Geçenlerde bir yazı başlığı olarak kullandığım “Kemalizm'e göz süzmek” tabiri çeşitli ellerde çeşitli kullanımlara açıldı.
Sözü üstüne alınan çok oldu. Alınanların, alındıklarına göre, bir bildikleri elbet vardır.
Ama şunu söylemem gerek:
Benim ve benim gibi düşünenlerin “demokrasi sınavından başarıyla geçmiş insanlar”ı Kemalist olmakla itham ettiğimi sananlar, kaba siyasi bir bölünmeden dem vuranlar sadece işi ucuzlaştırmıyorlar aynı zamanda yanılıyorlar.
Ortada böyle bir mesele yok...
“Kemalizm'e göz süzenler” ifadesiyle ya da başkalarınca sarf edilen başka sözlerle, örneğin “tekil bir hak olarak örtü hakkı eşittir cemaat hakkı gibi ilişkilendirmeler”le açılan tartışma bir siyasi kutup tartışması değil, bir “zihniyet ve yöntem tartışması”dır.
Dolayısıyla tartışma sadece “hangi özgürlükler öndedir ya da doğru özgürlük paketi nedir” gibi sıcak siyasi soruların ya da “AK Parti'nin özgürlük anlayışı, Türkiye'nin demokratikleşmesinin teknik-politik koşulları” gibi genel meselelerin etrafındaki pratik bir tartışmadan çok “zaman algısı, toplum tasavvuru, özgürlük tanımı” üzerine kurulu bir zihniyet tartışmasıdır.
Benim açımdan asıl hedef “modernist zihniyet”tir.
Bu zihniyetin ve türevi olan Kemalizm'in, Türkiye'de belli başlı düşünce akımlarının (sol ve liberalizm) ana tortusunu oluşturmaya devam etmesi meselesidir.
Sınır budur.
Tersten söylenecek olursa, yıllardır “özgürlükçü” cenahta yer alan ve mevcut yasağın kaldırılmasındaki yönteme itirazı olanların ne temel olarak Oktay Ekşi vari yasakçı bir tutumları vardır, ne de yasağın koşulsuz kaldırılmasından yana olanların Türkiye'nin demokratikleşmesiyle ilgili olarak parçalı bir bakışları ya da özgürlük tercihleri bulunmaktadır.
Ayrışma ve tartışmalar sanıldığı sadece bölünmelere işaret etmezler.
Aynı zamanda çoğulculaşmaya işaret ederler.
Ayrışma ve tartışmalar sadece gün ışığı aynası görevi yapmazlar.
Aynı zamanda etkileşim mekanizmasına kapı açarlar, nüanslar ve zihniyetler arasında ilişki kurar, düzeltmen işlevi görürler.
Entelektüel üretim, değişim, etkileşimin en önemli ve etkili yollarından birisidir bu.
Tartışma önemlidir.
Tartışmayı ucuzluk içinde ve düz siyasi mantık üzerinden boğmamak gerekir.
Türkiye'de bir “demokrasi havuzu” bulunuyor.
Bu havuzun içinde yer alan insanlar, aydınlar, akademisyenler yıllardır aralarındaki ince ama önemli farklara rağmen ortak siyasi mücadele veriyorlar.
Gün geliyor, “top ve tüfek gücü” karşısında bu bir avuç insanın çıkardığı yüksek ses ülkeye soluk aldırıyor, toplumda akis buluyor, hatta tek “muhalif imkân” haline dönüşüyor.
Gün geliyor bu ses Özkökgiller'in medyatik araçları karşısında toplumsal meşruiyetten siyasi meşruiyete açılan “özgürlükçü bir kapı”nın bizzat “taşıyıcı”sı haline geliyor.
Şu açık: Türkiye'nin 28 Şubat sonrası girdiği yeni toplumsal ve siyasi aşamada, 2000'li yılların başında açılan AB eksenli “siyaset-değişim hamlesi”nde bu havuzun önemli bir yeri işlevi olmuştur.
Bu işlev devam etmektedir ve edecektir.
Bugün yaşanan hayati bir farklılığın görünür hale gelmesi, başlı başına bir tartışma ekseni oluşturmasıdır.
Bu demokratik havuzu yıpratmaz, tersine güçlendirir.
Kemalizm'in tortularından bu tartışmalarla, genç ve arkadan gelen neslin bu tartışmalar içinde sorular sormayı öğrenmesiyle uzaklaşılır.
Bu tartışma “eksik demokrasi sorunu”nun çözülmesine katkıda bulunur.
“Düşüncenin kendisini yeniden üretmesinde değişimle iç içe yaşaması”na kapı açar.
Ne ucuzlatın bu tartışmayı, ne de kişiselleştirin…
Ali Bayramoğlu, Yeni Şafak
16.02.2008
|