Kemalizme göz süzenler…

 

Anayasa değişiklikleri dün TBMM'de görüşülmeye başlandı. Taraflara, tutumlarına, yargının duruşuna, toplumdaki kabarmaya bakılacak olursa, başörtüsü konusunda uzun, çatışmalı ve tartışmalı bir süreç yaşanacağı ortada.

AK Parti ve MHP'nin sayısal çoğunluğu, muhtemel DTP desteği Anayasa ve yasa değişikliklerinin Meclis'ten geçmesi için yeterli. Bununla birlikte, Meclis onayının ardından başlayacak bir muhtemel yargı süreci sonunda "yasağın ve değişikliklerin öyküsü"nün nasıl sona ereceğini bilmiyoruz…

Bu yasak, bu süreç sonunda kalkabilir ve tartışmalar zaman içinde soğuyabilir.

Tersi de olabilir, yasak bir tür "yüksek yargı-parlamento arası hâkimiyet kavgası" içinde varlığını sürdürebilir, hatta pekişebilir.

Bunun yanında toplumsal ve siyasal tartışmalar Türkiye'yi istenmeyen bir gerginliğe, "askeri vesayet gölgesinin kesifleşmesi"ne doğru bile itebilir.

Nasıl "son"la karşılaşacağımız aslında biraz da bize bağlı…

Zihinlerdeki tıkanıklık ve takıntılar sürdükçe, yasaklara ve yasakçı mantığa itirazlar koşullara bağlandıkça ya da özgürlüklere verilen destek "ama"larla tersten gerekçelendirildikçe önümüzdeki yolun sıkıntılı olacağı açıktır.

Özgürlüğü filli olarak ya da zihniyeti aracılığıyla sadece ya da daha çok kendi talepleri ve varlığıyla ilişkilendiren, kendisi dışında toplumsal kesimleri insanlar, talepler, duyarlılıklarla değil, milliyetçilik, İslamcılık gibi ideolojilerle, toplum dışı kalıplarla ele alan, tehdit ve tehlike gibi militer kavramlarla açıklayan bir anlayış yaygınlaştıkça, "toplumsal tasavvurun sıfır noktası" hüküm sürdükçe sıkıntının büyüyeceği açıktır.

Kürt sorunu ile tesettür sorununun içerdiği yasakları ya da ihtiyaç duyduğu özgürlük kalemlerini karşıt ve rakip hale getiren cemaatçi olduğu oranda ötekinin hakkını cemaatçi talep olarak algılayıp buna savaş açan ilke altına fayda saklayan bir anlayış bu ülkede git gide yayılıyor.

Şunu bilmekte fayda var:

Özgürlük ortamı ne denli toplumsal meşruiyete ihtiyaç duyarsa, yasakçı siyaset dışı hamleler de o denli toplumsal desteğe ve dolaylı meşruiyete ihtiyaç duyar.

Söylememiş olmayalım…

Ve kendimizi kandırmayalım…

Sert siyasi gelişmeleri sanıldığı gibi sadece ve özellikle "zamanlamalar ve yöntemler" üretmez, yapısal sorunlar ve tutumlar üretir…

Örneğin başörtü yasağının kaldırılması konusunda ciddi bir kriz çıkacaksa bu AK Parti ve MHP'nin "yöntem yetersizliği ve katılım eksikliği" üzerine dayalı tutumundan doğmayacaktır.

Her halükârda ve her koşulda başörtüsü yasağı kaldırlmak istendiğinde devlet refleksi sert bir şekilde devreye girmeye adaydır.

Yasak, hazırlanmakta olan Anayasa paketiyle kaldırılsaydı, kriz ihtimali azalmaz, hatta artar, üstelik söz konusu paketi bütünüyle bloke ederdi.

Yasak kaldırma girişimi, YÖK'e yönelik genel düzenlemeyle gündeme getirilseydi tepkiler açısından durum farklı olmazdı.

Kriz açısından belirleyici olan bu yasakçı devlet refleksinin kendisi değildir. Belirleyici olan bu refleksin toplumsal destek ve meşruiyete sahip olup olmayacağı meselesidir. 28 Şubat'ı hatırlayın ya da aksi örnek olarak "2004 Annan Planı Süreci"ndeki Genç Subaylar girişimini hatırlayın… Devletçi ve Kemalist refleksin toplumsal meşruiyete kavuşması ancak cemaatçi bir siyasi kavganın, bireysel özgürlükler bakışı üzerinde hükümranlık kurmasıyla mümkün olur…

Sözüm kimi liberallere ve solun yeni demokratlarına…

Taktiklere, stratejilere geri dönmeyin…

Kemalizm'e göz süzmeyin…

Bu ülkede demokrasinin gelişmesi sadece yasakların kalkması, yapıların değişmesiyle değil, sizin ve zihniyetinizin alacağı yolla yakından ilgilidir.

Mesele topluma, insana, değere dokunmayı bilmektir.

İlkeleri bununla birleştirmektir.

Mesele özgürlük alanını bir bütün olarak, parçalara ayırmadan farklı olanla inşa etmektir.

Hayali toplumlar yerine gerçek toplumla, gelecek zaman yerine şimdiki zamanla konuşmaktır.


Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
07.02.2008