Batı ülkelerinde yani toplumsal yapıları daha normal olan ülkelerde liberaller güzel bir renk, ses oluşturur ve ne kendilerine ne de topluma zararları dokunur. Türkiye gibi ülkeler koşullarında başka düşüncede insanlar tarafından farklı niyetler uğruna manipüle edilip kullanılabilirler
Liberaller çok iyi tanıdıkları Batı ülkelerinde kendilerini tanımlamak için ‘Yüreği kan ağlayanlar’ denildiğini mutlaka biliyorlardır.
Sosyal konularda kolay üzüldükleri, çözümlere duygusal yaklaştıkları ve toplumsal meselelere adil çözümler için ısrarlı olduklarından muhalifleri tarafından yapılan bu tanımlama bizdeki liberallere hayli uymaktadır.
Bunu söylerken, bu tanımlamadaki tespitlerin olumsuz özellikler olduğunu düşündüğümüzü de sanmayın. Sadece liberallerde biraz saflık vardır. Hem bu evrensel bir özelliktir.
Bir soruna çözümü mantıki olarak ortaya koyduklarında ve adil çözümler önerdiklerinde, toplumda her görüşten insanın doğruyu görüp kendilerine katılacağına inanırlar.
Liberalizm çocuksu bir saflık içerir. İnsana güvenen bir felsefeleri de vardır ve iyimserdirler. Bu tür insanlar hayli inatçı bir yapıya da sahiptirler. Gerçekler onlarla hiç uyum göstermediği zaman bile inatla iyimserliklerini sürdürüp, inatlarına kılıflar bulabilirler ve yola devam ederler.
Bu akımın bir başka özelliği de hiçbir toplumda halkı kavrayıp bir büyük hareket haline gelemeseler de kendilerinden çok bahsettirmeleridir. Çünkü liberaller genelde iyi eğitimli, kültürlü insanlardır ve yazar-çizer takımından olduklarından çok laf üretmekte mahirdirler.
Bütün bunlar çok normal. Batı ülkelerinde yani toplumsal yapıları daha normal olan ülkelerde liberaller güzel bir renk, ses oluşturur ve ne kendilerine ne de topluma zararları dokunur.
Hayırları da olmaz pek ne kendilerine ne de topluma. İyiniyetli bir saflık içinde olduklarından Türkiye gibi ülkeler koşullarında başka düşüncede insanlar tarafından farklı niyetler uğruna manipüle edilip kullanılabilirler.
Türkiye’de bütün bu anlattığım eğilimleri daha da güçlendiren bir de Avrupa Birliği üyeliği konusu var.
Yapılması gereken bir diğer tespit, en görmüş geçirmiş liberalin bile Avrupa Birliği denildiğinde neredeyse tüm eleştirel düşünme yeteneğinin ortadan kalkmasıdır.
Bütün bu özellikler bir araya gelince AKP bu arkadaşları acımasızca kullanabildi. Kullanılanlar arasında ben de varım açıkçası. Çünkü ben de AKP’ye, onda görmek istediğim, olmasını arzu ettiğim özellikleri varmış gibi kabul ederek analizler yaptım ve yazılar yazdım vaktiyle.
AKP hep aynı kaldı. Değişen, iniş-çıkışlar yaşayanlar bizlerdik. AKP’nin Avrupa Birliği’ne üyelik arzusunun türban serbestisi ile sınırlı olacağı yolunda kuvvetli işaretler başından itibaren vardı.
Biz hayatımızın en büyük amacına belki bizi de taşır diye işaretleri görmemeye koşulladık kendimizi ve sonunda gerçek ortaya çıkınca ve duvara toslayınca panikledik. Kimlik krizine çok açık yapımız tekrar ortaya çıktı.
İtiraf etmeliyim ki; bu yazıyı yazmaya öfkeyle oturmuştum. Çünkü liberal arkadaşlarda kendimden de parçalar buluyordum. Kendime kızgınlığımı güya başkalarından çıkaracaktım, özeleştirimi onların üzerinden yapacaktım.
Yazmayı sürdürdükçe haksızlık etmeye başladığımı fark ettim. Kandırma vardır, yanlışlar vardır ortada ama burada liberallerin tecrübesizliği de vardır.
Hiçbir toplumda AKP gibi takiye yapabilen siyasi oluşum belki de olmamıştır yani dünyada liberalizm ilk büyük sınavını Türkiye’de veriyor. Ve büyük ihtimalle bu sınavdan kalacak liberalizm ama dersini iyi almış bir liberal düşünce, bu süreçten daha güçlenerek çıkacaktır. Yani ‘İkinci Cumhuriyet’ düşüncesi hâlâ yaşıyor, yaşamak zorunda. Çünkü sosyalist hareketi maalesef olamayan Türkiye’nin AKP’ye karşı gerçek alternatif oluşturma şansı sadece hâlâ daha onlarda.
Moral bozukluğuna gerek yok, yola devam...
Serdar Turgut, Akşam
20.02.2008
|