Yapısal sorunlarıyla yaşadığı hareketlilik arasında ciddi mesafeler olan ülkelerden birisidir Türkiye.
Bunun için her an hızla geriye dönebildiği gibi, yine her an ileriye doğru hareket etmeye hazır bir ülkedir. Öylesine ki ileriye atılan her adım, bir diğerini devreye sokar…
Bu adımların atılmasında tek faktör ülkenin karar verici aktörlerini sınırlı da olsa bir değişime iten dış dinamikler değildir.
Ülkedeki "ortak toplumsal beklenti ve talep" de aynı oranda tayin edici bir unsurdur.
Bu önemlidir.
Zira devlet içi çatışmalardan hareketle "toplumu içine hapseden bir siyasallaşma"nın tersini ifade etmektedir.
Kamuoyu zaman zaman zuhur eden 28 Şubat tarzı yönlendirilme girişimlerine duyarsız kalıyor. Dikkatini daha çok değişim meselesini gündeme getiren kurum ve kişilere çeviriyor.
Bu durum "şahin" tabir edilen ya da içe kapanma ideolojisini, kapalı toplum projesini elden bırakmayan kesimlerin önündeki en büyük engellerden birisini oluşturuyor. Zira bu duruma rağmen atılan her adım, o adımı atanın meşruiyetini zedeliyor. Ya da onları bu tür adımları atmaktan alıkoyuyor.
Belli ki, sistemin tehdit ilan ettiği unsurların iktidardan uzakta olduğu, muhalefette bile seslerinin iyice kısıldığı şu günlerde, kapalı toplum gerekçeleri yeterli değil.
Belli ki artık toplumu germeye, açık toplum isteğinden geri çevirmeye ne kumpaslar yetecek, ne şiddet gösterileri…
Çünkü değişim talebi "açık toplum"un altını çizdiği kadar, çatışmadan kaçışın, çatışmayı reddin altını da çiziyor.
Türkiye gibi ülkelerde gergin bir dönemi, bir vesayet sistemini ortadan kaldıran çatışan tarafların hesaplaşmasından çok, toplumun çatışmayı dışlamasıdır.
"Açık toplum talebi" anahtar bir sözcüktür.
12 Eylül de dahil olmak üzere her askeri dönemden sonra yükselmiştir bu talep.
Türkiye'nin durduğu yer Susurluk depremi süzgecinden geçmiş, birey-devlet ilişkisini kavram düzeyinden somuta indirmiş, talepkâr bir noktadır.
Bugün bu hatta toplumun ve siyasetin devlete egemen olacağı bir noktaya doğru ilerliyoruz.
Bu siyasetin iki yönü var:
1. Kürt, terör ve türlü yasaklar meselesini kuşatan toplumsal değişimi taşımak ve amaçlarını tanımlamak.
2. Bu değişimin araçlarını kurgulamak ve kolaylaştırmak; yani toplumsal talepler, evrensel ilkeler ve siyasi kararlar arasındaki karşılıklı etkileşimi, etik ve katılımı merkeze alarak gerçekleştirmek.
Bu ikisinin bir bütün oluşturabilmesi ülkenin yeni değişim hamlelerine doğru yola çıkabilmesinin ön koşuludur.
Bunun gerçek olabilmesi için ise yaşanan değişimin hem iktidarın koridorlarını, hem diğer siyasi partilerin ruhunu kuşatması şarttır.
Başka bir deyişle farklı aktörlerin ortak siyasi zihniyet üretmeleri, sorun tanımında birleşmeleri, bu tanımı hem Türkiye'ye hem kendi içlerine uygulamaları ileriye doğru yol almak için bir zorunluluktur.
Bu ortak zihniyetin ilk aşamadaki formülü basittir:
Siyasiler, partiler, sorun "işletmecilerde" tezinden vazgeçip, sorun "işletmede" tezine yaklaşmayı bilmelidirler.
Değişim ancak o zaman siyaset tarafından gerçek anlamıyla taşınabilir, ancak o zaman bu taşımanın anlamı olabilir.
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
09.01.2008
|