Hükümet makas mı değiştiriyor?

 

2007 Kasım'ından bu yana Kürt sorunu siyasi gündemin adeta tek maddesi...

Toplumsal ve siyasi tartışmalar, sorunu bastırmaya ve çözmeye yönelik siyasi mekanizmalar, devlet içi dengeler, siyasete yönelik beklentiler, bu sorun çerçevesinde yaşanıyor ve şekilleniyor.

Bu, bir süre daha böyle sürecek…

Türkiye'nin en önemli iki meselesinden birisi, belki de en önemli meselesi Kürt sorunu…

Bu sorun çözülmeden ya da “çözümü yolunda bir ışık belirmeden” yol almanın çok güç olduğu bir döneme girmiş bulunuyoruz…

“Işık” konusunda yol alıyoruz…

Kürt sorununun tanımı ve çözümü açısından “ihtimaller”in çoğaldığı, siyasetin bir ölçüde önünün açık olduğu aşamada olduğumuz muhakkak…

Ekim ayındaki terör patlamasının ardından gelen “diplomatik girişimler ve askeri tedbirler” ilk kez söylem düzeyinde de olsa “demokratik ve siyasi aklın varlığı”yla paralel seyretti.

DTP'ye yönelik kapatma girişimine, DTP'lilerle fezlekelere rağmen, siyasi akıl siyasi beklenti ve umut oluşturarak aşırı ve tepkisel bir toplamsal baskı ortamının doğmasına, otoriter dilin yol almasına engel oldu.

Beklenti açıktı:

Askeri tedbirler ve bölgesel ittifaklar ile dağdakilere yönelik kapsamlı siyaset projelerinin üst üste oturması halinde PKK tecrit edilebilir, silah bırakabilirdi. Onur kırıcı olmayan bir eve dönüş yasası, af mekanizması, DTP'nin üzerinden sürdürülecek bir yumuşama gibi alternatifler tartışılmaya açıktı…

Bu, aslında sadece bir beklenti değil aslında iktidarın niyetine dair ipuçları olarak karşımızdaydı.

Bugün iyice anlaşılıyor ki, ABD'yle yapılan, PKK'ya karşı etkin bir işbirliğine zemin hazırlayan yeni ittifak, sorunun “siyasi açıdan tabileşmesi” üzere temellenmiş…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün Bush görüşmesinde ABD tarafından “uzun dönemli siyasi çözüm”ün telaffuz edilmesi, Güneydoğu'ya yönelik demokratik tedbir ve adımlar talebi, bu durumu açık bir şekilde ortaya koyuyor…

Evet, yeni dönemde, yeni koşullarla kimi siyasi mekanizmaların iyi çalıştığı apaçık.

PKK'nın dağ kadrosu iyi sıkışmış ve tecrit olmuş görünüyor. DTP üzerinde demokratik bir talep ve baskı mekanizması oluştu, bu mekanizma bu siyasi parti içinde ciddi tartışma ve ayrışmalara yol açıyor, diğer ifadeyle “mikro bir Kürt siyasi alanı” olarak DTP kendi içinde -bu tür partilerin tarihinde belki de ilk kez- çoğulculaşma sancıları yaşıyor.

Terör eylemlerine ve askeri harekâta rağmen gerek Güneydoğu'da gerek Türkiye genelinde endişe siyasi umut ve beklentinin gölgesinde kalıyor…

Ama diğer mekanizmalar, diğer ayak bir süredir adeta durmuş ve donmuş durumda…

Siyasi ve demokratik hamleler gecikiyor. Dahası her geçen gün daha az telaffuz ediliyor…

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “siyasi adım zor” demeye başladı.

Başbakan Tayyip Erdoğan yeniden DTP'yi hedef alıyor.

301. madde meselesi yine ertelendi.

Pişmanlık yasası konusunda beklenen adımlar atılmıyor.

Sistem aslına mı rücu ediyor dersiniz?

Eğer öyleyse bu tam bir felaket olur…

Eğer hükümet PKK'nın dağ kadrosunun sıkıştırılmasını Kürt sorunu ve isyanın tükenmesi sanıyorsa gerçekten hayati bir yanılgıya düşer.

Eğer Başbakan şiddet ve terör karşısında metin, kararlı ve dirayetli davranan kamuoyunun bu tavrının siyaset beklentisinden, siyasi çözüm umudundan bağımsız olduğunu düşünüyorsa, bu daha da büyük bir yanılgı olur…

AK Parti sanmasın ki, erkene alınacak yerel seçimlerde Güneydoğu'da arttırılması düşünülen ve artma ihtimali olan oylar DTP gibi yapıları kendiliğinden çözer, kimi talepleri ortadan kaldırır, meseleyi buharlaştırır.

Sorunu yok sayan ya da ekonomik ve kültürel bir duruma indirgeyen bu modelin askeri olanı iflas etmiştir.

Siyasi olanını denemenin manası yok.

İş ciddidir…

Siyaset de öyle…


Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
11.01.2008