Barolar Birliği 'kulüp' mü?

 

TÜRKİYE Barolar Birliği 2001 yılında bir "Anayasa Önerisi" hazırlamıştı; şimdi yeni bir "Anayasa Önerisi" daha yayımladı. Aralarında şaşırtıcı farklar var ve bu farkların hukuki gerekçeleri de açıklanmamış.
Barolar Birliği'nin birinci önerisinde "Atatürk milliyetçiliği" ve "milli devlet" gibi terimlere yer verilmemiş, "buna gerek görülmediği", çünkü devletin milli ve üniter oluşunun zaten cumhuriyetin nitelikleri arasında bulunduğu belirtilmişti. Kendi deyimiyle, "daha birleştirici ve bütünleştirici" bir anayasa amaçlanmıştı. Sadece Başlangıç kısmında bir defa "Atatürk ilkelerine dayanan demokratik cumhuriyet" terimi geçiyordu.
Aynı Barolar Birliği'nin yeni metninde ise üç defa Atatürk'ten bahsediliyor; "Atatürk milliyetçiliği" ve "Atatürk ilkeleri" vurgulanıyor. Dahası, bu terimlerin yer aldığı "Başlangıç" kısmının Anayasa metnine dahil olduğu hükmü de yer alıyor.
Dün niye öyle, bugün niye böyle?! Barolar Birliği bir yanlışını mı düzeltiyor? Yoksa "Bugün böyle gerekiyor" diye mi düşünüyor? Siyasi konjonktüre göre anayasa olur mu? "Reaksiyon anayasaları"nı yeterince denemedik mi?

Aydınlanma fermanı!
Anayasal yargı kararlarında "Atatürk ilkeleri" ve "Atatürk milliyetçiliği" konusunda gittikçe liberalleşen tanımlar vardır. Bütün anayasaların başlangıç kısımlarında böyle milli değerlere atıflar yapıldığını görmek mümkündür.
Sorun, TBB'nin siyasi konjonktürden bu kadar etkilenmesi, bu derecede 'politize' olmasıdır.
Zaten yeni metnin "Genel Gerekçe" kısmı, siyasi bir polemik niteliğindedir ve Barolar Birliği'nin ilk taslağındaki 'ideolojisizleştirme' eğilimiyle de tam çelişki halindedir.
TBB'nin taslaklarında "aydınlanma" bir devlet görevi haline getiriliyor! Hukuki hiçbir tanımı olmayan "aydınlama"nın devlete görev olarak yüklenmesi, bu metinlerin nasıl bir siyasi görüşle hazırlandığının göstergelerinden biridir. "Aydınlanma" hukuki değil, tartışmalı bir felsefi terimdir; üstelik, totalitarizme açıktır!
Dünyanın hiçbir demokratik anayasasında "aydınlanma" devlet görevi olarak yer almaz.
Kastedilen bilim ise, "bilim" denilmeliydi.

Meslek kuruluşu
TBB'nin metinlerinde özelleştirme için "kamu yararı" şartının getirilmesi de aynı siyasi tutumu yansıtıyor. "Kamu yararı"nı mahkemeler değil, iktidarlar takdir eder! Devletçi bir iktidar kamulaştırma yapar, liberal bir iktidar özelleştirme...
Anayasal yargı "kamu yararı", yani yerindelik denetimi yapamaz. Kamu yararı şartını koymak, mevcut içtihatların bile gerisinde devletçi bir yaklaşımdır.
Aynı yaklaşımın bir dışavurumu da seçilmişlere güvensizliktir. Bunun bir örneğini, Anayasa Mahkemesi'ne, anayasa değişikliklerini esastan inceleme yetkisi verilmesinde görüyoruz. Mahkemeyi anayasa üstü bir kurul haline getiren bu hüküm, bir geriye gidiştir; hiçbir köklü demokraside yoktur, 'teori'ye de aykırıdır.
Barolar Birliği taslak çalışmalarında bir tek liberal anayasa profesörüne yer vermemekle, baştan siyasi tavır koymuş, ona göre de taslak oluşmuştur.
Böyle bir taslağı CHP hazırlayabilirdi, bir fikir kulübü de hazırlayabilirdi. Ama TBB bir parti veya kulüp değildir, bir meslek kuruluşu olarak anayasa tartışmalarında bu kadar keskin "taraf" haline gelmemeliydi.


Taha Akyol, Milliyet
26.12.2007