Destek vermek istediğimiz bir hareket, yaşam tarzları ile ciddi bir düzenleme yolunda etrafı yakıp yıkmaya başlayınca hem şaşırdık hem daha da önemlisi kırıldık. Bir yenilgi daha mı geldi? Olsun gelsin; biz alışığız yenilgilere ama varılabilecek hedeflere yazık oldu
Ben eskiden dünyadaki haksızlıklara ve eşitsizliklere isyan ederek başkaldırmayı seçmiş bir solcuydum.
Bu geçmişimde çok hata yapmış olabilirim ama hiçbir zaman utanmadım, geçmişimi her zaman iftiharla taşıdım.
Ekonomik konumumun, sosyal şartlarımın bir arada olmamı gerektirmediği insanları, sınıfları düşünüp onların yanında yer almayı, o başkaldıran ruhum nedeniyle öğrendim.
Castro’nun görevinden ayrıldığı günün, Başbakan’ın seçkincilerden bahsetmesine denk gelmesi beni bu geçmişi düşünmeye itti.
Başkaldırımızın ruhunu taşıdığım için ‘Denizler’in idam edildiği gün ağlayabildim, çok arkadaşımın cenazesini düşmanlar sevinmesin diye ağladığımı göstermeden taşıdım.
Yine aynı ruh nedeniyle üniversite kapısından sokulmamaya çalışan türbanlı kızları, kürsü profesörlerini, dekanı ve rektörü karşıma alarak gerektiğinde vuruşmayı göze alarak içeriye aldım ve yine sıkıyönetim zamanı, askerler öğrenci tutuklamaya gelince yine vuruşmayı göze alarak solcu öğrenci kaçırdım, sakladım ve bundan da hayatım boyunca gurur duydum.
Kaçıramadığımız bir kız öğrencimizin birkaç ay sonra hapishaneden çıktıktan sonra işkencenin etkisiyle o bakışını görünce tüm içim ölüverdi.
Başka insanların acısıyla içimizin ölüvermesi ve haksızlığa başkaldırı bizim geleneğimizdir. Ruhumuz tabii ki rötuşlandı, hayat üzerimizden geçti, yaşlanıyoruz ama ruh tamamen ölmez.
İsteyen kızsın, ben hâlâ Marksistim diyebiliyorum. Övünürüm bundan, asil duygular taşıttırır insana.
Bugün ‘Liberaller’ diye damgalananların önemli bir bölümü hayatın üzerinden geçmiş olduğu arkadaşlarımdır.
Lafı güncel siyasete şöyle getirmek istiyorum; ben başkaldırı ruhu taşıdığımdan, isyan etmeyi sürdürmek istediğimden bir zamanlar AKP’ye çok saygı duymuştum. Başbakan’ı da çok sevmiştim. Hele fikirleri yüzünden hapse atıldığı gün sevgim daha da artmış, onu bir siyasi lider olarak değil bir yoldaş olarak görmeye başlamıştım.
AKP biz başkaldıranların yıllardır şikayet ettiği bazı haksızlıkların giderilmesini vaat ediyordu.
Din konusundaki görüş farklılıklarımız bizim için hiç fark etmiyordu.
Özellikle Marksist geleneğinden gelenlerimiz, inanışı yüzünden haksızlığa uğrayanlara sahip çıkmak konusunda rahattırlar, ideolojik bir sorun yoktur bu konuda.
Başbakan belki farkında değil ama o zaman zaman hepimizi kavrayıcı konuşma yaptığında, aslında hayatımız boyunca savunduğumuz bazı ilkelerin ve kavgalarımızın boşa gitmediğini gösteriyordu bize. Hayat bizim üzerimizden geçmiş olabilir ama hayatımız boşa da harcanmamış diyorduk yine de...
Bizim sevgimiz de küskünlüğümüz de güçlü olur. Çünkü tutkularla yaşamayı biliriz biz. Başka şekil elimizden gelmez.
Arada bir sevgimizi, kabartan Başbakan bazen de dışlayıcı, sert tavırlarla küstürüyordu bizi.
Açıkça söyleyelim; hayatları boyunca haklı ama yenilgiye mahkum kavgaların içinde olmak zorunda kalan bizler için, elimizdeki tek sabit şey hayat tarzımızdır. Buna çok önem veririz, ona dokundurmamak isteriz. Faşizmin en koyu olduğu günlerde bile özel yaşamımızın dokunulmazlığını korumuşuzdur.
Şimdi destek vermek istediğimiz, ortak yürüyebileceğimize inandığımız bir hareket, yaşam tarzları ile ciddi bir düzenleme yolunda etrafı yakıp yıkmaya başlayınca hem şaşırdık hem daha da önemlisi kırıldık.
Bir yenilgi daha mı geldi? Olsun gelsin; biz alışığız yenilgilere ama yürünülen yola, varılabilecek hedeflere yazık oldu.
Merak eden olursa diye ben, neden Başbakan’a kırgın olduğumu bugün açıklayayım, içimi dökeyim dedim.
Siyaset aslında çok şahsi bir şeydir, gündelik yaşama ait bir kavramdır. Bugün de hayli şahsileştirmek zorunda kaldık.
Serdar Turgut, Akşam
21.02.2008
|