Askeri savcının hazırladığı iddianamede en ağır cezayı istediği
Ramazan Yüce gerek ifadesinde, gerek avukatıyla görüşürken "Ben
PKK'nın Dağlıca'ya baskın yapacağını dinledim, katırlarla geldiklerini
termal kamerayla gördüm, hepsini rapor ettim" dedi. Yüce'nin bu sözünü
ettiği raporlar nerede?
Er Ramazan Yüce birliğin telsiz dinleme ve kestirme görevlisi ve
günlük rapor vermek onun temel görevi, bu yüzden "Rapor vermedi"
denemez. Eğer gerçekten vermediyse, bu temel görevini savsaklayan bir
er, çatışma günü bile nasıl hâlâ en kritik mevzideki en önemli görevde
tutulmaya devam edildi?
Yalan söylediğinin anında belgeleneceğini bile bile "Ben PKK'nın
gelmekte olduğunu bildirdim" diyen telsizci er Ramazan Yüce'nin
söylediklerini bu durumda gerçek kabul etmek doğal değil mi? Öyleyse
böyle hayati bir istihbaratı veren bir askerin PKK'lı olduğunu ileri
süren savcı ne kadar inandırıcıdır?
İddianamede er Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtlarından biri olarak
silahını kullanmamış olması gösterildi. O ise ifadesinde "Silahımla
bir şarjör ateş ettim, ama sonra silah şişti" dedi. Silah da ortada
yok ve incelenemedi, o halde Yüce'nin silahını kullanmadığı,
dolayısıyla PKK'lı olduğu nasıl ileri sürülebildi?
PKK'nın rehin aldığı ve şimdi yargılanmakta olan sanıkların hemen tümü
cephanelerinin yetersiz, silahlarının arızalı olduğunu, çatışma
sırasında namlularının şiştiğini söyledi. Savcı ise "Doğru değil,
silahlardan biriyle 174 mermi atılmış" demektedir. 174 mermi atılan
bir silahın şişmesi doğal değil mi?
İddianamede yine Yüce'nin PKK'lı olduğunun kanıtı olarak bir süre önce
arkadaşlarına "Ben sivilde dağa gideceğim" dediği yazıldı. Bu kadar
kritik bir görevdeki bir asker için bu suçlama inandırıcı mı? Bu nasıl
rehavettir ki, bunu söyleyen bir asker üstlerine bildirilmedi ve
baskın anında bile o mevzideydi?
Sonradan, Dağlıca baskını sırasında çatışmanın 36 saat sürdüğü resmen
açıklandı. Bu askerler o 36 saatin hangi diliminde teslim oldu? Eğer
çatışmanın son anlarında teslim oldularsa bu doğal değil mi ve asıl
sorulacak sorunun şu olması gerekmez mi: O saate kadar neden
askerlerin yardımına gidilmedi?
Yok, askerler çatışmanın hemen başında ve er Ramazan Yüce'nin
teşvikiyle teslim oldularsa ve dolayısıyla Yüce gerçekten PKK'lı ise,
başına bunların geleceğini bile bile neden geri döndü? Bu kadar saf
militanları olan PKK, bir tabur askerle korunan bir sınır tepesini
kimseye farkettirmeden nasıl basabildi?
Şu soruyu sormak kamuoyunun hakkı değil mi: PKK'nın burnu dibindeki
bir askeri time, saatlerce süren çatışmaya rağmen neden yardıma
gidilmedi? Er Yüce ve öteki yedi asker, onları kurtarmaya gidildiği
halde "Bizi kurtarmayın" dedikleri için mi "vatana ihanet"e varan
suçlamalarla karşı karşıyadır?
Bir süre önce İran'ın esir aldığı İngiliz askerleri çıkarıldıkları
televizyonda bu sekiz askerden çok daha "yenmez yutulmaz" şeyler
söyledi ama dönüşte serbest kaldı. Devletlerinin saklamak istediği
bir şey olmadığı için olabilir mi?
Taraf
06.01.2008
|