“Harekât” üzerine çok şey söylendi. Ama -hiç şüphe yok ki- Deniz Baykal'ın değerlendirmesi çerçevelenip duvara asılacak niteliktedir.
Şu değerlendirme yani: “Bu bir ameliyat. Bu ameliyatı yaparken, yaptığın yerde de parça bırakmayacaksın. (...) Ameliyat bitti denilmekte ama içeride de parça bırakılmaktadır.”
Hiç değilse yakın dönemlerde bir siyasetçinin bu şekilde -yani insanın “kanını donduran” şekilde- ülkenin pek çok bakımdan olduğu gibi siyaseten de başa güreşen bir büyük sorunu hakkında böyle, “operatör”, daha doğrusu “kasap” ağzıyla laf etmesiyle karşılaşmamıştık.
Ne kadar kaba, ne kadar siyaset dışı laflar bunlar... Lafın sahibi “sosyal demokrat” olduğu iddiasında ayrıca...
Bana göre, siyasetten söz ederken tıbbi terimleri araya sokuşturan kişi, hakkında konuştuğu konunun yabancısıdır. Eğer bir ülkede (Türkiye gibi) bu tür benzetmelere sıkça başvuruluyorsa, o ülke de henüz “medeni” bir ülke değildir. Hatırlayın: Ne kadar sık karşılaşıyoruz bu tür benzetmelerle. Bu çerçevede ülkenin başta gelen siyasi hakaretleri içinde “Git psikiyatriste görün!” önerisinin nasıl önemli bir yer işgal ettiğini hatırlayın. “Şizofreni” sözcüğünün -on binlerce şizofreni hastasını son derece inciten-yaralayan bir biçimde- “siyasi analizlerimizde” nasıl bol kepçe kullanıldığını hatırlayın.
* * *
Birkaç gün önce “harekât” çerçevesinde emekli bir general de “Prusyalı general”den söz ediyordu.
Hatırlatmaya Lehigh Üniversitesi (ABD) öğretim üyesi Henri Barkey de katılmış. Barkey, bir panelde yaptığı konuşmada, modern askeri strateji öğretisinin kurucusu sayılan Prusyalı general Carl von Clausewitz'in “savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır” sözüne atıfta bulunduktan sonra , “Türk generalleri, Clausewitz'in iyi birer öğrencisidir” deyip başlamış “harekât”ın başarısını anlatmaya...
Prusyalı general Clausewitz'in ünlü sözü: “Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır.”
Hatırlatmaya gerek yok herhalde; Prusyalı generalin bu ünlü sözünü takdir edenler -Osmanlı'dan başlayarak- bizim ellerde de çoktur... Hem de hemen her cenahtan. Clausewitz'in “Savaş Üzerine” adlı kitabının Lenin'in elinden düşmediğini hatırlatanlar az mıydı bir zamanlar?
Oysa bana sorarsanız, “Prusyalı general” “halt etmiş” derim.
“Savaş” ne münasebetle “siyasetin başka araçlarla devamı” olsun?
Prusya militarizminin zihinleri iğfal eden bu ilkesinin rafa kalkma zamanı gelmedi mi?
Bu zamanda -ister Clausewitz isterse bir başkası- kim söyler ise söylesin, “savaş” ve “siyaset” arasında kurulan bu yanlış-çarpık ilişkinin ancak militarist ruhlara iyi geleceği besbelli değil mi? Ünlü sözün aksine, “Savaş, siyasetin yerine başka araçların geçmesidir” demek daha doğru değil mi? Tabii ki öyle...
* * *
Genelkurmay Başkanı'nın medya kuruluşlarının Ankara temsilcilerine yönelik düzenlediği basın toplantısında “harekât”ın sona erdirilmesine ilişkin sözleri bir temsilci tarafından şöyle aktarılmış:
“Büyükanıt, bitiş tarihinin belirlenmesinde ne ABD, ne de hükümet üzerinden telkin değil, 'ima bile gelmediğini' söyledi.”
Ayrıca hatırlıyorsunuz; Büyükanıt, bunun aksinin ispat edilmesi durumunda, “üniformasını çıkartacağını” da ilan etti. (Açıklamanın bu faslı arada bir “siyasetçi” cephesinde karşılaşılan “meydan okumaları” hatırlattığı için -bence- çok gereksizdi ama neyse...)
Aktardığım haber açıklamanın özünü doğru yansıtıyor. Büyükanıt, haberde geçen “ABD ve hükümet” sözlerini söylememiş olsa da (benim başka yerlerde görebildiğim kadarıyla, Büyükanıt, “içeriden ve dışarıdan” demekle yetinmiş) söz edilen özneler tabii ki onlardan başkası değil.
Şaşırtıcı (çok da değil yani) biçimde, Genelkurmay Başkanı'nın işaret ettiği bu iki “özne”den birisinden bazı yayınlarda söz edilmediğini gözlemledim. Bu “özne”, tahmin ettiğiniz gibi, “içeride” olan, yani “hükümet”ti. Bu sayfalarda, Büyükanıt, sadece “dışarıdan” gelebilecek telkin ya da etkilere kapalı kaldıklarını söylüyordu.
Söz konusu yayınlar bu “makas”ı niçin attılar acaba? Herhalde, okurlarının gözünde “hükümet”i pek de yakışık almayan bir durumda bırakmamak için.
Oysa iş bana kalsa, “hükümet”i korumak için, Büyükanıt'ın “dışarıdan” gelebilecek telkin ya da imalar ile “içeriden” gelebilecek telkin ya da imaları aynı düzleme yerleştirmesine itiraz ederdim.
Haksız mıyım? “Dışarıdan” (ABD) herhangi bir telkin ya da imanın gelmediğini-gelemeyeceğini söylemek ile “içeriden” (hükümet) gelmediğini-gelemeyeceğini söylemek arasında dağlar kadar fark yok mudur?
Var tabii ki... Hükümetin telkini ya da iması (oldu ya da olmadı önemli değil) “dışarı”nın telkini ya da iması ile eşdeğer midir? Yoksa bu harekâta karar veren, amacını ve şümulünü belirleyen hükümet değil midir? Kendisinden “Amerikalı” gibi söz etmek uygun mudur?
Ayrıca dikkat ettim (siz de etmişsinizdir muhakkak), Genelkurmay'ın harekâtın sona erdiğini bildiren yazılı açıklamasında da yer alıyor bu “içeriden ya da dışarıdan” meselesi. Şöyle yani:
”Harekatın başlangıç ve bitiş zamanı tamamen askeri gerekçe ve ihtiyaçlara göre tarafımızdan belirlenmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bu kararına içeriden ya da dışarıdan her hangi bir etki söz konusu değildir...”
Sizi bilmem ama, “içeriden” ve “dışarıdan”ı eşitleyen bu üslup bir vatandaş olarak benim hoşuma gitmedi doğrusu.
“Ne oluyor” dedim işin burasında, “Yoksa general Clausewitz'in ünlü sözünün peşinden mi gidiyoruz?”
“Savaş, siyasetin başka araçlarla devamıdır” diyordu ya Prusyalı...
Kürşat Bumin, Yeni Şafak
05.03.2008
|