| |
Gece yarısından başlayarak dün sabaha karşı Kuzey Irak’taki PKK hedeflerini hedef alan yoğun “hava harekâtı”nı, Türkiye’nin “Irak’taki PKK”ya yönelik “doğru eylem biçimi” olarak görmek gerekiyor.
Ekim ayında TBMM’de çıkartılan “Tezkere” öncesinde ve sonrasında, “Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Irak’a müdahalesi” söz konusu olduğunda, akıllara gelen ya da sokulmak istenen, Kuzey Irak’a “derinliği”ne girişilecek çok büyük çaplı bir “kara harekâtı” idi. Bir tür “işgal” görüntüsü taşıyacak, ayrıca Türkiye’nin “Irak bataklığı”na saplanması ve en önemlisi, dünya çapında bir “Türkiye-Kürtler savaşı”nı tetikleme ihtimalini taşıyan bu tür bir “harekât”ın isabeti konusuda haklı tereddütler ortaya çıkmıştı.
PKK ile mücadele, sabırlı, kısa vâdede örgütün bir “askeri harekât”la ortadan kalkmayacağını idrak eden, “çok yönlü” bir mücadele olmak zorunda. Bu “çok yönlü” mücadelenin elbette bir “askerî yönü” de olmak zorunda. Bu “askerî yön”ün “Irak’taki PKK”ya karşı, esas olarak, Kandil’deki PKK varlığına rahat ettirtmeyecek bir “hava harekâtı” biçimini alması “doğru yol”u benimsemektir.
Böyle ve “sürpriz unsuru”nun ön plâna çıktığı hava harekâtı, “mücadele inisyatifi”ni PKK’ya bırakmadan, mücadeleyi doğrudan “PKK askerî karargâhı”na taşımak anlamını da içeriyor.
Bu noktada önemli olan, harekâtın, Irak’ın kuzeyindeki Kürt yönetiminin etkisi ve denetimi bulunmadığını itiraf ettiği Kandil dağını hedef alması ve dolayısıyla, “Irak’ın egemenliği”ne bir “tecavüz” olarak kesinlikle gösterilemeyeceği. Zaten, PKK ile mücadelenin “siyasi sorumluluğu”nu taşıyan Başbakan Tayyip Erdoğan defalarca ve özellikle Beyaz Saray’da Başkan George W.Bush ile yaptığı görüşmeden sonra da, Türkiye’nin herhangi bir askeri eyleminin “sadece ve sadece PKK’ya yönelik olacağı”nı vurgulamıştı.
Son harekât, bu bakımdan, mücadelenin “siyasi çerçevesi”ne uygun düşüyor.
“Tezkere”, bir yıl süreyle çıkartıldı. Bu bakımdan, her an, her hangi bir ay, herhangi bir gün ve saatte, Kandil ve Kuzey Irak’taki çeşitli PKK hedeflerine bir “hava harekâtı” düzenlenebilir. Son harekât, bunu ortaya koyması ve Türkiye’nin PKK ile mücadelede gündemin dalgalanmalarına göre hareket etmeyeceği, yani “şaka etmediği”ni göstermesi ve Türkiye’nin “caydırıcılık itibarı”nı sağlama alması bakımından da özel bir anlam ifade ediyor.
Cengiz Çandar, Referans
17.12.2007
|