'Yeni ideolojik hegemonya kuruluyor'

 

Haluk Şahin, 'Ötekiler' adlı kitabında liberallerin İslamcılarla girdiği ittifakı ele alıyor. '28 Şubat liberalleri İslamcıların kucağına teslim etti' diyen Şahin, bazı liberallerin AKP yazarı olduğu görüşünde. Şahin, bu karmaşa içinde, belirli kampların dışında kalan 'Ötekiler'e sesini duyurma çağrısı yapıyor
"Ulusalcılar, İslamcılar, liberaller... 'Bunların en iyi ilk on biri hangisi?' diye yazılar yazıldı. Beni o takımlardan hiç birine koymadılar, ben de zaten hiçbirine girmek istemediğimin farkındaydım. Peki ben hangi takımdanım? Ötekiler kateorisinde olduğumu düşündüm. Liberallerle de ulusalcılarla da paylaştığım pek çok nokta var. Sonra Radikal Gazetesi'nde üç yazı yazdım, liberallerin AKP'ye desteği ve onlardan nerelerde ayrıldığıma dair."
Radikal yazarı Prof Dr. Haluk Şahin'in ilgi gören bu yazıları üzerine Milliyet gazetesi için Devrim Sevimay'a verdiği söyleşi, sonra daha da genişledi ve 'Ötekiler' isimli bir kitap oldu. Kitap, 80'lerde Türkiye medyasındaki değişim sırasında yeni entelektüel yıldızların ortaya çıkışından başlıyor ve özellikle bugünlerde AKP'ye destek olan liberalleri ele alıyor. Şahin'e göre onlar iktidarın ışığına kapılıp birer AKP'liye dönüştüler. Şahin, bu koalisyonun Türkiye'de tüm bakış açılarını belirleyen bir 'ideolojik hegemonya' kurma yolunda olduğu tespitini yaparken ekliyor:?" Bütün bu kaos ve hegemonya arayışları arasında hiç de az olmadığına inandığım 'ötekiler'in sesini yükseltmesini arzu ediyorum."
Haluk Şahin'in kişisel duruşuna ve değerlendirmelerine odaklanan kitabın kapsama alanını genişletmek için bir de web sitesi bugünden itibaren yayına geçiyor. Haluk Şahin'in sorulara verdiği yanıtlar şöyle:
Liberallerin 28 Şubat'tan sonra bir araya geldiğini söylüyorsunuz. Liberallerle İslamcıları yakınlaştıran neydi, salt bir özgürlük koalisyonu olamaz mı bu?
Hayır, bu bir manevra alanı arayışıydı. 28 Şubat, liberalleri İslamcıların kucağına teslim etti. 28 Şubat'ta gelen baskılarla bazı liberal yazarların işsiz kalmaları üzerine Yeni Şafak, çok önemli bir jest yaparak bu insanlara bir platform sağladı. Bu işbirliği Recep Tayyip Erdoğan ve Fazilet Partisi içindeki yenilikçi ekibin fikri değişimiyle iktidara doğru yürüyen bir ittifaka dönüştü. Erdoğan'ın hapishanede geçirdiği dört ayın bence ileride Türk siyasi tarihinde önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilecektir. Erdoğan o hapishaneden fikirleri ve ilişkileri baştan aşağıya değişmiş olarak çıktı. Burada kritik faktör Avrupa Birliği'yle (AB) ilgili tutumdu. 28 Şubat'ın kapattığı siyasi manevra alanını AB ile açmak, genişletmek için siyasete atıldıklarında, liberallerle işbirliği yapmaları fevkalade doğaldı. Liberallerin onlara yaptığı büyük katkı, Milli Görüş'ten bu yeni platfoma geçtiklerinde getirdikleri ideolojik bagajın temizliğini ve bakımını yaparak onları Batı pazarında makbul hale dönüştürmeleridir.
Radikal'deki yazılarınızdan birinde 'Siyasette hiçbir şey karşılıksız olmadığına göre, bu kesimin temsilcilerini doğrudan ya da dolaylı olarak ödüllendirmeye çalışmalarına da şaşmamak lazım' diyorsunuz. Ne tür bir ödüllendirme mekanizmasından söz ediyorsunuz?
İktidar esrikliği fevkalade tehlikeli bir şeydir. İnsanların eleştirel bağımsızlığını çok zayıflatır. AKP kuruluşundan kısa süre sonra kendisini tek başına iktidarda buldu. İktidara yakın olmanın getirdiği bir sürü avantaj vardır. Ben o ilişkiyi tamamen maddi çıkarlara bağlayan bir terminolojiyi kullanmamaya özel bir çaba gösteriyorum ama iktidara yakınsanız daha önce yapamadığınız bir takım televizyon programlarını yapabilir, binemediğiniz uçaklara binebilir, davet edilmediğiniz yerlere davet edilebilir, daha önce alamadığınız birtakım bursları, fonları alabilirsiniz. Bunlar zamanla eleştirel duyargalarınızı zayıflatabilir. Üzerinizde bir esriklik bulutu oluşur ve bu sürer. Ama yol arkadaşlığının başında yan yana eşitler olarak yürürken ikinci kısmında sarmaş dolaş ve bağımsızlığı kayederek yürümeye devam etmek mümkün, böyle bir şey oldu.
İslamcı-liberal işbirliği ideolojik hegemonya kurdu mu?
Kurdular demiyorum, kurmak için çok mesafe kat ettiler diyorum. Marx'dan Gramchi'ye, Mills'e pek çok önemli düşünüre çok önemli gözükmüş bir şey bu. Eğer bir toplumda iktidarın elde bulundurulması aynı zamanda bir ideolojik hegemonya meselesiyse, yani sizin toplumla ilgili tanımlarınız toplum tarafından normal görünüyorsa o hegemonyanın sürdürülmesi fevkalade önem taşır. İşte orada entelektüellere büyük rol düşer, o hegemonyanın yerine başka bir hegemonyanın getirilmesi için oluşacak çatlakların ortaya çıkartılması, parçaların kopartılması, egemen hegemonyanın hırpalanması gibi. Orada iktidar mücadelesi farklı enteleküel gruplar arasında, benim deyişimle çeteler arasında çarpışmaya döner. Bundan önce egemen olan geleneksel cumhuriyet muhafızlarının pozitivisit Batı yanlısı temellere dayanan hegemonyasının bir şekilde tasfiye edilmesi gerekiyordu. Bunun için dinsel kurumlar, aile, eğitim sistemi, medya, ordu, ideoloji üreten kurumların ele geçirilmesi ya da tahrip edilmesi için mücadele verilmeliydi. Mesela medyayı ele geçirme operasyonun adım adım ilerlediğini kanıtlarıyla görüyorum. Bu idelojik mücadelede liberal entelektüellere çok özel rol düşüyor. Onlar hem güvenilirlik sembolü olarak vitrine konurken hem de yüksek donanımları ve birikimleriyle eski hegemonyayı alt etmede ön saflarda cephelere sürülebiliyorlar. Diyelim, orduyla ilgili meselelerde.
Orduyla ve Atatürk'le ilgili konularda bu koalisyonun hoyrat davrandığını söylüyorsunuz. Bu aynı zamanda Türkiye'nin kendini sorgulaması, tabuların yıkılması açısından olumlu değil mi?
Elbette. Ben bunların teşhis edilmesi gerektiğini söylüyorum. Eski hegemonyanın her şeyi iyiydi, eyvah onun yerine sahte ve yeni bir versiyonu geliyor demiyorum. Ama çok kapsamlı bir ideolojik değişimin tam ortasında olduğumuzu söylüyorum. Yoksa eski Kemalist ideolojinin, yasaklarla korunmaya çalışılan, artık hiçbir şeyi açıklamayan, tam tersine olayları çarpıtarak görmemize yol açan bir yanı olduğunu, onların tasfiye edilmesiyle yeni düşünce alanları açıldığını da bir aydın olarak sevinerek kaydediyorum.
Son dönemde AKP'yle ordu arasında uzlaşma var sanki. 301, AB gibi konularda adım atılmaması üzerine MHP'yle yapıldığı varsayılan türban uzlaşması gibi... AKP bir cenahla uzlaşırken, diğer taraftan eski müttefiki liberallerle arası açılıyor olabilir mi?
AKP'yle asker arasında bir hava değişikliği oldu. Bu uzlaşının ne olduğunu bilmiyoruz ama önemli ögelerinden bir tanesinin AB faktörü olduğunu düşünüyorum. AB, liberallerin AKP'yi savunmasını hem kolaylaşıran hem de yol arkadaşlığını belirleyen konu. AKP'nin bu konuya mesafe koymaya başlaması, buna karşın türban konusunda MHP'lilerle işbirliğine gitmesi ve gene liberallerin çok kuşkuyla baktığı askerle Güneydoğu'da askeri opsiyona ağırlık vermeleri belirli çevrelerde soru işaretlerine, belirli eleştirilerin baş göstermesine neden oldu. Bu eleştiriler, zannediyorum, bazı liberaller için hayalkırıklığıyla o yol arkadaşlığına son vermeye neden olacak; ama bazıları artık AKP yazarı haline geldi, onlar yerlerinde kalacaklardır.
'Ötekiler'in artık bir araya gelme, bir takım oluşturma zamanı geldi mi?
Bence geldi, hatta geçti bile. Kurumsal olarak, ille siyasi parti şeklinde olması gerekmez bunun. Ötekiler var olmadıkları için bu tartışmalar fevkalade sağlıksız yapılıyor. Yepyeni küreselleşmiş bir dünya var ve artık eski yöntemlerle bir şeyler yapılması mümkün değil. Siyasi, kültürel, entelektüel bir hareket gerekiyor. Benim bu kitapta yapmaya çalıştığım şey sayımızın az olmadığını anlatmak.
Bu sözünü ettiğiniz hareket, kendinizi de öyle tanımladığınız için soruyorum, 'çağdaş sosyal demokrat' çevrelerden çıkacak gibi gözüküyor mu?
Şu anda çok emin değilim ama Türkiye'de öyle bir entelektüel birikimin oluştuğunu sanıyorum. Bu hareketin çağdaş sosyal demokrat bilinç ve yeşillerin bilincinin bir senteziyle ortaya çıkması gerektiği düşüncesindeyim. Elbette çevre, insan hakları konularında çok yüksek hassasiyeti olmalı ama solda olmalı, emekçilerden yana olmalı.

'Pamuk, Nobel'i hak etti ama...'
Kitapta Orhan Pamuk'tan da söz ediyorsunuz. Pazarlama taktiklerinden söz ettikten sonra, her ne kadar 'hak etmiştir' deseniz de, Nobel'i almasını buna bağlamış oluyorsunuz, haksızlık etmişsiniz gibi geldi bana. Orhan Pamuk'u liberallerin sahiplenmesi mi etken oldu acaba?
Hayır, katiyyen. Ben bir kere külli düşünmüyorum, zaten 'öteki' olmak demek külli düşünmemek, her olayı kendi başına değerlendirip çok daha geniş bir çerçevede yerli yerine yerleştirmek demek. Ben bu konuya kitapta dönerek, tavrımın arızi olmadığını ortaya koyuyorum. Onu Türk edebiyat çevreleri parçalamaya çalışırken onu savunan bir tane köşe yazarı vardı, 'Vasatın Saldırısı' diye dört beş tane yazı yazdım, çünkü o zaman Orhan Pamuk'a haksızlık ediliyordu. Ama sonra bence Orhan Pamuk Türkiye'ye haksızlık etti. Nobel'i bu sayede aldı demiyorum, katkısı olmuş olabilir; özellikle avukat Kemal Kerinçsiz ve arkadaşlarının buna katısını hatırdan çıkartmamak gerekir diyorum.


Cem Erciyes - Haluk Şahin ile söyleşi, Radikal
19.02.2008