'Budala' da kimmiş?

 

Her sabah yaptığım gazete mütalaası bazı yazarlar sayesinde Cem Yılmaz gösterisine dönüşmeye başladı. O kadar komik ve şirin hatalarla örülü yazılar çıkıyor ki gazetelerde, ömrümün uzadığını hisseder gibi oluyorum.

Hele Hürriyet'in "İkinci Cumhuriyetçiler'in korkulu rüyası" olarak takdim ettiği yazar yok mu, her yazısı su gibi ömre bereket; sabah sabah en lezzetlisinden bir kalem pirzola yemiş gibi oluyorum.

Son zamanlarda neredeyse bütün yazılarında kişileri hedef almaya başladı 'korkulu rüya'. (Bu iki sözcüğü karşılayan bir sözcüğümüz vardı, neydi o? Hah 'kâbus'... Ancak, bir insana 'kâbus' demek hoş değil, ben yine Ertuğrul Özkök'ten ödünç alarak 'korkulu rüya' demeye devam edeyim.) Yazısının başlığına koyuyor muhatap aldığı isimleri: Bir gün Hasan Cemal yazıyor, bir başka gün Mehmet Barlas, sonra Mehmet Altan...

Dün baktım, 'Richard Falk'un fitneleri' başlıklı bir yazı ile çıkmış okur karşısına... "Kendisi hakkında olumlu bir izlenimim yok" dediği kişinin Princeton Üniversitesi profesörlerinden olduğunu biliyor, ama o kadar; hakkında 'budala' sıfatını kullanması, 'medrese muallimi' demesi ilginç... Bir başka uygun gördüğü sıfat da 'kiralık yazar'... Ertuğrul Özkök sütun tahsis ettiği dostunun cehaletiyle ne kadar övünse az...

Richard Falk yalnız ABD'nin değil dünyanın en önemli uluslararası hukuk bilginlerinden... Emeklilik çağı çoktan gelip geçtiği halde, ABD'nin ünlü Princeton Üniversitesi ona hâlâ ders verdiriyor. Hayatı hep doğruları savunmakla geçmiş, muhalifliği ön planda olan bir bilimadamı Prof. Falk... Hangi gazete ve dergide yazsa oraya itibar kazandıracak çapta biri...

50 civarında kitabı var ve bunların bir bölümü ('Yırtıcı Küreselleşme Üzerine Bir Eleştiri', 'Küreselleşme ve Din' ile 'Dünya Düzeninin Çöküşü') Türkçeye de çevrilmiş bulunuyor. Eşi Türk olan Prof. Falk sıkça Türkiye'ye geliyor.

Hürriyet'in 'korkulu rüya' yazarının tanımaması doğal, ancak yazısını yazmadan önce tanıyanlara sorabilirdi. Sözgelimi sütun komşusu Gila Benmayor'a... Gila Hanım hemen her gelişinde bu ünlü hocayla konuşuyor ve görüşlerini sütununa da taşıyor.

'Medrese muallimi' demesine bakılırsa, 'korkulu rüya', Richard Falk'u kafası karışıklardan sanıyor. Oysa Musevi asıllı Prof. Falk, kendi bilim alanına giren konularda İsrail Devleti'ni suçlamaktan ve Filistin halkına yaptıkları yüzünden Nüremberg türü bir mahkemede yargılanmaları gerektiğini söylemekten çekinmeyecek kadar ilkeli bir duruşa sahip.

Neymiş Prof. Falk'u 'medrese muallimi bir budala' konumuna düşüren?

Sabah muhabiri ile arasında geçen bir mükâleme... Okuyalım: "ABD Princeton Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Richard Falk, 'AK Parti'yi yeni laik, CHP'yi ise eski laik' olarak niteledi. Hazar Eğitim, Kültür ve Dayanışma Derneği'nin başörtülü kadınlar anketini açıklamak üzere düzenlediği panele katılan Falk, SABAH'ın sorularını yanıtladı.Dinin ritüellerini yerine getirenlerin sadece başı kapalılar olduğunu ileri süren Falk ile görüşme şu şekilde gelişti: SABAH: Konuşmanızda 'Başı açık kadınlar türbanlı kadınlara hassasiyet göstermeli' dediniz. Bunu neye dayandırarak söylediniz? FALK: Mesela sizin gibi dinsizlerin (non-religious) bulunduğu ortamda... SABAH: Benim dinsiz olduğumu nerden biliyorsunuz? FALK: Başınız açık. SABAH: Hayır Müslümanım, bunu da ispatlamak zorunda değilim. Bu benim tercihim. FALK: Peki lafımı geri alıyorum."

Karşılıklı konuşmada zurnanın zırt dediği yer Prof. Falk'un 'non-religious' sözcüğünü Sabah muhabirinin (ve tabii 'korkulu rüya'nın da) 'dinsiz' olarak anlaması. Oysa o sözcük 'dindar-olmayan' anlamına geliyor. Doğru anlamına oturtulduğunda da kimseyi rencide edecek bir tarafı kalmıyor. Hele, 'korkulu rüya'nın şu çıkarsaması bütünüyle havada: "Richard Falk'un hesabıyla, başı açık Türk kadınları dinsiz ise, kadınlarımızın kaç milyonu dinsiz acaba? / Richard Falk'un hiyerarşisine göre: Türbanlılar 'Birinci Sınıf Müslüman', başörtülüler 'İkinci Sınıf Müslüman', başı açıklar ise 'non-religious' yani dinsiz-imansız."

Beni şaşırtan nokta şu: 'Korkulu rüya' ile ideolojik akrabalığı bulunan bazı yazarlar, ısrarla, "Bunlar sahtekâr" diye yaklaşıyor dindar insanlara; argümanları da dindar oldukları halde dinin bazı emirlerini yerine getirmemeleri... Faiz konusuna nasıl yaklaştıklarını hatırlayın. Ya da, seçim öncesinde, AKP'ye dönüp, "Başörtüsü yasağını kaldırmak için kıllarını kıpırdatmadılar" ithamını...

Genç muhabir mâzur görülebilir de, çevirileri de bulunan yaşlı başlı birine bu kadar basit bir hata hiç mi hiç yakışmıyor...

Güne iyi başladım, keyfime diyecek yok.


Taha Kıvanç, Yeni Şafak
15.11.2007