılarını eksik göstermemek gerekir.
»AKP'yi eleştirel gözlerle de izleyebilen birisiniz ama popüler medya sizi genellikle "AKP'li ikinci Cumhuriyetçi" olarak tanımlıyor...
Türkiye siyasi toplum olduğundan, fikir tutmak anlayışı gelişmemiş, ilkel ve sığ olarak kalındığı için, onların kafasında parti tutmak var. Ben AKP'den önce de vardım. AKP'den sonra da olmaya devam edeceğim. Ben AKP'yi tutmuyorum; kendi fikirlerimin peşinden koşarken AKP'yle yolumun kesiştiği zamanlar oluyor, ayrıştığım zamanlar oluyor. AKP olmadan da önce ben buradaydım ve ortalıkta dolaşıyordum. Onlar Mehmet Altan AKP'ye yakın ya da uzaklık ölçümü yapacaklarına, 25 yıllık fikirlerime bakarlarsa daha iyi anlarlar.
» İnsan hem milliyetçi niteliğe sahip olup hem de İkinci Cumhuriyet savunucusu olabilir mi?
Bu, milliyetçiliğin tanımına bağlı. Dünya milliyetçisi de olabilirsin. İnsanlığa katkı yapmadan milliyetçi olunamaz. Kanı kanla yarıştırmak üstüne bir milliyetçiliğin hiçbir anlamı yok. Milliyetçi olacaksa insanlığa katkıda bulunan bir coğrafyanın unsuru olarak kendi bölgenin bereketini çoğaltmak ve dünyaya yağdırmak gibi bir milliyetçilik anlayışına sahip olunabilir. Milliyetçilik, milliyetçiliğin farkında olmadan insanlığa katkıda bulunmaktır.
» Bu ülkede MHP'ye sadece Türk olduğu için oy veren insanların yanı sıra sadece Kürt olduğu için DTP'ye oy veren insanlar da var. Bu iki milliyetçilikten hangisi daha zararlı?
Milliyetçilik tutunamayanların sandalıdır. Mesleği olmayan, iyi eğitimli olmayan, yeni hayata alışamayan, ezilmiş, horlanmış, hayatla ilişkileri sağlıklı olmayan kitlelerin çıkış yoludur. Kürt ve Türk milliyetçilerini yan yana koyun, ikisinin de hayatla ilişkilerinin yürümediğini, çoğunlukla büyük sosyo-ekono-mik sıkıntıların olduğunu ve bu öfkeyle bir düşman aradıklarını, o düşman olarak da bir şekilde kendi ırklarına ait olmayanları hedef aldıklarını görürsünüz. Milliyetçiysen git patent al, teknoloji üret, Nobel al; insanlığa faydalı ol. Kendine yararı olmayan bir adam vatanını çok sevse ne olur, sevmese ne olur!
* * *
Türkiye'de devlet içinde kavga var
»Militarizme karşısınız. Mahalle baskıları, toplumun Alevilere ya da Kürtlere karşı takındığı tutumlar, töre ve namus cinayetleri... Bu durumda militarizm, acil durumlarda, 'haricen kulla-nılamlabilecek ilaçlar' gibi. Cahil halktan militarist yönetim biraz daha yeğ mi?
Kötümser değilim. Bu halkın istediğimiz düzeye gelmesinin çözüm ve metotları uygulanmadığı için onlardan yararlanılıyor. Bir taraftan daha nitelikli, daha zengin, daha özgür, daha dünyalı olmalarını sağlayan araçlar ve yöntemler ellerinden alınmış ve muazzam bir propagandanın esiri, unsuru, hedefi olmuşlar; bir taraftan da onlardan çok dünyalı bir hareket bekliyoruz. Ama ben Türkiye halkının kış-kırtılmadığı vakit, sağduyusuyla doğruyu bulan bir halk olarak düşünüyorum. Türkiye'de devlet içinde kavga vardır, halk içinde huzursuzluk yok.
»Hükümete genelde AB konusunda kırık not veriyorsunuz. Peki, toplumu AB konusunda nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu, AB'nin anlatılmasıyla da ilgilidir. Medya bu görevi üstlenmiyor, hükümet üstlenmiyor, okullar üstlenmiyor. Mesela okulların girişlerine 3 satırlık "Kopenhag kriterleri nedir?" başlıklı yazılar asılabilir. Halka, enformasyon ve bilgi aktarma işini Türkiye'de yapan kimse yok. AKP bu reformları yaptı ama bırakın halka anlatmayı kendi tabanına bile anlatamadı. AB'nin şu an bir sahibi yok. AB'nin asıl sahibinin halkın olması gerektiğini anlatan da yok.
»İkinci Cumhuriyet Bayramı söz konusu olsa AB'ye girdiğimiz zaman mı olur?
İkinci cumhuriyeti sadece AB ile özleştirmemek gerekir. AB sürecinin daha da fevkinde. AB'ye biz üye olsaydık bu defa da AB'ye katkılarımız nasıl olurdu, AB'nin çözemediği Türkiye problemlerinin de çözümüne katkıda bulunurduk. İkinci Cumhuriyet, Cumhuriyetin demokratikleşmesi, insan odaklı bir toplum sürecini de hızlandırıyor ama İkinci Cumhuriyet, sırf, birebir AB demek değildir.
»İkinci Cumhuriyetin birinci cumhurbaşkanı siz olacakmışsınız gibi söylentilere ne diyorsunuz?
Yeryüzünün mutlu bir vatandaşı olsam bana yeter.
»AKP için son iki aydır sürdürdükleri tutum devam ederse ve AB konusunda çalışan başka bir parti olursa desteğinizin yönünü değiştireceğinizi ifade etmişsiniz. CHP ya da MHP bu konuda tutum değişikliğine giderse...?
Ben değişimin siyasetiyle ilgileniyorum. Değişime siyaset üstünden bakmıyorum. Değişimin siyasette bugün itibari ile, Türkiye'deki köhnemiş zihniyeti, tek parti rejimine, eski anlayışa en sert, en haklı ve en doğru muhalefeti AB'den görüyorum. AB'den yana kim çıkarsa desteğim onundur.


U. Dilek Bozbalak - Mehmet Altan ile söyleşi, Birgün
11.11.2007