Dün sakalını kesen, bugün türbanı savunan...

 

Emre Kongar’ın geçtiğimiz günlerde televizyonda aktardığı anısı epey yankı buldu. YÖK’ün kuruluşundan sonra üniversitede ders vermesi için sakalını kesmesinin zorunlu olduğu tebliğ edilmiş Kongar’a ve ya bu yola sapması ya da istifa seçeneği sunulmuş. Kongar da istifayı seçmiş. “Üniversitede ders vermek için kolumu bile keserim” diyor Kongar, ama bu anti demokratik ve ahlak dışı yöntemi kabullenmemek için istifa etmiş.

Başka akademisyenler ne yapmış peki? Mesela Hürriyet’e hiçbir zaman sakalını kesmeyeceğine dair esip gürleyen bir hoca, ertesi gün berber kolduğunda poz vermiş.

Mehmet Barlas’ın da “Ne kadar acıklı” diyerek dinlediği bu hikaye Türk akademisyenin omurgası ve ahlakı hakkında yeteri kadar ipucu veriyor aslında. 12 Eylül’den sonra Kongar istifayı seçmiş, ama pek çok hoca da sakallarını kesip yola devam etmiş.

Geçmişte sakallarını kesenlerle bugün de türbanın özgürleştirilmesi için bildirilere imza atanlar aynı insanlar mı? Daha doğrusu aynı memur akademisyen mantığının üyeleri mi: Sadece maaş almak için üniversitenin kutsallığını göz önünde bulundurmayan, bu kurumun her türlü siyasi tartışmanın üzerinde olmasını anlamayanlar.

Genelleme yapmak istemem, aralarında çok değerli akademisyenler de var. Kimilerinin neden imza attığını anlamak mümkün. Mete Tunçay gibi bir anıt-hoca yıllardır Kemalizm’le sürdürdüğü sistematik mücadelesinin bir devamı olarak buna da imza vermiş olabilir. Nuray Mert, kendi pozisyonunu “hep muhalif olmak” diye tanımlamış biri, köşesinde AKP’yi işi kaosa sürüklediği için eleştiriyor ama bildiride imzası var. Jale Parla da demokrat geleneğin temsilcisi olduğu için katılmıştır bu gruba diye tahmin ediyorum.

Listeyi kabaca da olsa incelediğimizde ‘A-List’ pek az hocanın imzası göze çarpıyor. Üniversitelerin star hocaları, kamuoyunda tartışmalara yön veren, etki gücü daha fazla olan isimler kendilerini geri çekmişe benziyor.

Prof. Mehmet Altan’ın -üstelik hali hazırda AKP’nin yayın organının başyazarıyken- bu bildiriye karşı çıkması, AKP’nin türbanı bir seçim yatırımı olarak önümüze sürdüğünü açıklaması anlamlı. İmzalamayan akademisyenlerin gerekçelerinden biri bu olabilir, kimileri de çok medyatik bulmuş bu bildiri hamlesini.

Zaten şaşırtıcı olan aslen türbana ya da herhangi bir kılık kıyafet biçimine karşı olmayan hocaların imza atmaması; AKP’nin politikasındaki çarpıklığın daha iyi bir kanıtı olamaz.

Ancak diğer akademisyenlere de şunu sormak meşru: Bu dönemden en fazla rant sağlayanlardan Mehmet Altan bile imza atmıyorsa, siz nasıl olur da atıyorsunuz? Altan’ınki akademik ahlaka uygun bir hareket, peki ya diğerleri?

Dediğim gibi ‘A-List’ değil listedeki isimlerin çoğu. Akademik kariyerleri hangi evrensel ölçülere uyuyor bilmiyoruz. Edirne’nin dışında ne gibi bir geçerlilikleri olduğunu da; dünyada kaç tane akademik yayında referans var adlarına, imzalarına rastlanıyor? Makaleleri, kitapları nerede? Yahut Türkiye’de basılı kaynak olarak ne ürettiler, üniversite üyesi olmanın gereklerinden biri olarak düşünce kapaklarını açacak ne yaptılar, belli değil.

İşte bu gibi “ortalama” akademisyenler yüzünden üniversite sistemi de tam anlamıyla çöktü Türkiye’de. İlk darbeyi YÖK vurmuştu, ardından da YÖK sisteminde yetişen öğretim üyeleri üniversiteyi yok etti. Hiçbir üniversiteden son yıllarda ilginç çalışmalar, raporlar, kitaplar yayınlandığına, Türk fikir hayatına katkıda bulunulduğuna şahit olmuyoruz. Birkaç tane bireysel çaba var o kadar. Dahası, pek çok doktora tezinin “intihal” olduğu biliniyor, hiçbir şey yapılmıyor bu konuda. Bu derece bir çürümüşlük var akademide. Profesörlük unvanı bedavadan dağıtıldı adeta...

Çoğu öğretim üyesi bu sistemden beslendiği için çarpık yapının onarılması için hiçbir çaba sarf etmiyor. Kendilerini Türk standartlarının düşük eşiğinden kurtaranlar zaten dünya üniversitelerine davet ediliyorlar. Kalan ortalamaların ne yeni YÖK tasarısından, ne cemaatleşmeden ne de iktidardan yana hiçbir sıkıntıları yok. Hatta hiçbir düşünceleri yok: Akademide hiçbir “düşünce” üretemeyen kendine nasıl hayat görüşü oluştursun ki?

Amaç belli: Yeni düzende cemaatçiler üniversiteye ele geçirirken olası bir eleme yaşanırsa listede adı olanlar maaş almaya devam etsinler. Küçük şehir üniversitelerinde çok daha belirleyicidir bu durum. Keşke imzalarını makalelere saklasalardı... Maalesef, hocalarımızın çoğu omurgasızdır.

İleride yeni rektörler de atanacak, yavaş yavaş üniversite sistemi yeniden şekillenecek. Bu ortada. Birkaç sene sonra kimlerin hangi üniversitelerde ne görevde olduğuyla bu gibi bildirilerin altındaki imzaları, listeleri karşılaştırmak aydınlatıcı olacaktır.


Oray Eğin, Akşam
18.02.2008