| |
Demokrasi, çeşitli ama anlaşılır nedenlerle, iktidardan çok muhalefetteyken öğrenilen bir şeydir. Çünkü insan yoksun kaldığı şeylerin değerini daha iyi anlar.
'İktidar' derken bu bağlamda, hükümet aygıtını, devlet aygıtını elinde tutmaktan çok, toplumda çoğunluk olmayı ve aynı zamanda ve dolayısıyla hükümet ya da devletin parçası olarak, onunla özdeş olarak yaşamayı kastediyorum. Geçmişte, Osmanlı tarihi boyunca, 'Türk-Müslüman-Sünni' nüfusun var oluş koşulları bunlardı. Bu sıfatları taşıyan biri otomatikman devletin içinde yer almıyordu; ama toplumdaki başka öğelere göre, otomatikman, iktidardaydı. Çünkü iktidar da kendini öncelikle 'Sünni-Müslüman' olarak tanımlıyordu.
Yüzlerce yıllık bu süreçte, bu çoğunluk kesiminin öteki öğelerle
ilişkisinde değişiklikler oldu. İlişkinin daha dostane ve hoşgörülü ya da bunun tersi olduğu dönemler yaşandı, ama iktidar ilişkisi değişmedi.
'Bugün pazar/gâvurlar azar' diye bir tekerleme icat etmişseniz, bunu yalnız çoğunluk olarak, çoğunluk olmanın size verdiği güvenle yaparsınız. Gayrimüslimlerin sizin için benzer bir tekerleme uydurması mümkün olabilir, ama bu onların arasında gizli dolaşımda olacaktır. Onlar böyle şeyleri sizin gibi uluorta söyleyemezler, 'Çanına ot tıkama' gibi hoşluklar telaffuz edemezler.
Gayrimüslimlere kadar gitmek de şart değil. Gene aynı yüzyıllarda Sünniler ile Aleviler arasındaki ilişki biçimine bir göz atmak yeter. Bu ilişkinin getirdiği ezikliğin acısı hâlâ dipdiri. AKP'nin bu alandaki çabalarına rağmen, bu birikmiş karşıtlığın iki uçtaki etkilerinin de keskinliğini
yitirmesi epey zaman alacağa benziyor.
'Tek laik ve Müslüman toplum' olduğumuzu hep söyleriz. Buradaki 'laik' sözünün laisizmin evrensel tanımıyla ne kadar uyuştuğu ayrı sorun da, herhangi bir alanda 'tek' olduğunu iddia etmek, epey benzersiz bir konum gerektirir. Biz de, 'benzersiz' olduğumuzu söyleyebiliriz: Cumhuriyet boyunca, gayrimüslim kesimler neredeyse yok olurken, 'Türk-Müslüman-Sünni' kesim, 'Türk' vurgusu durmadan artarak, toplumun mutlak çoğunluğu haline geldi; buna karşılık, iktidarla ilişkisinde, Osmanlı yüzyıllarının rahatını, güvenini sürdüremedi. Bu yeni biçimlenmenin yarattığı sorunları hâlâ yaşıyoruz. Başörtüsü vb. bunun sonuçları. Tabii
şimdi, bu 'iktidar-toplum' ilişkisinde bazı önemli dönüşümlerin olabileceği bir konjonktüre gelmiş durumdayız ve bu da ciddi bir kriz ortamı yaratıyor.
Böyle bir dönüşüm olacak olursa, bu bir 'revanchism' (öncekilerin öcünü almak) çığırı mı açacaktır? Tavır, 'şimdi sıra bizde' tavrı mı olacaktır? Yoksa açılacak yol, şimdiye kadar yürünmemiş yol, yani gerçek demokrasinin, çoğulculuğun, diyalog ve mutabakatın yolu mu olacaktır?
'Azınlık' olarak yaşamak, yaşayana, demokrasinin değerini daha iyi anlama imkânını verebilir, demiştim, en başta. Vermesi zorunlu değildir, başka koşullarla birlikte belirlenir. Ama bu imkân vardır.
Burada gene 'iktidar' ile 'toplum'u ve 'çoğunluk' kavramını ayırmak isterim. 'Siyasetçi'nin dediğim anlamda demokrasiyi kolay kolay sindiremeyeceğini biliyorum. Ama bir yoksunluğun yükünü bizzat çekmiş insanların, demokrasi ve özgürlüğün değerlerine, kendi sorunlarını aşan bir çerçevede sahip çıktığını görmekten çok sevinç duyacağımı saklayamam.
Murat Belge, Radikal
05.02.2008
|