Yürekleri yangın yeri olmaktan çıkarmalıyız!

 

Televizyon haberlerinde şehit cenazelerini izliyorum. İçim acıyor.
Anaların, eşlerin o haykırışları, çocukların hüzünlü gözyaşları, acısını daha çok içine akıtan, dik durmaya çalışan babaların o kederli halleri, çaresizliği insanın yüreğini parçalıyor.
Şehit cenazeleri böyle...
Bir de öbür taraf var.
Orada da acı ve gözyaşı var.
Bilmiyorum, şimdilerde taziye çadırları kuruluyor mu Güneydoğu'da?..
Kürt analarının acısı televizyon ekranlarına yansımıyor ama adım gibi biliyorum, Kürt anaları da ağlıyor, ağıt yakıyor, haykırıyor dağda ölen çocuklarının arkasından...
Şehit cenazesi...
Taziye çadırı...
Acıları karşılaştırmak olmaz. Yanlıştır acıları mukayese etmek. Belki hepsinde ortak bir şey var:
Ana yüreği...
Tüm ölümlerde ağlıyor o yürek.
Nebahat Akkoç'un şu sözlerini bir kenara not etmiştim:
"Yöntem bu olmamalı. Beni incitiyor açıkçası, '300 terörist öldü' gibi başlıklar. Aklıma hemen 300 anne, 300 baba, 600 çocuk geliyor. Dolayısıyla yeni öfkeler, yeni düşmanlıklar, yeni acılar, yeni yaralar hatırlıyorum. Aynı şekilde asker ölümleri de içimizi yakıyor. Dolayısıyla sorun bu şekilde çözülmez."(*)
Katılıyorum.
Bombayla, silahla çözülmez.
Şiddet, terör çıkmaz yoldur.
Bunca yıldır denendi.
Ve hep şiddet şiddeti doğurdu. Bu kanlı kısır döngüyü kırmaktan başka çaremiz yok.
Bir başka deyişle:
Yürekleri yangın yeri olmaktan çıkarmak zorundayız.
Artık bu topraklar da trajediye doymuştur diye düşünmek istiyorum.
Dökülen bunca gözyaşından sonra, barış ve demokrasi yolunun artık silah ve şiddetle açılamayacağını görmüş olmalıyız diye düşünmek istiyorum.
Çekilen bu kadar acının olgunlaştırıcı etkisi vardır bu ülkede de diye düşünmek istiyorum.
PKK, şiddetten vazgeçmeli.
PKK, terörden vazgeçmeli.
PKK, silahları gömmeli artık.
Devlet, Kürtlerin kimliğine saygıyı esas alan politikaları ciddiyetle uygulamaya sokmalı.
Hükümet, siyasal kararlılığını bu yolda kullanmalı.
100 aydının ortak imzasıyla Cumhurbaşkanı Gül'e verilen mektupta belirtildiği gibi:
"Kürt sorunu sadece şiddet ve asayiş sorunu değildir; kültürel, sosyal, siyasi, psikolojik, insani, ekonomik boyutları olan bir sorundur.
Bu sorun nasıl doğdu, neden bunca yıldır hâlâ sürüyor ve neden uygulanan tüm askeri önlemlere rağmen bunca yıldır çözülemiyor sorularının yanıtını aramak kadar, Türklerin ve Kürtlerin birbirleri hakkında ne düşündüklerini, ne hissettiklerini anlamaları da önemlidir.
Kendimizi diğerinin yerine koyabilirsek birbirimizi anlayabilir, önyargılardan arınabilir ve gerçeği, nasıl ise öyle görmeyi başarabiliriz.
Tanımak yerine tanımlamayı, dinlemek yerine dayatmayı seçmek; 'tek doğru benim doğrumdur' demek gerçekliği sarsar, kırılganlık ve çatışma yaratır.
Biliyoruz ki:
Demokratik açılımların ve barışçı çözümlerin askıya alınması, şiddete bel bağlayanların beklentisidir. Bu bağlamda, Sayın Başbakan'ın ifade ettiği 'silahsızlandırma' kavramının kilit bir rol oynayabileceğini düşünüyoruz.
Dünyanın çeşitli bölgelerinde, sorunu bu kavram ekseninde ele alan yaklaşımlar, şiddeti yöntem olarak benimseyen örgütlerin, çok boyutlu ve aşamalı bir proje çerçevesinde silah bırakmaya ikna edilmelerini hedefler.
Bizler, sosyal ve siyasal düzenlemelerle bütünlenmiş bir programla, şiddet ve terör eylemlerinin kalıcı olarak sona erdirilmeleri konusunda kısa sürede etkili sonuçlar alınabileceğine inanıyoruz."
Ben de inanıyorum.
Yürekleri yangın yeri olmaktan çıkarıp, barış ve demokrasi yolunda yürümek ancak böyle mümkündür.

Hasan Cemal, Milliyet
27.02.2008