Kandil’i vurmak ne anlama geliyor?

 

Türkiye, içeride ve dışarıda ‘Kış geldi, artık operasyon bahara kalır’ havası oluşmuşken PKK ile mücadelenin sembolü haline gelen Kandil’i vurdu. Üstelik operasyon ihtimalini sadece mevsim şartları değil başka kanaatler de zayıflatmıştı. Mesela, başta ABD ile istihbarat paylaşımı olmak üzere ciddi ve etkili bir uluslararası destek sağlanmışken Türkiye’nin, operasyon kartını kullanma riskini almak yerine diplomasiye ağırlık vermekle yetineceği varsayılıyordu. Aslında, hükümetin Silahlı Kuvvetler’e operasyon yapma yetkisini verdiği 28 Kasım’da da bu iki şart gerçekleşmişti. Hem kış şartları hakim olmuş, hem de diplomatik üstünlük temin edilmişti. Buna rağmen Kandil’in vurulmuş olması başlı başına yeni dönemin, yeni mücadele politikasının önemli bir işareti olarak kabul edilmelidir. Türkiye için öylesine acelesi olan ve tahammüllerin tükendiği bir sürece girildi ki PKK her zaman, her konjonktürde vurulabilir. Kış, bahar ayırımı artık geçmişte kaldı...

Kandil’e ve çevredeki üç kampa yapılan hava operasyonunun ve bunu destekleyen kara kontrolünün ilk çağrıştırdığı da Türkiye’nin bu kez PKK terörünü etkisizleştirmek için ertelenemez bir kararlılık içinde olduğudur. Böyle olduğu için enstrümanlarını ayrı ayrı değil, hep birlikte kullanıyor. Bir yandan diplomasi, bir yandan eve dönüş çağrısı, bir yandan ekonomik adımlar ve nihayet bir yandan da askeri operasyonlar...

Büyük mesaj, PKK bir şekilde etkisizleştirilmeden harekatın bitirilmeyeceğidir.

Mesajın özü ise, Türkiye’nin bölgede huzur bulmadığı sürece PKK’ya direkt veya dolaylı desteği sürdüren kimseye huzur vermeyeceğidir.

Sonuçta operasyon yapılan toprak resmen Irak devletine, fiilen de Kuzey Irak Peşmerge yönetimi ile ABD’ye aittir. Dolayısıyla üç unsurun da bu konudaki yeni mücadele konseptini anlaması gerekiyor. Başbakan’ın 5 Kasım’daki ABD ziyaretinden sonra yaşanan gelişmeler bunun büyük ölçüde anlaşıldığını da gösteriyor. Özellikle, mesajın özetindeki ‘kimseye huzur vermeme kararlılığı’nın...

Bu konudaki pozitif gelişmeler Genelkurmay Başkanlığı’nın operasyonu duyuran açıklamasına da yansıdı. Daha önce Kuzey Irak yönetimini düşman ve hatta zaman zaman hedef olarak tanımlayan Genelkurmay Başkanlığı dünkü açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

‘Türk Silahlı Kuvvetlerine verilen yetki çerçevesinde icra edilen operasyonlar, askeri ihtiyacın gereklerine göre kararlılıkla devam edecektir. Baştan beri açıklandığı gibi, operasyonlar tamamen PKK/KONGRA-GEL terör örgütüne yönelik olup; Irak’ın kuzeyinde yaşayan halka ve düşmanca harekette bulunmayan yerel gruplara karşı değildir.’

Peşmergeler’in TSK tarafından ‘düşmanca hareket içinde bulunmayan yerel yönetim’ olarak tanımlanması da yeni bir durumdur. Bu cümleyle, Kuzey Irak yönetiminin güvenlik içinde kalması için düşmanca tavır takınmamaya devam etmesi gerektiği de anlatılıyor.

Kandil’in ve en az onun kadar terör sembolü olmuş Zap, Avaşin, Hakurk kamplarının vurulması bir ‘skor operasyonu’ olmanın ötesinde anlam taşımaktadır. Muhtemelen PKK böyle bir saldırıyı uzun süredir beklediği için o kampları boşaltmış ve büyük bir personel kaybı vermemiştir. Ama zaten hedef de örgütün o bölgede faaliyet gösteremeyecek hale getirilmesidir. Artık, ABD ve Kuzey Irak yönetiminin hatta İran’ın da kıskacına girmiş olmasıdır. Nihai amaç oraların artık PKK yurdu olmaktan çıkarılmasıdır ki son operasyon bu açıdan anlamlıdır.

Şimdi, tam da bu atmosferde beraberinde örgüt üyelerini dağdan indirecek adımı atmak gerekiyor. PKK’ya bir hava saldırısından daha ağır hasar verecek darbe budur. Hem de her açıdan daha düşük maliyetli bir darbe... Diplomatik ve askeri adımlarla birlikte örgütü dağdan indirmek ve bölgeyi demokrasiye boğmak eş zamanlı operasyonlar olmalıdır.

star yükseliyor, medya hareketleniyor

Ülke gündemi her zamankinden daha hareketli ve yoğun tartışmalarla heyecan vermeye devam ediyor. Toplum, bir yandan askeri operasyonları, bir yandan bitmek bilmeyen rejim polemiğini izliyor; ekonomiyi, futbolu, sinemayı hararetle tartışıyor.

Ve elbette medyayı... Dahası medya da kendisini konuşuyor ve sektör içindeki değişim sarsıcı bir potansiyel vaat ediyor. atv-Sabah grubunun satılması elbette bu potansiyeli etkileyecek önemli bir gelişmedir. Bütün gazete ve televizyonlar yeni döneme ilişkin tasarımlarını gözden geçirmek ve kendilerini giderek zorlaşan rekabete hazırlamak zorundadırlar.

Biz de kendimizi hazırlıyoruz... star, yeni dönemde rekabetin ve tiraj mücadelesinin en güçlü aktörü olmaya kararlıdır ve bu yolda medyanın son dönemdeki en büyük sıçramasını gerçekleştirmiştir.

Zaman, Hürriyet ve Sabah’ın ardından merkez medyadaki dördüncü büyük güç haline geldik. Satış sıralamasında da ilk gruba çıkarak beşinci sıraya yerleşme başarısını gösterdik. Bununla birlikte yeni mizanpajımız, yeni haber anlayışımız ve en önemlisi de özel haberlerimizle artık bir adım öne çıkan gazeteciliğimiz fark ediliyor. star her geçen gün daha fazla sayıda konuşulan ve tartışılan haberlere imza atıyor. Dolayısıyla, her geçen gün daha fazla okuyucu, daha fazla karar verici star okuyor. Sadece iyi değil, güçlü ve etkili bir gazete olma yolunda kaybedilmiş zamanları da telafi ederek hızla ilerliyoruz. Biz koştukça okur da desteğini esirgemiyor. İyi yolda olduğumuzu ve yükselişimizin devam edeceğini biliyoruz ama rakiplerimizin telaşlı ve kaygılı halleri bu kanaatimizi daha da pekiştiriyor.

Yıllardır çeşitli şekillerde imajı üzerinde spekülasyonlar yapılan star’ın bugün hem satış hem içerik olarak yüksek bir rekabet kapasitesine ulaşması ve sektördeki dağılımda pay sahibi haline gelmesi Türk medyasının kazancıdır. Ticari açıdan adil, sektörel açıdan daha rekabetçi ve mesleki açıdan daha tempolu bir yarış istiyoruz. İyi olanın sadece takdir görmesi değil, hak ettiğini de almasının mümkün olacağı bir medya düzeni istemenin yanlış bir şey olmadığını düşünüyoruz.

Bir kez daha, verdiğiniz destek için teşekkür ederken, bu yükselişin devam edeceğini geldiğimiz yeri korumanın sorumluluğunu taşıdığımızı belirtmek istiyorum.


Mustafa Karaalioğlu, Star
17.12.2007